Türkçe Bilgi

Sık Kullanılanlar Listesine Ekle
Salı 02-Aralık-2008 18:29:54
(Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow R arrow Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Perşembe, 29 Mart 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Sayfa 2
Sayfa 3

Hakemlerin Dikkat Edecekleri Hususlar:

A- Kelimelerin tek tek incelenip kelimenin tabir ve mufat arasında metinin içinde yeni bir mana çıkmıyorsa inceleme durdurulur. Yeni manalar çıkarsa diğer usullere başvurulur.

B- Burada sözleşmenin mahiyeti, gayesi, hükümleri, hazırlanışı ve kabul ediliş usulü nazar itibara alınır. Yeni mana buna göre biçimlendirilmiştir.

C- Bir vesikayı batıl hale sokan yorum tarzını kusur etmemek prensibi musalahada hal ve şartların icabına göre gerekli tadilat yapılacağına dair. Her hangi bir kayıt ulunmayabilir. Bu gibi durumlarda tadil isteği tarafların her hangi bir tarafından gelebilir. Bu isteğe karşı taraf rıza gösterebilir.

İslamın asıl maksadı sulh içinde yaşamak olduğu için düşmanlar akdedilmiş olur. Musalaha şartlarına dikkatle ve titizlikle riayet edilmesi istenmiştir. Nitekim Hz.Peygamber "İslam da Hilt yoktur, hilt cahiliyededir. buyurmaktadır ve Cenab-ı Hak vefayı müminlerin sıfatlarından saymıştır. Ve ters düşen herhangi bir hususta ise yüz tane şart kılınmış olsa bunun batıl olacağını haber vermiştir. Efendimizin işte bu madde daha başlangıçta batıl olacağından Hukuki bakımdan bağlayıcı niteliği yoktur. Bunun dışında bile aleyhte bile olsa uyulması vecibedir.

İslam dini ahde vefa görüşmelerini sülalelerden ısrarla istemiştir. Ancak öyle durumlar olur ki bu vaziyette hala musalaha şartlarına bağlı kalmak büyük bir haksızlığa sebep olabilir. Bunun için karşılıklı hak ve mesuliyet ihtiva eden muahede de çeşitli sebeplerle fesh edilebilir.

1-) Musalahadan Makzi; bir müslüman devlet hiçbir zaman karşı taraftakilerin gayri müslim olduğunu ileri sürerek eline fırsat geçtiği zaman sulh akanı bozma cihetine gidemez. Çünkü onun ahdi Allah içindir ve ona sadık kalmalıdır. Hatta müslüman devletin zaruret altında İslam nizamına aykırı olarak akdetmiş olduğu muahedeler zaruret devam ettiği müddetçe muteber sayılır. Akit tarafın ihaneti her zaman açık olmayabilir. Fakat hal ve davranışlardan onun muahede bozma eylemi olduğu sezilebilir. Bu durumda kendilerine yazılı veya sahafi olarak önceden haber verilmek suretiyle belirli bir süre içinde aralarındaki sulh akdine son verilebilir.

2-) Belirlenen müddetin sonunda fesh hakkı ; taraflar arsında yapılan muayedeler belirli bir süre ile sınırlı olamaya bilir. Bu gibi hallerde muayedeyi sona erdirmeksizin tarafların muahadenin şartlarına riayet etmesi kaydıyla müddetin itamını beklemek gerekir.

3-) Müddete bağlı olamaksızın fesh hakkı; İslam devleti ile diğer haşim taraf arasında sırf muahede yapıldıktan sonra akdin tarafları kim olursa olsun onu haber vermeksizin bozmaya kalması ve muahedeyi feshetmesi taraflardan diğerine ihanet olacağı için haramdır. Ancak muahedeler esnasında istendiği zaman muahedenin tek taraflı olarak belirli bir süre önce haber verilmek suretiyle feshedileceğine dair hüküm yer alabilir. Bu durumlarda bir mesuliyet söz konusu olmamaktadır.

Diplomasi ; gerek Resulullah (sav) gerekse diğer devrelerde bir yardımcı unsur olarak müracaat edilmiştir.

4-) Elçiler: İslam devletide diğer gayri müslüman devletler ve kabileler arasında münasebetler genellikle elçiler vasıtasıyla görülmüştür. Resulullah'ın göndermiş olduğu elçilerine gelince bunların hadis yanılmasına katkıları oldukça fazladır. Çünkü onlar daha ilk devirlerde gitmiş olduğu ülke liderlerine ve halkına sadece Hz.Peygamberin hususi bir mesajını iletmekle kalmamış aynı zamanda onun kavli, fiili ve hatta taktiri sünnetine ilişkin pek çok hususlarını da nakletmişlerdir.

5-) Peygamberin seçtiği elçiler halim, selim kimselerdi. Hitabet kabiliyetleri çok fazla, belagat ve fesehat sahibi idiler. Hasmını ikna kabiliyeti kuvvetli deliller getirme özelliklerine sahip gönderildikleri ülkenin lisanına vakıf idiler. İslamda " elçiye zeval olamaz" sözü devlet politikası haline gelmiştir.

a- Elçilerin can ve mal emniyeti; elçiler sadece kendi can ve mal emniyeti temin etmekle kalmamakta aynı zamanda beraberinde bulundukları kimselerinde şahsi masuniyetten faydalanırlar ve asla öldürülmezler ve ancak fevkalade hallerde ( casusluk şüphesi ) göz altında tutulabilirler.

b- Elçilere iyi muamele edilmesi

c- Elçilerin din ve vicdan hürriyetleri

d- Elçilerin gümrük muafiyeti

Elçilerin kabulü; Sahabelere bir elçinin nasıl ağırlanmasını öğretiyorlardı. Çünkü gelen elçiler çoğunluğu putperest yada ehli kitap idi .Ancak her ikiside kendi ananelerine göre amirlerin önünde secde ederlerdi durumu bilmedikleri için aynı şeyi Hz.Muhammed’in(sav) huzurunda da yapmakta idiler. Bunun bertarafı için önceden büyük çaba harcamak gerekliydi ve bu çaba harcanırdı.

Kabul yeri ve kıyafeti; Hz.Peygamber’in diplomatik manada elçileri kabulü Medine devletinde başlamıştır. Kendisi Medine’de bulunduğu zaman utadı üzere Cami-i Kebirde elçileri kabul ederdi. Karşılama sırasında daima güzel elbiseler giyerdi.

Resulullah’ın elçilerinin hediyelerinim kabulü;

Nasıl kendisine gönderilen elçilerin getirdikleri hediyeleri kabul etmiş ve kendilerine hediyelerini takdim etmiştir. Ama asla sadaka kabul etmemiştir. Ayrıca kabul ettiği hediyelere doğrudan doğruya devlet hazinesine giderdi.

Resulullah’ın elçilere hediye takdimi;

Resul hususi elçiler vasıtasıyla İslam’a çağırdığı yabancı hükümdarlar kendisi hiçbir suretle hediye göndermemiştir. Nebi (as)'in vefatı sırasında vasiyet ettiği ilk şeyden birini ise benim kendilerine hediye verdiğim gibi hediye veriniz şeklindeki tavsiyesi olduğunu bildirmiştir. Genellikle çeşitli vesilelerle kendisine hediye gönderen devlet ricalinin hediyelerinden diğer ülke elçilerine hediyeler verirlerdi.

Devam edegelen kin ve husumet ortadan kaldırarak savaş etmemiştir. Çünkü kurmayı tasarladığı şehir devleti ancak bu şekilde vücut bulabilirdi. Bu maksatla çeşitli etnik gruplarla müşaverede bulundu. İkili ayrıklıklara önem vermedi. Bu birliği sağladıktan sonra muhacirler Evs ve Hazrec kabileleri ile Yahudi kabileleri arasın federatif bir devlet kuruldu. İdare edenlerle edilenlerin hak ve vecibelerini teferruatıyla açıklayan bir vesikayı da bu devletin ilk anayasası olarak ilan etti. İbn-i İshak bildirdiğine göre Resulullah(sav) Medine 'ye hicret ettikten sonra ilk önce ensar ve muhacirler arasında bir sözleşme addetmiştir. Daha sonra ise Yahudilerle müslümanlar arasında kardeşiliğe ilişkin hususlar görüşülüp kesin olarak karara bağladıktan sonra diğer gayr-i müslimlere karşı hak ve vecibelerin müzakeresi yapılmıştır.




 
< Önceki   Sonraki >