| Cuma 29-Ağustos-2008 22:14:33 | (Sözlük 655.580 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| Yaşamın Kıyısında, 60. Cannes Film Festivali'nde En İyi Senaryo dalında ödüle layık görüldü |
| Salı, 29 Mayıs 2007 | |
Eleştirmenler, Fatih Akın’ın senaryosunun insan olmayı ve doğu-batı çelişkisini irdelediğini söylüyor. Hikayenin takdir kazanmasının Akın’ın insancıl bakışı.ALİN TAŞÇIYAN: ORHAN PAMUK JÜRİDEYSE YANLIŞ OLMAZ Senaryo ayrı ayrı kurgulanmış iki paralel öyküyü anlatıyor. Akın bu paralellikleri hem siyasi fon itibariyle, hem kültürel anlamda, hem de ebeveyn-çocuk ilişkileri bakımından kullanıyor. Türk ve Alman kültürlerini birbirlerinin gözünden yorumlatıyor. Filmin insani yanı çok önemli. Kontrastlar bir tarafta Türk, bir tarafta Alman, bir tarafta Avrupa, bir tarafta Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan bir ülke, hatta daha geniş anlamda doğu-batı çelişkisi olarak tabir edilebilir. Bir de refah toplumlarına eleştiri var. Refah yükseldikçe bazı değerlerin kaybolması vurgulanıyor. Bizde henüz o refah düzeyine ulaşılmadığı için değerler de dinamik, insanlar siyasi olarak daha aktif olabiliyorlar, çünkü sorunları daha fazla etlerinde, kanlarında duyabiliyorlar. Ayrıca jüride Orhan Pamuk gibi bir yazar varsa, çıkan senaryo ödülünde bir yanlış olmaz. ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR: HİKAYE İNSAN OLMAYI İRDELİYOR Film kültürler ve kuşaklar arası bir iletişimsizliği vurguluyor. Özellikle doğu-batı üzerine yorumlar getiriyor. Filmde 6 ayrı karakter var, ve bunlar İstanbul, Bremen, Hamburg, ve Trabzon arasında mekik dokuyorlar. Bu bir talih öyküsü ve talihin cilvesi olarka bir şekilde bu karakterlerin yolları kesişiyor. Alman ya da Türk aynı kaderi paylaşıyor. Fatih Akın’ın bütün bu iletişimsizlikleri aktarırken söylemek istediği, hepimizin aynı olduğu, aynı güneş altında aynı insanoğlu olduğu. Sanıyorum senaryonun bu barışçıl niyeti jüriyi cezbetti. Yabancı film eleştirmenleri de Akın’ın hem Türkiye’yi, hem Almanya’yı enerjik bir bakışla eleştirmesine dikkat ettiler. Kısaca Senaryo Emekli dul Ali, fahişe Yeter’le karşılaştığında yalnızlığına bir çözüm bulduğunu düşünür. Ali, Türkiye doğumlu Yeter’e aylık belli bir ücret karşılığında kendisiyle kalmasını teklif eder. Ali’nin oğlu Nejat, babasının bu seçimini onaylamamaktadır. Fakat genç bir edebiyat profesörü olan Nejat, Yeter’in zorluklarla kazandığı paraları Türkiye’de üniversite okuyan kızına gönderdiğini öğrenince ona karşı sıcak duygular beslemeye başlar. Yeter’in ani ölümü baba ve oğulu hem duygusal hem de fiziksel olarak birbirinden daha da uzaklaştırır. Nejat, Yeter’in kızı Ayteni bulmak üzere İstanbul’a doğru yola çıkar. Türkiye’de kalmaya karar verir ve ülkesine dönmek isteyen Alman bir kitabevi sahibi ile evleri değiş tokuş yaparlar. Fakat Nejat 20’li yaşlarında olan siyasi eylemci Ayten’in Türk polisinden kaçarak Almanya’ya gitmiş olduğunu bilmemektedir. Yalnız ve beş kuruşsuz olan Ayten, Alman öğrenci Lotte ile arkadaşlık kurar. Lotte, Ayten’in güzelliği ve siyasi durumuna karşı kayıtsız kalamaz. Lotte, tutucu annesi Susanne’nın pek hoşnut olmamasına karşın, asi Ayten’i evlerinde kalmaya davet eder. Ayten tutuklanır ve aylarca politik sığınma talebinin sonucunu bekler. Talebi reddedildiğinde sınırdışı edilir ve Türkiye’de hapse girer. Lotte tüm tutkusuyla herşeyi bırakıp Ayten’e yardım etmek için Türkiye’ye gitmeye karar verir. Lotte, Ayten’i kurtarmanın düşündüğü kadar kolay olmadığının farkına vardığında, otel masrafından kurtulmak için kiralık oda arayışına başlar. Kitabevindeki tesadüfi karşılaşması Nejat’la ev arkadaşı olmasıyla sonuçlanır. Trajik bir olay Susanne’yı kızının üstlendiği görevi tamamlamak üzere İstanbul’a getirecektir. Susanne ile geçireceği duygusal anlar Nejat’ı, her şeyden elini eteğini çekmiş, Karadeniz’de bir kıyı kasabasında yaşayan babasını aramaya sürükleyecektir. |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|