| Mitoloji, Kitab-ı Mukaddes Ve Kuran-ı Kerim |
| Pazartesi, 26 Mart 2007 | ||||
Sayfa 1 toplam 2 MİTOLOJİ KİTAB-I MUKADDES VE KUR'AN-I KERİM1.BÖLÜM: Mitoloji Nedir? Mitolojinin tarifiyle ilgili açıklamalara baktığımızda, çoğunlukla negatif, bireyin bilinç altında varlığını sezer gibi olduğu, çok öncelerden tanıdık, ya da ilk kez karşılaşacağı bir dünya, ılık ve yumuşak, kadifemsi bir atmosfer ile yüz yüze gelme heyecanı içinde ümit kırıcı yansımalar meydana gelmektedir. Mitoloji, hayali bir anlatım içine, yarı tanrıların (muhayyel), kahramanların bir hikayesini de katan ve ilk daha doğrusu arkaik bir zaman türüne, tarihsel zamanın ötesindeki başlangıç zamanına varıp dayanan bir hikaye anlatım biçimidir. Mitolojik düşünce, insanın kendisi sayesinde bir değer ve anlam kazandığı, böylece de insanın insana köle olmasını engelleyici bir güç kuşağı oluştururken, doğayı insan için daha yaşanılır ve katlanılır kılmaya vasıta olan hususi bir vasıta yerine geçer. Böylece mitolojiler insanlık düşüncesi ve hayatı için bir delalet ve atıf vasıtası olurken, bizlere de araştırılması gereken ile ulaşılması önemli olanı gösterir. Aynı zamanda, bizatihi kendisini bırakıp başka araştırmalara geçmeye teşvik eder. Mitolojik anlatımların pek çok hususiyeti arasında başlıcası, onun zaman içinde yerleştiği çerçevedir. Bir sonluluk ve fani oluş damgasını sırtında taşıyan 'zaman' ve 'tarih'in dışında, çok özel bir zaman ve tarih boyutu taşır. Ve zaten mitolojik anlatımların geçerliliği de, sözü edilen zaman ve mekanın dışında teşekkül etmesinde yatmaktadır. Mitoloji ve zaman telakkisi mitolojilerle alakalı incelemelerde de belirtildiği üzere mitolojilerdeki 'zaman kavramı', çok özel bir konuma ve anlama sahiptir. Daha pratik bir ifadeyle, bu yoğun bir zaman olup, bunun vasıtasıyla fert kendisinin sahneye çıktığını hisseder ve böylece de o başlangıç zamanındaki kahraman olur; yani, bu dini ayin (rite), mythe'i yeniden gerçekleştirir. Ve ona yaşama imkanı sağlar. Zamanın Tek Boyutlu Algılanışı ve Bunalımdan Çıkış Claud levi-Strauss'a paralel bir şekilde Eliade, modern toplum mensuplarınca, haksız bir biçimi de, ibtidai, ilkel' diye nitelenen toplumlarının da, farklı derecelerde bile olsa modern toplumun çıkmazlarına ışık tutabilecek liyakatte, kendi içinde anlamlı ve bir bütün teşkil eden kültür ile; bunun üzerinde yükselen bir medeniyet sahibi oldukları tezini çeşitli vesilelerle vurgulamaya çalışır. Başka medeniyetlerin vesikalarına başvurulmasını, miraca at eden medeniyetin kendi öz hazinesini keşfetmesinin aracı olarak sunar. Bu tavrı ile onu, geleneğe bağlı bir batı medeniyeti oluşturmak isterken hassaten Doğu medeniyetlerinin doktrinlerine düşmanca tavır takınan seçkinler (elites)'den ayrı tutarız. Bir medeniyetin her bakımdan üstün olması mümkün değildir. Zira, beAkıl ve Kalbin Uzlaşması Zorunluluğu: Düşünce hürriyeti çekici bir kavram ise de, temelsiz ve gayeden yoksun olan, evren karşısında, şaşkın ve yılgın yığınlar oluşturanların insanın lehine sayılmaması gerekir. Hayatı boyunca, Allah'ın mevcudiyeti karşısında hep acı ve ızdırap çekildiğini açıkça söyleyen; bu aşkın ve bedihi hakikati aklının da onaylayamamasını bir kıymık gibi beyninde taşıyan Dostoyevski, çağının özgün bir çocuğu olarak gösterir kendini: 'Ben, içerisinde yaşadığımız bu çağın, bu yüzyılın çocuğuyum; inançsızlık ve şüphe içerisinde kıvranan bir çocuğum' der. Bir diğeri: 'çağımızın insanı ölü bir ruhtur.' şekliyle ruhlardan silinmiş bir tanrı inancının enkazıyla işgal edilmiş bir can taşımaktadır. İşte bütün bu çabaların önünde ve sonunda, Allah'ın kuşatıcı varlığının bir sorunlar yumağı değil, tersine sahibi olduğumuz ve olabileceğimiz bütün üstün kıymetlerle vasıfların, müteal zat'dan kaynaklandığı, merkez olduğu, özellikle vurgulanmalıdır. Yine Pascal, dinin salt akli değerlere indirgenemeyeceğini, Tanrı’yı bulmanın 'kalp'ten geçtiğini, çok kere ifade eder. Aklın yeri tartışılmazdır. Akıl nimetinin, Allah'ın içimizde taşıdığımız bir ışığı, bir nuru ve aydınlanma kaynağı olduğu müsellem bir durumdur. Mitolojik Düşüncenin Dini ve Fikri Boyutu: Dereceleri ya da mahiyetleri birbirinden ne kadar farklı olursa olsun, bütün inanç yolları, temelde aynı amacı gözetirler. Öyleyse; kutsal'ın bütün tezahürleri ortak değerler yüklüdür. Eliade'nin bu konudaki açıklamaları son derece önemlidir: Kutsal'ın tezahür etmesinin biçim ve vasıtaları, bir milletin ötekine, bir medeniyetten diğerine değişir. Ama, 'paradoksal-kavranılması güç' olan daima devam eder. Mitolojilerin mevcudiyetlerini bu şekilde anlamak, şu açıklamalardan dolayı, mümkün görünmektedir: Her şeyden önce insanın bakışlarını evrene ve kendi varoluşuna yönelterek, bazı yorumlara girişmis, onun belli bir bilinç düzeyine; kendi 'ben'i ile, onu kuşatanın bilgisine ulaştığının bir işaretidir. Onun bu çabası, varoluşsal bir bunalıma önceden verilmiş bir cevap mahiyetindedir. Mitoloji ve Bilimsel Düşünce: Tamamıyla fikri bir oluşum sürecinin değil de deruni bir bütünlüğün ürünü olan mitolojilerin rolü, doğal olguları açıklamak, onları yorumlamak değil ama tabiat üstünü yansıtacak bazı müşterekliler tespit etmektir. Esas ve temel olana, bir düşünce, eylemiyle gerçekleşen bir geri dönüş ile yaklaşılabilir. Bu anlamda muhtemelen denilebilecek ki, ilk felsefi düşünceler, mitolojilerden kaynaklanırlar. Zira, sistematik düşünce sadece; kozmogoni'nign bahsetmiş olduğu başlangıç'ı teşhis etmeye ve onu anlamaya; dünyanın yaratılış sırrının perdesini aralamaya çalışır. Bir bakıma, düşüncenin ürünü oldukları için bilim ile mitolojik düşünce arasında daima bir geçiş bulunmuştur. Böylece mitolojik kültürün muhtevasında, insanlığın, sırlarını belirlemek çok güç olan engin dünyasının tezahür ve tecellilerini bulmaktayız. Bu durum, bizde, kokusunu aynı kaynaktan almış, fakat değişik renkler ve biçimler taşıyan, bazen ter ü taze, bazen de solgun gülleri koklamakta olduğumuz hissini uyandırmaktadır. Mitolojik Düşüncenin Eleştirisi: Mitolojiler öyle bir dünyaya demir atmışlar ki, beşeri ve sosyal gerçeklikten kopmuş, ütopik bir boyuta indirgenmiş olurlar. Daha öz bir ifadeyle, müesses dinlerin aksine, mitolojik dinlerde her şey bozulmuş ve net olmayan seromonilere bağlanmış olduğundan, bunlar, kalıcı ve köklü, herhangi bir fikir ve inanç dünyasına dönüşememiştir. Bu yönüyle denilebilir ki, mitolojik düşünce modeli, insanın zaman ve mekan içinde kök salmasını ifade eden; onun varlık ve oluş sahnesi olan tarih bilincine uzak düşmektedir. Birey, statik ve donuk bir evren içine hapsolunmaktadır. İşte, onun sınırlı, statik olup gelişmeye ve geniş kapsamlılığa elverişli olmaması; bu yönüyle de, sürekli değişim ve ilerleme vetiresi içindeki insanlığa uygulanabilir çok fazla imkan sunamamasıdır. |
||||
| Son Yenileme ( Perşembe, 29 Mart 2007 ) | ||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|