|
Pazar, 25 Mart 2007 |
Hangi yoldan gideceğini bilememek, şaşırmak."Çocuklar yollarını kaybetmişler, tam aksi yönde ilerliyorlardı."
Yolunu sapıtmak: Kötü yola düşmek, doğru yoldan ayrılmak."Yolunu sapıtmış şu adamı Allah` tan başka kim doğru yola getirebilir?"
Yolunu yapmak: Bir işi olumlu sonuca ulaştıracak ya da mümkün kılacak girişimde bulunup hazırlık yapmak veya tedbir almak.
Yolu tutmak: Bir yoldan kimseyi geçirmeyecek biçimde düzen kurmak."Askerler tam teçhizatlı yolu tutmuşlar, bekliyorlardı."
Yol yordam: Bir şey, davranış ya da yapışın usul ve kuralları."Madem yol yordam bilmezsin neden kalkışırsın böyle bir işe."
Yorgan gitti, kavga bitti: "Kavga, çekişme, anlaşmazlık nedeni olan şey ortadan kalkınca kavga da sona erdi." anlamında kullanılır.
Yorgunluğunu almak: 1. Yorgun kişi, yorgunluğunu gidermek için dinlenmek. 2. Yorgun birini dinlendirmek.
Yorgunluğunu çıkarmak: 1. Dinlenmek. 2. Yaptığı işten, dinlenmesini sağlayacak iyi bir haber alıp huzur içinde olmak.
Yörüngesine oturtmak: 1. (Uydu) istenilen yerde ve yönde hareket eder olmak. 2. Bir iş yoluna girmek, rayına oturmak.
|