| Cuma 05-Eylül-2008 20:37:37 | (Sözlük 655.580 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| İsyan Ahlakı |
| Cuma, 30 Mart 2007 | ||||||||
Sayfa 2 toplam 6 AHLAK PROBLEMİ NASIL ORTAYA ÇIKIYOR HAREKET AHLAKI VE AHLAKİ İRADECİLİK İradenin eseri olan her hareket mükemmele, daha mükemmele bir özlemdir. Bu iradenin kendini denediği bir egzersizdir. En küçük gayreti gerektiren bir hareket bile, vücudun bütün kuvvetleriyle birleşir. Hareket saf bir kendiliğinden oluş değil, engellenmiş bir kendiliğinden oluştur? İnsan, kendini ancak hareketin içinde tanır ve sonra hareket ondan bir yaprak gibi kopar. İnsan kendini ve eşyayı hareket ederek tanır. Her gerçek bilgi, aslında, hareketin meyvesi olan inançtır. Bu inanç insanda daha yüksek bir hareketin doğmasına yol açar. Her gerçek bilgi, yani her inanç basit bir taklit olmadığından ferdi yeni bir harekete hazırlar. Gitgide genişleyen hareket, evrensel bir nizama açılır. Hareketini evrensel ölçüye vurarak ve kendi hareketinde evreni kucaklayarak orada kendi şuurunu araması, işte insanın ahlaki davranışı bu şekilde olmalıdır. O halde ahlaki hareket evrensel iradeye yeniden kavuşmak üzere bir çeşit değişim (conversion) ile bu esareti aşmaktan ibaret olmaktadır. Buradaki değişimden maksadımız, bütün hareketlerimizin ve bilgilerimizin kendisine tabi olduğu evrensel iradeyi araştırmaktır. MUHTELİF AHLAK SİSTEMLERİ Sokrates, “Kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez” der. Bu görüş, Eflatun, Aristotales, İskolastik filozoflar ve Ansiklopedist aydınlanma düşünürleri tarafından da benimsendi. Onlara göre, insanın ahlaklı kılmak için öğretmek yeterlidir. Oysa bilgi bir hareketten arda kalan şeydir. Gerçekte harekete geçmek için şahsi bir tecrübe lazımdır ve ahlakta önemli olan da yalnızca bu tecrübedir. Deneyici (emprist) ler ahlaki hakikatlerin olgu hakikatleri değil, değer hakikatleri olduğunun unuttular onlar hareketten doğan iradeyi incelemek yerine haz ve mutluluk, sosyal veya ferdi menfaat vs. gibi hareketin ortaya çıkardığı bir takım mükemmeline ulaşmaktır, mutluluk ahlak taraftarlarının iddia ettikleri gibi insanın zevki aradığı ve acıdan kaçtığı doğru değildir. Hareket bir zarurettir ve yaşamın vazgeçilmez bir sonucudur; insan zevk kadar hatta ondan daha fazla acıyı da tereddütsüz kabul etmektedir. Sosyal dayanışma doktrinleri ise mutluluk veya faydaya yönelik dayanışmayı tavsiye etmektedirler. Dayanışma ahlakları ahlak tesis etmezler ama onu varsayarlar. İyilik kadar kötülük içinde dayanışma yapılabilir. Emile Durkheim, tecrübi ilkeyle akılcı ilkeyi, iyilikle vazifeyi bağdaştır-maya çalışan bir çeşit dayanışmayı savunmaktadır. Bundan ikilik ortaya çıkacaktır. Bu iki ilkeden hangisinin diğerine baskın çıkacağı ve onu arkasından sürükleyeceği bilinemez. Eğer iyilik tercih edilirse faydacılığın hatasına düşülür. “Namuslu adam” ahlakı da F. Rauh'un kurduğu bir ahlak sistemidir. “Namuslu adama göre vazifesini yapmak için gözlerini kapamak yeterli olacaktır. Şu inkar edilemez bir gerçektir ki ahlaki çevre olarak toplumda ferdi iradeler daha güçlü olan başka tarafından istismar edilir ve namuslu adam ahlakı insanı uysallığa kör bir itaate sürükler. SPİNOZA'YA GÖRE HÜRRİYET İRADE ÜZERİNE DÜŞÜNCELER VE ALLAH İLE ALEMİN BİRLİĞİ “Ruhda asla mutlak veya hür irade yoktur, fakat insan ruhu bir sebep tarafından şunu veya bunu istemeye azmettirilmiştir, bu sebepde bir başka sebep tarafından belirlenmiştir ve bu da bir başka sebep tarafından... böylece sonsuza kadar gider?” Bizi harekete sevkeden eğilimler etkin sebep değil edilgen sebeplerdir. “İradeyi hür sebep olarak değil, ancak zaruri sebep olarak adlandırmak mümkündür.” Sadece Allah etkin sebeptir. Allah ile alemin birliği olmaksızın ne Allah'ı alemin yaratıcısı olarak ne de alemi Allah'ın eseri olarak anlamak mümkündür aynı şekilde Allah cevherinden Allah'ın varlığını, Allah'ın varlığından da O'nun sıfatlarını ve tavırlarının sonsuzluğu fikrini çıkarmamız zorunlu olmaktadır. Allah kendi mahiyetinin gereği, alemde Onun etkin sebep olmasının gereği, zorunlu olarak vardır. “Mutlak sonsuz varlık olan Allah cevherdir; çünkü eğer cevher olmasaydı kendisinden başka bir varlık tarafından tasavvur edilmiş olacaktı. Dolayısıyla bir varlığa bağlı olacak ve onunla sınırlandırılmış olacaktı. Bu ise Allah'ın tanımına ters düşecekti.” “Cevheri” şöyle tanımlıyor; “O” kendi kendisine var olan ve tasavvur edilen- yani tasavvurun şekillenmesi için başka bir varlığın yardım ve tasavvuruna muhtaç olmayan şeydir.” Allah'la eşdeğer tutulan tabiat, yegane sebebini Allah'ta bulur. İnsanın hareketleri, ilahi varlığın zorunluluğuna bağlanmıştır. Hareketlerimizin niteliği Allah tarafından belirlenmiştir. Bizim hareketlerimiz yalnızca ilahi hareketten kaynaklanmaktadır. Böylece Spinoza, sisteminde cüzi irade yanılgısı ortadan kaldırılmış oluyor. “Bizim cüzi iradeye olan inancımız başlıca iki sebebe dayanmaktadır. Şuurunda olduğumuz arzularımızın hem kendilerini meydana getiren hem de onların gerçekleşmesine müsaade eden dış sebepleri bilmektir.” |
||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|