| Pazar 07-Eylül-2008 03:48:50 | (Sözlük 655.580 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| İslam'da Eğitim |
| Pazartesi, 26 Mart 2007 | |||||||||
Sayfa 2 toplam 7 1.TARİFİ Toplumların ve insan zekasının gelişmesi ile ilimler de sayı ve hacim bakımından gelişmiştir. Sosyal ilimler, toplumların gelişmesi müsbet ilimler ise zeka gelişmesinin ürünleridir. Bütün bunların kaynaklandığı bir nokta vardır. Oda eğitimdir. Yirminci asırda, insanı geçmişteki gibi tesadüfi bir eğitime terketmek imkansızdır. Belli sistemler ve belli kurallar doğrultusunda onu, zamanın icaplarına göre yeniden eğitmek gereklidir. Din bir eğitim istemi olduğuna göre o bile toplumun ve insan şahsiyetinin gelişimine paralel olarak yenilenmiştir. İslam’a kadar bütün dinler, insanın çocukluk dönemindeki eğitimi andırır. İnsan olgunlaşınca artık kendi kendini eğitebilir. İnsan zekası ve aklı, gerideki İslam’ın ilkelerinden faydalanacak olgunluğa gelmiştir. Bunun için yeni bir dine ihtiyaç yoktur. Eğitim belli kurallar ve ebediyen değişmeyecek prensiplere ulaşmıştır. Ama, insan her zaman, biyolojik ve psikolojik yapısı gereği eğitime muhtaçtır. Eğer insan, hayvan gibi doğuştan bütün organ ve kabiliyetlerini kullanabilseydi, eğitime ihtiyaç olmayacaktı. Oysa ki; insan, doğuştan ne bedeni ne de manevi güçlerini kullanmaya müsait değildir. Eğitim, onun bu eksikliğini tamamlamaktadır. Bu bakımdan eğitim, bağımsız bir ilim olma yolunda büyük mesafeler almıştır. Çünkü o, yerini insan hayatında bulmuş, hammadde olarak insanı ele almış ve genel prensiplerine kavuşmuş durumdadır. Yani, artık eğitim kendi konu ve kanunlarını koyarak, ilimler arasında yerini almakta yeterince mesafe kaydetti. “İnsan hazır olmayan ham kabiliyetlerle dünyaya geldiği için, hayatın sonuna kadar bir öğrenci, bir çırak olarak kalıyor. Bunun için insanın eğitime, eğilmeye ihtiyacı vardır.”İnsan ancak eğitim sayesinde insan olabilir; insan eğitimin meydana getirdiğinden başka birşey değildir. İnsan kendi kabiliyetlerini kendi kendine geliştirme yeteneğine sahip değildir. Onların gelişmesi için eğitime muhtaçtır. Çünkü kabiliyetler öğrenimle gelişir. İnsan bu yönü ile başkalarının yardımına her zaman muhtaçtır. İşte eğitim bu ihtiyaçta temelini kurar. “O, öğrenmesinde daima bir çırak olarak kalır. Bunun için insan, hayatının sonuna kadar öğrenmek, kendisinin ve başkasının tecrübelerini toplamak, onları değerlendirmek onlardan faydalanmak zorunda olan bir varlıktır.” Oysa ki hayvanın; kendisinden yaşlı olanlarından birşeyler öğrenmeye ihtiyacı yoktur. Kendisine has faaliyetleri yapmak için doğuştan yeteneklidir. Onun bir önceki neslinden alacağı bir kültür hazinesi olmadığı gibi kendinden sonrakine bırakacağı birşeyi de yoktur. İnsanın, yaratılış gayesini öğrenmesi, bu gayenin uğruna yola çıkması ve ona ulaşması için eğitime ihtiyacı vardır. Onun için, İmam Azam eğitimi, ”İnsan şahsiyetini yıkan ve yapan şeylerin bilinmesidir.” diye tanımlamaktadır. Eğitim, süreç bakımından da tanımlanır. Zira, eğitim bir anda gerçekleşemez. İnsan tabiatı buna müsait değildir. Öyle ise, eğitim, insan açısından bakıp tanımlanınca; ”Bir şeyi kademe kademe, tedric ile kemaline erişmektir.” Eğitim, karşılıklı etkileşim açısından da tanımlanabilir. Eğer cemiyetle insan, insanla insan, tabiatla insan arasında etkileşim olmasaydı eğitimden bahsedilemezdi. Adem(AS)’ın yaratılış vakasında, Allah’a şeytan arasında geçen konuşmaya “eğitim etkileşimi” yönünden bakarsak, dinlerin insanları kötü etkilerden kurtarmak için geldiğini görürüz: ”Ey Rabbim! O halde dirilecekleri güne kadar beni geri bırak”(Sad, 38/79) “Buyurdu: Haydi geri bırakılanlardansın, katımda belli olan kıyamet gününe kadar.”(Sad 38/80-81) “Öyle ise, izzet ve kudretine yemin ederim ki, onların hepsini azdıracağım. Ancak içlerinden ihlas sahibi kulların müstesna.”(Sad,38/82-83) Gerçekten eğitilmiş, şahsiyeti sağlam olan ihlaslı kişilere şeytanın bir etkisi olmamaktadır. Din, insanı, menfi yönden etkilenmez (veya çok az etkilenir) hale getirinceye kadar etkiler. Artık o insan, cemiyetin, diğer insanların ya da şeytanın elinde cansız oyuncak gibi değildir. Eğitimin etkileme faaliyetinin nihai gayesi, etkilenmeyen insanı yetiştirmektir. “Eğitim yaşayan bir organizmanın kendi normal çevresi ile karşılıklı etkileşimi denen tecrübeye muadildir.” “Eğitim hem gaye hem de vasıtadır. İnsanı geliştirmeyi hedef aldığı için gaye, bu geliştirmenin bir metodu olduğu için de vasıtadır.“ Eğitimin gayesi ameldir.”Eğitim gaye olarak ele alındığında pratik uygulama göz önünde bulundurulmalıdır.” Eğitim, nazari neticeleri gaye edinen bir faaliyettir. Kant ise ,”insanı insan yapan terbiyedir. İnsan terbiyenin meydana getirdiğinden başka birşey değildir.” demektedir. |
|||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|