Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Pazar 18-Mayıs-2008 11:11:39
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Sağlık arrow Kalp Sağlığı arrow Gizli Düşman Hipertansiyon
Gizli Düşman Hipertansiyon
Salı, 03 Temmuz 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Gizli Düşman Hipertansiyon
Hipertansiyon Kalp Düşmanı
Türkiye’de her 3 yetişkinden biri hipertansiyon hastası. Daha da önemlisi, 15 milyonu bulan bu hastalardan 3’te 2’si yani yaklaşık 10 milyon kişi hipertansiyon hastası olduğunu bilmiyor. Erken tanı için düzenli tansiyon kontrolü önemli. Hipertansiyon vakalarında ise tedavinin kapsamlı bir şekilde planlanması ve hastanın da yaşam boyu sürecek olan bu plana uyması, hayat tarzını değiştirmesi gerekiyor.

Hipertansiyon, kan damarları içindeki kan basıncının normalden fazla yükselmesidir. Kalbimiz dokuların canlılığı için gerekli olan kanı vücuda kasılma ve gevşeme hareketleri yaparak gönderir. Kalp kasıldığı sırada kalp boşluğundaki kan, atardamar sistemine doğru atılır. Gevşeme hareketinde, kalp yeniden kanla dolar.

Bu işlem periyodik olarak devam eder. Belirli bir anda kanın atardamar duvarlarına yaptığı basınç, tansiyon olarak adlandırılır. Kasılma anındaki tansiyona büyük tansiyon, gevşeme anındaki tansiyona ise küçük tansiyon adı verilir. Bu basınç değerleri, gün içindeki hareketlerimize ve duygularımıza göre değişir; değerler bazen alçalır bazen yükselir. Basıncın sürekli olarak yüksek olması yani hipertansiyon bir hastalıktır ve tedavi edilmesi gerekir.

Hipertansiyon, kendi başına öldürücü değildir; fakat tedavi edilmediğinde sonuçları öldürücü olabilir. Tedavi edilmeyen hipertansiyonun en önemli sonucu kalp ve damar hastalıklarıdır. Kan basıncı yeterince kontrol altına alınamadığında ortaya çıkan diğer önemli sonuçlar ise beyin kanaması ve felç, kalp yetersizliği ve kalp krizi, böbrek yetersizliği, görme kaybıdır.

Kan basıncı kontrol edilemediği takdirde, yüzde 51 oranında kalp yetersizliğine, yüzde 33 oranında inmeye ve yüzde 21 oranında da kalp damar hastalıklarına bağlı olümlere yol açar. Yüksek tansiyon tedavisinin kalp-damar ve böbrek ilişkili yan etkileri azaltma açsından yararlı olduğu ve inme ve kalp hastalığına bağlı ölüm oranlarını azalttığını göstermiştir.

15 MİLYON HİPERTANSİYON HASTASI

Tüm dünyada yaklaşık 1 milyar kişinin hipertansiyondan etkilendiği düşünülüyor.
Ülkemizde yapılan TEKHARF çalışması ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği çalışmasına göre ülkemizde yetişkin olarak kabul edilen 18 yaş üzeri popülasyonda görülme sıklığı % 31.8 olup her üç kişiden biri (erkeklerin % 27.5’inde, kadınların % 36.1’
inde) yani yaklaşık olarak 15 milyon kişi hipertansiyon hastası. Daha da önemlisi, her 3 kişiden 2’si hipertansiyon hastası olduğunun farkında değil.

Çünkü hipertansiyon öyle bir hastalık ki, organ hasarına neden olmadan önce hiçbir belirti vermiyor.

Hipertansiyonu teşhis etmenin tek yönteminin düzenli olarak tansiyon ölçtürmek olduğunu söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi kardiyoloji uzmanı Dr. Ayşegül Karahan Zor, ideal tansiyonun 120/80 mmHg ve altındaki değerler olduğunu; ve 140/90 mmHg’nın üzerindeki değerlerin hipertansiyon olarak değerlendirildiğini bildiriyor.

Dr. Zor, son yıllarda prehipertansiyon (hipertansiyon öncesi) dönemin gündeme geldiğini, buna göre, 120/140 mmHg (büyük), 80/90 mmHg (küçük) arasının artık ‘hipertansiyon öncesi dönem’ olarak değerlendirildiğini söylüyor. Bu hastalara etkili beslenmeye yönelik değişiklikler, azalmış tuz alımı, kilo kaybı, ölçülü alkol alımı ve artmış sebze ve meyve tüketiminden oluşan yaşam tarzı değişiklikleri ve daha sık tansiyon takibinin önerildiğini ifade ediyor.

NEDENİ BİLİNMİYOR

Hipertansiyon vakalarının yaklaşık yüzde 90-95’inde herhangi bir neden bulunmuyor, ancak şişmanlık, sigara, kötü beslenme, ailesel yatkınlık gibi risk faktörlerinden söz ediliyor. Bu grup hipertansiyona birincil (primer) hipertansiyon deniyor. Hipertansiyon vakalarının yüzde 5-10’u ise bir başka hastalığa bağlı olarak ‘ikincil’ olarak gelişiyor. Bu hastalıklar;
Böbrek hastalığı: Böbreğe giden atardamarlarda daralmaya yol açan ya da böbreğin kendi parenkiminde hasara yol açan hastalıklarda hipertansiyon oluşuyor.

Bu durum, renal hipertansiyon olarak adlandırılıyor.
Endokrin hastalıkları: Endokrin sistemi etkileyen hastalıklar kan basıncını da etkiliyor, çünkü böbrek üstü bezlerinden, böbreklerden, tiroid bezinden kaynaklanan çeşitli hormonal bozukluklar, kan basıncını kontrol eden mekanizmaların da bozulmasına neden oluyor.

Bazı ilaçların kullanımı: Bazı ilaçlar, örneğin kortikosteroidler, doğum kontrol hapları, amfetamin türevi ilaçlar, fazla dozda alınan tiroid hormonları, romatizma tedavisinde kullanılan antienflammatuar ve ağrı kesici ilaçlar, soğuk algınlığı ilaçları, iştah kesiciler, bazı antidepresanlar, günde 70-100 ml civarında alkollü içki alınması kan basıncının yükselmesine neden oluyorlar.

Bu ilaçların bırakılması ile kan basıncı normale dönüyor.

Hipertansiyon hastalığını erken dönemde yakalayabilmek için her yaştan bireyin, hiçbir şikayeti olmasa da, en az yılda bir kez tansiyonunu ölçtürmesi gerektiğini söyleyen Dr. Ayşegül Karahan Zor, tansiyon ölçümü sırasında uyulması gereken kuralları şöyle sıralıyor:
“Kan basıncı ölçülmeden önce en az 5-10 dakika dinlenmek gerekir. Tansiyon ölçülmeden önceki son yarım saat içinde ağır egzersiz yapmamış olmak, çay, kahve, sigara ve alkol tüketmemiş tercihen yemek yememiş olmak gerekir.

Ayrıca manşonun büyüklüğü de önemlidir. Doğru sonuç alınabilmesi için manşonun boyu hastaya uygun olmalıdır, manşon içerisindeki şişen kısım kol çevresinin en az % 80’ini sarmalıdır.

BEYAZ ÖNLÜK HİPERTANSİYONU

Dr. Zor, bazı hastalarda evde istirahat halinde iken tansiyonu normal olan kişilerin poliklinikte ölçülen tansiyonlarının yüksek çıktığını belirterek, bu duruma “Beyaz Önlük Hipertansiyonu” adı verildiğini söylüyor.

Dr. Zor, bu durum bazı araştırmacılara göre selim olarak değerlendirlmesine karşın bu hastalarda hipertansiyon ve az da olsa buna bağlı hedef organ hasarının gelişme riskinin mevcut olduğundan hastanın kan basıncının ciddiyetle izlenmesi gerektiğini ifade ediyor.

Hipertansiyon tanısı koymak için tek ölçümün yeterli olmadığını da bildiren Dr. Zor, “Hastanın istirahat halindeyken ölçtüğümüz tansiyonu eğer 140/90 mmHg’nın üzerindeyse, belirli aralarla ölçümü tekrarlarız. Bazen de hastalara kendi tansiyonlarını kendilerinin izlemesini isteriz. Bir hafta boyunca günde birkaç kez, istirahat halinde iken tansiyonunu ölçer.

Hastaya tansiyonunu her gün aynı saatlerde aynı koldan, otururken ya da uzanmış olduğu durumda ölçmesi gerektiğini hatırlatıyoruz. Bu değerler de yüksek çıkarsa hipertansiyon tanısını koyarız” diyor.

HASTAYA KAPSAMLI DEĞERLENDİRME

Tansiyonu yüksek çıkan hastaya kapsamlı bir değerlendirme yapılması gerektiğini söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Suat Altınmakas, bu değerlendirme kapsamında, böbrek fonksiyonlarının tam olarak incelenmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Doç. Dr. Altınmakas, “Hipertansif hastanın değerlendirilmesinde idrarla atılan proteinin tespit edilmesi, kalp fonksiyonlarında bir değişiklik olup olmadığına bakılması, kalp duvarlarında bir kalınlaşma olup olmadığının araştırılması, özellikle erken dönemde diğer organlarda herhangi bir hasar yokken göz dibine bakılması gerekiyor. Göz dibi muayenesi özellikle önemli çünkü, göz dibinde en küçük ve tansiyon yükselmesine en hassas damarlar bulunur.

Hiçbir organda hasar olmasa bile buradaki değişiklikler hipertansiyonun etkilerini ortaya koyar. Eğer organlarda hasar olduysa erken dönemde ilaçla tedaviye başlama yoluna gidiyoruz. Dolayısıyla hipertansiyon tedavisine başlanması, hastaya ilaç verilip gönderilmesi şeklinde gerçekleşmiyor. Hastanın ilk değerlendirilmesi, daha sonraki takipleri son derece önemli” diye konuşuyor.




 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin