| Sık Kullanılanlar Listesine Ekle Salı 02-Aralık-2008 19:03:30 (Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri |
| Perşembe, 29 Mart 2007 | |||||
Sayfa 3 toplam 3 Hukuki Durumu: Pek çok müellif bu vesikanın dünyada vücuda getirilen ilk anayasa olduğunu savunmaktadır. Bu incelendiği zaman bu modern bir hukuk sistemidir. Anayasa düzenlemesine ait temel esasları eksiksiz olarak ihtiva etmektedir. Yahudi kabilelerinin başına gelen hadiselerde askeri ve hukuki bakımından aşağıdaki neticeleri çıkarmak mümkündür. a- Ahd yapılan devletin sulh bozmasına ilişkin haberlerin öğrenilmesinden sonra kendisine karşı düşmanca tavır takınılması b -Bir ordu kumandanı harb esnasında gelebilecek her türlü tehlikeyi gözden geçirmesi ve gerekli tedbirleri zamanında alması c- Her elçinin yetki verilen hususlarda konuşması diğer hususlarda susması d- Hakem kararını verirken hukuk prensiplerine bağlı kalması tarafların kesin muvafakatını ve rızasını almayı ve diğer musalahalarda sulh önünde bulundurmayı ihmal etmeyecek. e- Bu nazik durumda ve maslahatın gerektirdiği hallerde karara merciği karara verme yetkisini taraflarda güvenini kazanmış olan bir zata veya heyete devredebilecek f- Muahedenin ahdi bozulduğu vakitte harb olduğunu ve onlara karşı ehli harbe ait ahkamın uygulanacağına dair bir tebligat müşahede edilmektedir g- Ahdi bozana karşı imamın tam bir serbestiyete sahip olduğunu dilediğini sürebileceğini, öldürebileceğine cevaz olduğuna şahit oluyoruz. e- Nihayet İslamı kabul edenlerin İslamın himayesi altına girdiklerinde can ve mal emniyetlerini sağladıklarını görmek mümkündür. i- İster kadın isterse kadın olsun yenilen tarafın katledilebileceğine bunların dışındakilerin çocukların, masum kadınların, yeni harbe iştirak etmemiş olanlar katledilmeyecek, esir edilebileceklerine müşahede etmekteyiz. j- Yahudiler Resulün şahsına kastetme girişimleri olmasına rağmen onları sürgün etmemeleri fakat İslam devletine kastetmesi söz konusu olduğu zaman affedilmemeleri dikkat çekicidir. Hudeybiye: Hudeybiye’de imza edilen musalaha dış görünüşü itibariyle bir takım ağır şartlar ihtiva ediyordu. Peygamberimiz ashabı kiramın hoşnutsuzluğuna sebep olan böyle bir musalahayı kabul edip imzalarken kendi iradesiyle mi hareket etmişti. Çoğu alime göre musalahamenin kabulü ve imzalanması vahye dayanmaktaydı ve Hz.Peygamber ashabının üzüntüsünü görünce; Hz.Osman Mekke'ye elçi gider. Şehit edildiği haberi gelince Mekke’deki müslümanlar toplanıp Resullullah’a biat eder; bu vaka İslam tarihinde Beyat-ı Rıdvan diye bilinir ki Cenabı Hakk'ı bile Mehtü senasına mazhar olmuşlardır "müminler ağaç altında sana biat ederlerken Allah o mü'minlerde razı oldu" bu beyat Kureyş tarafında duyulmuş ve sulh müzakerelerine Resul davet edilmiştir. Şartlar ise hicret eden kadınların iadesi gibi çok ağır şartlar içermekteydi. Sonuçları, ise Resulullahın Hudeybiye’ye 400 kişi olarak girmesine karşılık Mekke'ye 10000 kişiyle girmiştir.2 sene içinde artış hızını görmek mümkündür. İşte bunu için Fetih suresince Cenab-ı Hakkın müessir kıldığı Fethi mübin Hudeybiye zaferinin ta kendisidir denilebilir. Çünkü Hz. Peygamberin silahsız, mühimmatsız bir kısım ashabı ile birlikte Mekke’nin harimi dahiline varıp Hudeybiye'yi karargah seçmesi, en azılı düşmanına karşı Beyat'ı Rıdvan yapması ve onları sulh istemeye bırakması en parlak bir zaferdir, kan dökülmeden kazanılan gerçek bir zaferdir. a- Rasul’un(sav) azim ve kararlı tutumu b- Sahabenin Rasul’e sadakatle bağlılığı c- Resul’ün kesinlikle harp etmemek niyetinde bulunması d- Kureyş’in göndermiş olduğu temsilcilerin önünde sahabe bağlılığının gösterilmesi e- Beyat'ı Rıdvan hadisesi f- Kureyş’in daha önce harplerde müslümanların gücünü bilmeleri g- Yapılan harpler neticesinde Kureyş’in zayıf düşmüş olması ve ticaret yollarının kapanması h- Ebu Cehil ve Ebu Leheb gibi elebaşılarının ölmüş olmaları ı-Kureyş kabileleri arasında hoşnutsuzluk baş göstermesi ve Resul’ün Kureyş’e yapmış olduğu yardımı ve tutumu Hudeybiye anlaşmasına zemin hazırlayan sebeplerdendir. Resul’ün Hudeybiye barışından sonuna kadar değişik tavırlar içinde görmekteyiz. Kureyş tarafından gönderilen delegelerin mizacına göre tavır takınmakta kimisine karşı sert, kimisine karşı yumuşak davranmakta ve kararlı tavırlarıyla tam bir şecaat örneği göstermesine rağmen İslamın temel prensiplerini zedelemeden gerekli esneklik göstermesi takdire şayandır. Resulullah’ın Kureyş ile olan münasebetleri siyasi bir vesika ile karara bağlandıktan sonra siyaset ve harp meydanında tam bir canlılık baş göstermiştir. Kısaca söylemek gerekirse Hudeybiye musalahası büyük bir fetihtir. Siyaset sahasında elde edilen fetih ise harp sahasındakinden daha büyüktür. Bunun için cenab-ı hakkın övgüsüne mazhar olmuştur. Netice Hz. Muhammed (sav) risaletinin başlangıcından sonuna kadar 23 sene boyunca mülkün gerçek sahibini tanıtmaya ve onun prensibini yeryüzüne hakim kılmaya çalışmıştır. İnsanları saadet ve selamete çağırırken nice sıkıntılarla karşılaşmış nice binlerce cefa içinde safa nimetini derlemiştir. Kararan kalpleri Kur'an nuruyla aydınlatmış ilahi feyzin bereketiyle mana aleminin hikmetli pencerelerini aramıştır. Ebedi kurtuluşa erebilmeleri için bütün insanlara ve cinlere saadete çağıran ellerini uzatmıştır. Necaşi gibi ona tutulanlar selametle sahile çıkmışlar, Kisra ve Herakliyus gibi ondan yüz çevirenlerde nefislerinin gönüllerine taht kurdukları putları ile birlikte küfür karanlıklarında boğulup gitmişlerdir. Kurtarıcı mesaja kulak verenler sağırlıktan kurtulmuşlar ; hakkın nurunu görenler bir daha kör olmamışlardır. Kalp gözleri açılanlar gönül penceresinden nice binlerce alemi müşahede edebilme nimetini elde edebilmişlerdir. İşte "bütün alemlere rahmet olarak gönderilen" Hz.Muhammed, bütün cihanın ilahi lütfa mazhar olması için çalışmış merhametini Arap ve aceme, ins ve cin herkese ulaştırmaya gayret etmiştir. Davetine icabet edenler kurtuluşa ermiştir, davetinden yüz çevirenlerde bedbaht ve perişan olmuşlardır. Hidayeti istemeyene hidayet verilmez. Doğru yola yönelmeyene yol gösterilmez. Hakkı aramayan onu bulamaz. Haktan yüz çeviren iki cihanda da perişan olur. Resulullah risalet vazifesinin gereği olarak, herkesi Haktan haberdar etmiş fakat kabul edip etmemekte kendilerini vicdanları ile baş başa bırakmıştır. İslam davetini kabul etmeyenlere sulh yapmak üzere elini uzatmıştır. Ancak bundan da yüz çevirenlere haddini bildirmekten başka çare kalmamıştır ki, işte Resulullah’ın yapmak zorunda kaldığı savaşlar, Allah’ın mülkünde onun hakimiyetini teessüsü etmek için vuku bulmuştur. Hz.Muhammed’de her fani gibi vefat etmiş ve ilahi rahmete kavuşmuştur. Ancak Onun risaleti ilk geldiği günkü gibi saf ve tazeliğini muhafaza etmektedir .çünkü onun diğer peygamberlere nazaran farklı ve kıyamete kadar devam edecek bir mucizesi vardır ki oda Allah kelamı Kur’an’dır. Onun ümmetinin her biri ise kedisinin havarisidir(yardımcısıdır). Resulullah’ın uyguladığı metotlarla sulh ve davet görevi kıyamete kadar devam edecektir. İyiliğe çağırılacak ve kötülükten sakındırılacaktır. Resulullah’ın her halinin bütün Müslümanlara örnek olduğu Rab lisanı ile haber verilmiş ve şöylece buyrulmuştur: " Andolsun ki Resulullah ta sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için güzel bir (imtisal) numunesi vardır." Öyle olunca İslamın temelini teşkil eden sulh ve davettede onu kendimize örnek edinmemiz gerektiği gayet tabidir.
Favori olarak işaretleyin
Bookmark
Bunu e-posta ile gönder
Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|
|||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|