Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Cuma 25-Temmuz-2008 00:10:39
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow Y arrow Yenilikçi Birey, Zinde Toplum
Yenilikçi Birey, Zinde Toplum
Çarşamba, 21 Şubat 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Yenilikçi Birey, Zinde Toplum
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6
YENİLİKÇİ BİREY, ZİNDE TOPLUM

Yazarın : John W. GARDNER
Yayınevi : İlgi
Baskı : İstanbul / 1990 / 155 shf.

“Toplumumuz ve toplumdaki her şey kokuşmuş”. Bütün bu değişiklikler karşısında insanlar yalnızca hareketsiz gözlemciler olmayıp aynı zamanda değişikliklerin üretiminde yardımcı öğelerdir. Bu kokuşmuşluk değil, dinamizmdir. Toplumlarda gelişmenin ve gerilemenin öğelerini anlamaya başlıyoruz. Fakat toplumsal yenilenme tümüyle bireylere bağlıdır ve bireylerin günümüzde çeşitli sorunları vardır.

Toplum yenilenmeyi başarmak isterse, kabiliyetli insanlar için uygun bir atmosfer oluşturmalıdır. Aynı zamanda toplum yenilenme yeteneğine sahip insanları yetiştirmek zorundadır. Genç kalmanın esnekliği ile öğrenme ve gelişme yeteneğini koruduğumuz sürece kendini yenileme devam edecektir.

19. yüzyılın ünlü aktörlerinden E.A. Sothern, küçük bir çocuğun kendisinden daha büyük çocukların arasında oynamak için katılmak isteyişine tanık olur. Çocuk, aralarına kendisini kabul etmezler diye endişelidir. Diğer çocuklar evlerine dönmeye başladıklarında, Sothern neşeyle, “ Haydi perdenin arkasına saklanalım, bizi görmesinler!” deyince arkadaşı kederli bir şekilde, “ Ya görüpte hiç aldırmazlarsa ?” der. Her sosyal kurumun dikkate alması gereken bir ilke vardır. Toplumların ve örgütlerin yenilenmesi kimselerin bu işi ciddiye almasına bağlıdır.

Modern toplum bireyi frenleyen unsurlarıyla mücadele ettiğimiz sürece, toplumları ve bireyleri yenileten yaratıcı kıvılcımı kaybederiz. Üretken, yenilikçi ve kendini yenileyebilen bireyleri teşvik etmedikçe, dünyadaki en iyi sosyal önlemleri de alsak bize yararlı olmayacaktır. Sonuç olarak, bir takım değerlere gereken önemi vermediğimiz sürece ne kendimizi, ne toplumu ve nede sorunlarla dolu bir dünyayı yenileyebiliriz.

BÜYÜME, ÇÜRÜME VE YENİLENME

Sürekli yenilenen sistem “ Çürümeye karşı oldukça bağışıklık kazanmış, kendini sürekli yenileyen bir toplum düşünelim. Bu topum neye benzeyecektir? Topluma bu bağışıklılığı kazandıran öğeler neler olacaktır.?” öyle bir toplumun tek özelliği uzun ömürlülük olsaydı, bütün çabalarımız son derece olumsuz olurdu. Yenilenmenin sırrını keşfetmiş olan bir toplum ise bir anda daha ilginç ve canlı bir toplum haline gelebilir. Sürekli yenilenebilme, kişiliğin gelişmesini sağlayacak koşullara bağlı olduğundan böyle bir toplum özgür insanın da yaratıcısı olur. Titizlikle yapılan incelemeler sonunda, uygarlıkların yükseliş ve yıkılışlarını açıklamaya çalışan yaygın ve bilimsel teorilerin doğru olmadığı görülmüştür.

Ele alınması gereken, yalnızca toplumların canlılığı olmayıp, kurumların ve bireylerinde canlılığıdır. Bunların hepsi bir birine bağlıdır. Bir hükümet yetkilisi, eski türden bir devlet kuruluşundan söz ederken şöyle diyordu: “Devlet kuruluşu halkın pek fazla dikkatini çekmiyor ve sesiz sedasız bir şekilde uykuya dalıyor. Yönetimde bir değişiklik olduğunda, düzensiz bir şekilde harekete geçiyor. Fakat hiç uyanmıyor.” Her iş adamı bazı firmaların “tetikte” olduğunu bilir. Her üniversite rektörü, bazı akademik bölümlerin olağan üstü bir canlılık içinde olduğunu ve bazılarının da tohuma kaçtığının farkındadır.

Bunlar, beşeri kurumların yükseliş ve yıkılışlarında rol oynayan faktörlerdir. Roma imparatorluğunun çöküşü, eski bir aile işetmesinin iflasa sürüklenmesi ve bir devlet kuruluşunun kendi kırtasiyeciliği içinde yavaş yavaş boğulması gibi olaylar arasında tahmin edilenden çok daha fazla benzerlik vardır. Örgüt veya toplum yaşlandığında ise canlılık kaybolur, esneklik yerini katılığa bırakır. Aynı şekilde çocukta yeni deneyimler kazanmaya açık olmanın bir simgesidir. Her hangi bir şeyi denemek için istekli, korkusuz, sabırsız, meraklı, açık ve en önemlisi bazı kalıplaşmış alışkanlıklar ve tutumlarla engellenmemiş bir durumdadır. Bunu yapmadığı takdirde ise, daima çocuk kalacak ve çevreden gelecek tepkileri karşılamada tamamıyla aciz durumda olacaktır. Bütün bu söylediklerimizin sonunda, karşımıza ne şekilde genç kalınabileceği konusu çıkmaktadır. Ancak şu var ki gençlik, toyluğu ifade eder. Herkes genç olmayı ister ama hiç kimse toy olmak istemez. Ne yazık ki bu ikisi de bir birine sıkı sıkıya bağlıdır. Genç kalmaya çabalayan pek çok kimse bunu bilir. Gelecekte toplum ve bireylerin başlangıçtaki esneklik ve uyum yeteneği azaltan olgunlaşma faktörleridir. Olgunlaşma süreci Amerika”daki öncü toplulukların enerjisini ve maceracı niteliğini azaltmakla birlikte, onları yaşamaya istekli, daha düzenli ve bazı önemli noktalarda da daha güçlü kılmıştır. Kısacası, yeteneklerimizin sınırlandırılmasına ve uyumu güçleştirmesine rağmen, olgunlaştırma sürecini durdurmak istemeyiz.

Bu noktada şu soruyu sorabilirsiniz: “ Öyleyse, bir bireyin (veya bir örgütün yada toplumun) katılaşmada veya ihtiyarlamada olgunlaşmasına imkan yok mudur? Yapılacak olan, bu ikisi arasındaki farkı bilerek yaşlılığın önüne geçmek değil midir?” Her bireyin, örgütün veya topumun olgunlaşması gerekir. Ancak, bu olgunlaşmanın ne şekilde gerçekleşeceği önemlidir. Sürekli yenilenen toplumda olgunlaşan unsur, sürekli olarak yeni buluşlara, yenilemeye ve yeniden doğuşa olanak veren bir sistem veya çevredir. Büyüme ve çürümeye ilişkin düşüncelerimizde, tek bir hayvanın veya bitkinin yaşamını esas alırız. Fide çiçek açma ve ölüm ... “Bir kere açan çiçek ölüme mahkumdur.” Bazı şeyler doğmakta, bazıları gelişmekte ve bazı şeylerde ölmektedir. Yaşamaya devam eden ise sistemdir.”Teşhis edilebilen mevcut hastalıklarla işe başlayıp, henüz bilmediğimiz hastalıkları araştırarak, sürekli olarak kendini yenileyecek bir sistemi ne şekilde kurabiliriz?”

BİRAZ ESKİ, BİRAZ YENİ

Büyüme, çürüme ve yenilenme sürecini modern anlamda ele alırken sürekliliğe ve beşeri kurumların değişimine aynı ağırlığa vermemiz gerekir. Bir çoklarının inandığı gibi, değişim bilinci yalnız 20. yüzyılın tanık olduğu değişim geçirdiğini iddia edemez. Amerikalıların büyük bir çoğunluğu değişimi romantik ve bilinçsiz bir gözle izlemektedir. Niteliğine dikkat etmeksizin her değişimin iyi olduğuna inanmışlardır. “Bu değişim çılgın bir hal aldı. Bu büyüme, bütün değerleri yıkan bir kanserdir.” Yenilenme aynı zamanda değişim sonuçlarını amaçlarımızla aynı doğrultuya getirme sürecidir. Atalarımız otomobili icat ettiklerinde, trafik kurallarını da koydular. Bunların her ikisi de yenilenmenin aşamalarıdır.

Bu bizi Arnold Toynbee tarafından en geniş şekilde tanımlanmış bir kavrama götürür. “ Uygarlaşma, bir durum, bir yolculuk veya bir liman değil, bir yol alıştır.” Gelişme ( ve süreklilik ile değişim arasındaki karmaşık ilişkiye)verilen önem yüzünden liberalizm ve muhafazakarlık gibi modası geçmiş görüşlerin değerleri azalmıştır. Peter Druçker”ın da belirttiği gibi değişimin sarstığı yeni değişiklikler sürekli tehdit altında bulunan bir dünyada korunmanın tek yolu yenilikleri sürdürmektir. İstikrar ancak devamlı değişmeyle sağlanabilir.




 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin