| Sık Kullanılanlar Listesine Ekle Salı 02-Aralık-2008 23:45:55 (Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| İslam'da Eğitim |
| Pazar, 25 Mart 2007 | |||||||||
Sayfa 7 toplam 7 SONUÇ Eğitim, mutlak bir değerdir. Dini ve milleti ne olursa olsun, bütün insanlık eğitimin mutlak bir değer olduğunu kabul etmektedir. Ancak eğitimde faydalanma yolları farklıdır. Eğitim hem gaye hem de vasıta olduğuna göre, onun gayeleri hususunda insanlar arasında farklılıklar görülür. Halbuki, eğitim insanların ömrü kadar uzun olmasına rağmen kişiler ona gayeler tayin etmektedirler. İnsan eğitiminin gayelerini anlamakla sorumludur. Hangi gayelerin doğrultusunda eğitim yapılacağını kendisi tesbit etmez. Çünkü insan çoğu zaman inanç ve fikirlerinin esiridir. Onlara göre şartlanmıştır. Zamanla değişen geçici fikirlerle eğitime gaye tayin edilmez. Çünkü eğitim tarih ve ideal alemine bağlı bir vakıadır. Yani bir yönüyle ezelden geliyor. Bir yönüyle de ebede doğru akmaktadır. Bu akıntı içerisinde, her devirde insan ondan nasibini almak için olanca gayretini sarfeder. Demek ki, insanın görevi, eğitimden nasibini almaktır, ona hedef tayin etmek değildir. Felsefi sistemler, eğitim gayelerini tayin etmeye çalışırken bu hatanın içinde bulunuyorlardı. Çünkü onların görevi eğitime gaye tayin etmek değil, ondan nasıl istifade edileceğini göstermektir. İşte bu hatadır ki, insanlar eğitime çok kısa vadeli suni gayeler gösterdiler. Kısa ve suni gayelere suni usullerle ulaşma hatasına da düşmekten kendilerini kurtaramadılar. İnsanın, suni vasıtalarla sonsuz gayelere ulaşması mümkün değildir. Batı dünyası insanın ortaya koyduğu metodlarla insanı eğitmek istediğinden, eğitimin hareket noktasını tesbit edememiştir. Eğitimin hareket noktası, insanın dışında değildir. Aksine, insanın yaratılışındadır. Yanı insan tabiatı eğitimin hareket noktası olarak alınır. İnsan tabiatının özellikleri dikkate alınmadan eğitime bir hareket noktası tayin edilemez. Bundan dolayı metodlar suni olarak tesbit ediliyor, insan tabiatı bu metodlara hapsedilerek eğitilmek isteniyordu. Halbuki metodlar insan tabiatına bakarak tesbit edilebilirdi. İslam “Muttaki” insanı yetiştirmeyi gaye alırken, iyi ile kötünün tesbit edilmesinde yeterli şahsiyetlerin tesbit edilmesini hedef almak ister.”Ey mü’minler…Allah’tan korkarsanız, O size Hak ile batılı ayırdedecek bir anlayış ve nur verir. “(Enfal,8/29) İslam eğitimine göre iyi ile kötüyü tesbit etmenin bir ucu da ilahi iradeye bağlıdır. Bu özellik içinde muttaki insanın yetiştirilmesi istenir. İnsanı ahlaklı yapmak isterken, ahlakın ilkelerine suni ve geçici temeller aramaktadırlar. Bir tarafta ahlakı yıkan davranışları serbest bırakıyor, bir taraftan da ahlaklı insan yetiştirmek istemektedir. İnsan sağlığını gaye alıyor, fakat sağlığı yıkan kötü alışkanlıkların neler olduğu meselesini eğitim de ele almaktadır. Beşeri eğitim sistemleri, insan tabiatını ihmal ediyor. Onun yalnız zihin yönünü ve toplumdaki ilişkilerini ele almaktadırlar. Müsbet ilimlerin ilkelerini en ince noktasına kadar öğretirken aklın manevi alanda hüküm yürütmesini engellemektedir. Eğer akla, manevi alanda nasıl yürüyeceği öğretilseydi, asırlardır batı alemi batıl inançta kalmayacaktı… Çünkü orada inanç akla değil, hakka karşı nefrete dayanmaktadır. Zihinden manevi gerçekleri gizlemek için ona daima ilmin bulgularını nihai gerçek olarak veriyorlar. Bir nevi uyanmasını istememektedirler. Batı eğitim sistemleri, maddi ilimlerde zihni alabildiğine serbest bırakırken manevi alanda taklitten ayrılmasını istememektedir. Zira, inançlarını aklın süzgecinden geçirip, tenkidini yapacak kişilerin yetişmesini istememektedir. Akla sınırlı bir alan verdiklerinden, onun tabiatına aykırı hareket etmektedirler. Zihin faaliyetlerinin bazısına böylesine bir ambargo koyarken, kalp ve nefis eğitimini de hemen hemen bütünüyle ihmal etmektedirler. Manevi alanda gezintisine dahi müsaade edilmeyen aklın ötesindeki kalpte iman ağacı nasıl yeşerir? İhya edilmemiş kalbin düşmanı nefis, nasıl temizlenip arındırılır? Aklın manevi alandaki radarından insan şahsiyetinin merkezleri olan kalp ve nefse bakmadıkça, ne onun hastalığını anlayacak ve ne de onların hastalığını tedavi edecek ilaçlara sahip olunacaktır. İşte o zaman eğitim, insan değil ölü yetiştirmektir. “Şüphesiz sen, ölü olanlara işittiremezsin ve arkalarını dönmüş kaçarlarken sağırlara hak çağrını duyuramazsın.”(Neml,27/80) “Bunun için sen arkalarını dönmüş giderlerken, o daveti ölülere duyuramazsın ve sağırlara da işittiremezsin.” (Rum, 30/52) Ölü dışarıdan duyu almaz. Ne işitir ne de akıl yürütür. Gerçek dine kulak vermeyenleri Allah ölüye benzetmektedir. İslam, insanın yaşayan ölü olmasını önlemek için bütün eğitim metodlarını seferber eder. Yola gelmeyenleri de eğitmek için fırsat tanımaz. Zira, yukarıdaki ayetler aynı zamanda kimlerin eğitilmeyeceğini de belirtmektedir.
Favori olarak işaretleyin
Bookmark
Bunu e-posta ile gönder
Yorumlar (0)
![]() Yorum yaz
|
|||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|