Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Perşembe 24-Temmuz-2008 15:14:31
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow R arrow Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Perşembe, 29 Mart 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Rasulullah'ın Diplomatik Münasebetleri
Sayfa 2
Sayfa 3
RASULULLAH'IN DİPLOMATİK MÜNASEBETLERİ

Yazar : Av.Dr.Abidin SÖNMEZ
Yayınevi : İnkılap
Baskı : İstanbul / 1984 / 304 shf.

Giriş:

Sulh kelimesi fesadın zıddıdır. İyi olarak, uygun olarak iki tarafın anlaşması aralarının düzelmesi manasına gelir.

Musalaha ise davacı ile dava arasındaki husumeti ortadan kaldıran bir akittir. Musalaha taraflar arasında emniyet sağlar ve her iki tarafı da birbirine saldırmaktan men eder.

Asr-ı saadette Resulullahın akdetmiş olduğu musalahalar Kur'anda harp ve sulh hukukunu ilgilendiren ayetlerin tefsiri mahiyetinde olup Hz.Peygamberin kavli ve fiili sünnetidir. Ahd; kökünden alınan muahede kelimesi ahidleşmek, ahd ise yeminle teşvik edilen akit, söz verilen hususu her halükarda korumak demektir. Muahede ise sulh şartlarını bildiren muhasim taraflarca kabul edilerek imza edilen belgedir.

Ahd ve Akid ise teşvik olunmuş ahd yani bir şeyi diğerine sağlam surettet bağlayan düşüm demektir. Hz.Peygamber sağlığından gayri müslim kabile veya devlet yönetimleri ile sulh musalahaları akdederken şüphesiz ki dayandığı kaynak Kur'an olmuştur. Bununla beraber Kur'an da olmayanlar hükümler de sünnetine göre hareket etmiştir. Asrı saadette musalahalara esas olan sözü edilebilecek üçüncü kaynak ise örf ve adetlerdir. Bir kısmını kaldırmışken bazılarını ise hal üzerinde bırakmıştır. İlk etapta Resulullah'ın musalahaları bunlara dayanırken daha sonra zamanla ilaveten İslam hukukçularının içtihat ve reyleri, icma ve kıyas, hakem kararları, komutan, amir ve hakemlere verilen resmi talimatlarda eklenmiştir.

Musalahayı Hazırlayan Şartlar

Karşı tarafta İslam Devleti arasında musalaha yapılması için bazı şartlar vardır ki onlar; Gayri Müslimlerin sulh ve barış yoluyla bir musalaha akdederek İslam Devletinin hudutları içinde yaşamak zorunda kalmaları.

Bir gayri müslim devletin İslam Devleti ile harbe girip harbin neticesinde teslim olması ve boyun eğmesi. Hiçbir zorlayıcı bir sebep olmaksızın sırf İslam Devletinin himayesi altına girmesini kabul ederek kendisiyle bir sulh muhadesi akdetmesi.

Şu hususa dikkat etmek gerekir. ki bu hükümler zamana ve zemine göre ele alınan hükümler bir kendi isteğiyle sulh isteyen ve bir de savaşta yenilen bir devlet için aynı muamele yapılmaz. Bu hususlarda hangisi olursa olsun Himayeyi kabul eden devlet zımmi sayılır. Bu durumda can ve malları korunur ve karşılığında cizye ödemek zorunda kalır. Musalaha unsurları ise; İslam hukukunda muahedeni şartları yani akd açık ve belirli manaya sahip olup yapılan anlaşmalarda tamamen her iki tarafın rızası öngörülür. Muahedenin taraflarından birinin muvaffak ettiği karşı tarafa ulaşırsa buna "icap", diğer tarafın buna muvaffak etmesine "kabul" denir.

Denildiği üzere rıza, şarttır bu ister sulh yoluyla ister zorlayıcı yollarla olsun önemli olan rızanın varlığıdır. Rızanın varlığının yanı sıra imzanın da çok büyük önemi vardır. Tastik yetkisi olanlarca imza edilmedikçe anlaşma hiçbir hüküm ifade etmez. Nitekim Hz.Peygamber yabancı hükümdarlara mektup göndermeye karar verdiği vakit H 6. senesinin sonlarına doğru mühür kullanmaya başladığı ittifakla ifade edilir. Hz.Peygamber Dümet-ül Cendel Reisi Ukeydir ile bir muahede akdettikleri zaman muahede metninin altına parmağı ile mürekkepten bir çizgi veya işaret koyduğu nakledilen rivayetler arasındadır.

Şeybani ve diğer İslam hukukçuları Bakara suresinin 282. ayetinde ve Hz.Peygamberin sünnetine dayanarak sulh muahedesinin yazılı olması gerektiğine kani olmuşlardır. " Birbiriniz, emin bulursanız kendine güvenilen kimse üzerindeki emanet borcu sahibine ödesin." Ayetinin ibaha ve irsat için olduğunu beyan etmişlerdir.

Sürenin Belirlenmesi:

Taraflar arasında kararlaştırılan muahedenin yazılış ve yürürlüğe giriş tarihi ve muahede süresinin açıkça belirtilmesi ileri sürülmüştür.

Hz.Peygamberin yaptığı sulh muahedelerine de bazılarının süresinin sınırlanmış bazılarının ise tahdit edilmeyenlerinde olduğu görülmüştür. Gayri muayyen süreli olanlar mezkur ayete istinaden 4 ay önce haber verilmek suretiyle feshedilmesi cihetine gidilmiştir. Müddete bağlı olan muahedelerde müddet bitmedikçe herhangi bir husumet belirtisi gösterilmez. Bu durumda şu hadis aktarılır; “Her kim bir kavimle anlaşma yaptıysa müddeti bitinceye kadar ( bu ipin ) üzerine bir düğüm düğümlesin ve onu çözmesin."

Musalaha Yapma Yetkisi:

Yapılan musalahalarda yetki meselesine gelince, her zaman tastik mercii hazır vaziyette bulunmayabilir. Bu durumda mudahedeler devletlerin temsilcileri tarafından müzakere edilecek muvakkaten karara bağlanır. Bu görüşme esnasında salahiyet dışı mesele görüşülmez veya yetki istemek üzere ilgili makama müracaat edilir.

Heyetler verilen talimata uygun şekilde hareket etmemişlerse ve yetki sınırlarını aşmışlarsa bu gibi durumlarda tasdik işlemini reddedilmesi ve yapılan muamelenin hükümsüz ve geçersiz olacağı tabidir. Netice; Hz.Peygamberin ve halifelerin seçtikleri delegelerce yürütülen sulh görüşmeleri sonunda son şeklini alan sulh şartlarını onaylamaları vekil yada temsilcinin yetki sınırlarını aşıp aşmadığının denetiminden ibaret bulunmasıdır ki, onun koşul veya tasdiki musalaha onaylama anlamına gelir. Yetkili makamın onaylaması ile de bütün müslümanları bağlayıcı nitelik kazanır.

Modern hukuk sistemlerinde de muahede yapmak yetkisi ile onay yetkisi daima birbirinden ayrı olarak değerlendirilmiştir. Osmanlı Devletinde muahede padişah adına vezir, sadrazam, kazasker vb. tarafından müzakere parefe edilmiştir. Muahedenin onaylanmasında doğrudan doğruya padişaha aittir. Görüldüğü üzere hemen hemen her devirde bir tasdik mercii söz konusu olmaktadır. Ancak bu tasdik mercii, aynı zamanda sulh şartlarını görüşme yetkisine de sahip olabilir. Peygamber efendimiz musalahada lisan ve yazı usulüne ayrı bir önem vermiştir. Göndereceği elçilerin o dili konuşmalarına emniyet ederdi. Mesele Yahudilerle yapılan muahedelerde katiplerine İbranice öğrenmelerini emretti.

Hukuki metinler beşer yapısı oldukları için zamanla taraflar arasında yeni bir takım anlaşmazlıkların olması muhtemeldir. Mustahen tarafları onun bazı maddelerinin kendi çıkarlarına uygun düşecek biçimde yorumlamaya kalkışabilirler. İşte bu durumda başka isnadatına kalmasına meselenin halli için musalaha kurulacak bir komisyona havale edilerek halledilir, veya muahedeye dahil olması suretiyle gerçekleştirilir.




 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin