| Sık Kullanılanlar Listesine Ekle Salı 02-Aralık-2008 18:53:26 (Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| Yoldaki İşaretler |
| Pazartesi, 26 Mart 2007 | ||||
Sayfa 2 toplam 2 BÖLÜM: 8 İSLAM DÜŞÜNCESİ VE KÜLTÜR Müslüman bir kimse inançla, varlıkla ilgili genel düşünce, ibadetler, ahlak ve davranış biçimleri, değerler, ölçüler, prensipler, siyasi, iktisadi ve sosyal kurumları düzenleyen temeller, insani faaliyetlerin dinamikleri ve insani tarihin hareketlerinin yorumu… ile ilgili hakikatlara özgü kılınmış bütün işlerde rabbani kaynaktan başka bir kaynağa başvurma hakkı yoktur. Fakat kimya, fen, astronomi, tıp, zanaat, tarım, yönetim biçimleri, sanatsal çalışma yöntemleri, savaş teknikleri bunlara benzeyen pozitif konularda hem Müslüman hem de gayrimüslim olan birisinden bilgi edinilebilir. Aslında İslam toplumu kurulur kurulmaz bütün bu bilim dallarında bu branşlarda yeterli derecede uzman eleman yetiştirilmesi farzı kifayedir. Çünkü bunlar Allah Rasulü’nün ‘siz dünyanızla alakalı işleri daha iyi bilirsiniz’ mealindeki hadisin kapsamına giren işlerdir. BÖLÜM: 9 MÜSLÜMANIN UYRUĞU VE İNANCI İslam yeni değerler, yeni kabuller ve bunların alınacağı ölçüler getirdiği gibi insanlar arası ilişkiler konusunda da yeni bir düşünce yapısı sunmuştur insanlığa. Herşeyden önce İslam insanı Rabb’ine yöneltmek, onun iktidarını, değer ve ölçülerinde yegane kaynak bellettirmek varlığını ve hayatını O’ndan aldığını, insan arası bağlantılarda ve diğer bağlantılarda tek başvuru kaynağının O olduğunu, bütün bunların O’nun iradesi sonucu meydana geldiğini öğretmek için gelmiştir. Darü’l İslamda, Müslümanı İslam ümmetinin bir üyesi yapan İnanç (akide) biçiminden başka bir uyruğu, bir milliyetçilik anlayışı kesinlikle yoktur. İman bağı sayesinde kabilecilik, milliyetçilik ve bölgecilik asabiyetleri tamamen ortadan kaldırılmıştır. Nitekim Allah Rasulu şöyle buyurmuştur: ‘Bu tür kavramları terkedin artık, çünkü bunlar kokuşmuş kirli kavramlardır.’ O eşine benzerine tarihte rastlanmayan ilk topluluk arasında bakın kimler vardı ve hangi etnik kökeni taşıyorlardı. Hz. Ebubekir Arab asıllı, Bilal Habeşli, Suheyb Yunan asıllı, Selman Fars(İran) asıllı… Bunların hepsi farklı iklimlerin farklı ulusların insanları olmalarına rağmen hepsi birbiri ile kardeş olmuşlardır. BÖLÜM: 10 UZUN SÜRELİ BİR GEÇİŞ DÖNEMİ İslama davet, ilk dönemlerde, bugün olduğundan daha güçlü daha şanslı bir konumda değildi. Aksine o, cahiliyye tarafından yadırganan bir bilinmez, halkının soylu ve iktidar sahiplerince dışlanıp sadece Mekke’nin sınırları içerisinde orasının en güçsüz halkı ile kuşatma altına alınmış, dünyanın her köşesinde garip kalmış bir düşünce, bir hareket idi. Bütün ilkelerini ve geçekleştirmek istediği amaçlarını yadırgayan ultra güçlü imparatorlukların kuşatması altındaydı. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen fikri yönden o gün en güçlü pozisyonda idi. Aynı şekilde bugün de yarın da hep güçlüdür. Onu güçlü kılan hakiki manada unsurlar, bizatihi onun Akide (inanç sistemi) sinin doğal yapısından kaynaklanıyordu. Biz insanları islama davet ediyoruz, çünkü onları gerçekten çok seviyoruz, gerçekten onlar hakkında en hayırlı olanı istiyoruz. Bize onca işkence yapmalarına rağmen, haklarında gerçek niyetimiz budur. Çünkü İslam’a davet edenlerin doğal yapısı (karakteri) budur. Davetin temel dinamikleri de bunlardır. BÖLÜM: 11 İMANIN YÜCELİĞİ Dinden, erdemden, yüksek değerlerden, önemli gayelerden kısaca temiz ve estetik olan her şeyden uzaklaşmış bir toplumda inanan kimse imanını ve dinini kor ateşi elinde tutar gibi tutmak, öylece korumak durumundadır. Ötekiler ise onun bu tutumunu, düşünce yapısını, değerlerini gülünç bulur, onu alaya alır ama bütün bunlar karşısında Mümin onların bu gırgıra almalarına ve gülmelerine karşı metanetini yitirmez, güçsüz olduğu duygusuna kapılmaz. Öteki durumlarda olduğu gibi bu durumda da o gibi kimselere tepeden bakar. İnanan kimse değerlerini, düşüncelerini, ölçülerini insana dayandırmaz. Bu nedenle insanların kendisini yanlış anlamaları karşısında üzüntüye kapılmaz. Allah onun için yeterlidir. Rabbi ile bağlantısı olan hak ölçülerine ve kainatın pınarlarına sahip kimsenin kendisini yalnız hissetmesi, güçsüzlük psikolojisini yaşaması mümkün değildir. SON SÖZ: ALAHIN DİLEDİĞİ MUTLAKA OLUR. Mücadele sürecinde çekilen acılar ve verilen kurbanlar karşılığı olarak değil… kesinlikle… çünkü dünya karşılık verme yeri değildir. Sadece Allah’ın davet görevinin onun takdiri gereğince tebliğ edilmesi onun davasının ilahi yönteminin (şeriat) bizzat kendi seçtiği kullar tarafından onun dilemesiyle yerleştirildiği yerdir. Böylesine bir anlam taşıyan seçilme olayı dünyasal ödül olarak Müminlere yeterlidir. Bu ödül yanında dünyasal nimetler, yaşam boyunca karşılaşılacak sevinçler acılar basit kalır.
Favori olarak işaretleyin
Bookmark
Bunu e-posta ile gönder
Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|
||||
| Son Yenileme ( Perşembe, 29 Mart 2007 ) | ||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|