Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Pazartesi 07-Temmuz-2008 01:16:36
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow I arrow İslam Devlet Felsefesi
İslam Devlet Felsefesi
Pazartesi, 26 Mart 2007

Yazının Diğer Sayfaları
İslam Devlet Felsefesi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
İSLAM DEVLET FELSEFESİ

Yazar : Mehmet NİYAZİ
Yayınevi : Ötüken Yayınevi
Baskı : İstanbul / 1989 / 240 shf.

I. Giriş

İslam Devleti dinamik bir yapıya sahip olmasına rağmen, tarih boyunca, İslam alimlerine göre, İslam Devletlerinde oluşan müesseseler dinin esaslarına aitmiş gibi kabul edilmiştir. İslamiyetin temel kaynaklarında devlet başkanıyla ilgili kayıtlar bulunmadığı halde,

Maverdi'nin ileriye sürdüğü özelliklerde kendisinin bilim seviyesinin ve yaşadığı dönemin payı olduğu gözden kaçmıştır.

Gerek batılı bilim adamları, gerekse de onların yandaşları olanlar Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer zamanında İslam devlet anlayışında sapmaların başladığı ve İslam devlet sisteminin uygulanmasının mümkün olmadığını söylemektedirler. (Ridde ve Nadr Bin Haccac olayları).

Halbuki sapma denilen olayların dini bir vecibenin ifasından ziyade amme intizamını sağlamak için vuku bulduğunu ve bu tür tedbirlere de sınır konulamayacağını dolayısıyla da İslam devletinden sapmanın söz konusu olmadığını kabul etmek gerekir.

Batılı bilim adamları (Von Kramer ve Galdzieher vb...) ve bunların yandaşları İslam devletinde kuran ve sünnetin payı yüzde birdir diyerek Müslümanların kurdukları devletin İslamla ilgisiz olduğunu söylemektedirler; oysa ki naslar incelendiğinde devlete ancak temel esaslar getirdikleri insanların kaderini yöneticilerin ihtiras ve kararsızlıklarından kurtardıkları ve aynı zamanda yöneticilere geniş alanlar bıraktıkları görülür. Hz. Peygamberin sünnetlerinden devlet hayatında istifade edilenler bağlayıcı olmayan (şer-i münzel) sünnetlerdir. Değişik uygulamada bulunmak, zaruretler hasıl olunca gerekli uygulamayı yapmak caizdir.

İslam'ın temel kaynaklarında amme müesseselerine dair bir kaide yoktur. Cihanşumül bir din bir millete ve bir çağa hitap ettiğinden ve her kültür ve her çağın müesseseleri farklı olacağından herhangi bir müessese vaz'etmemesi tabiidir. İslam devletleri dışarıdan müessese dolayısıyla amme hukuku kaideleri almış; ama bunların islamın devlet telakkisiyle çelişkili olmamasına dikkat edilmiştir. Örfi hukukta İslam Hukuk'unun kaynaklarından sayılmıştır.

İslam tarihinde devlet düzeninin iyice yerleşmesi için fıkıh ve şeriat birbirinin müteradifi olarak kullanıldı. Ayet ve hadisler asıldır, anlam sebebi ve gayeleri gereğince fıkıh hükümleri doğmuştur. Dolayısıyla bunların birbirinin müteradifi olarak kullanılmasında bir engel bulunmadığı kabul edilmiştir. Muhakkak ki erbabınca bir engel yoktu; fakat bu ayrımı yapamayanların nezdinde fıkıh literatürü mukaddes bir havaya büründü. İslam’ın temel kaynaklarının tamamlayıcı unsuru oldu. Fıkıh uzun bir süre geliştirilemeyince ve çağın ihtiyaçlarına göre yorumlanamayınca da doğan boşluklar dışarıdan iktibaslarla giderilmeye çalışıldı. Bu hareket fıkhın şeriatla aynı olduğunu kabul edenlerce dinden uzaklaşmak olarak nitelendirildi. İktibasları savunanlarda fıkhı tenkit ederken dini tenkit durumuna düştüler. Son dönem en büyük İslam devleti olan Osmanlılarda ise İmam-ı Azam ve diğer büyük hukuk kodifikasyonları yapanlar gibi müçtehidler, Gazali seviyesinde alimler yetişmemiştir, Molla Hüsrev, İbni. Kemal gibi şahsiyetler orjinal araştırmalar yerine eskilerin nakli ile yetinmişler buda İslam dünyasında ilmi düşüncenin gelişmesine engel olmuştur.

II Devlet Felsefesi.

Kaynaklar: Kuran, Hadis, sünnet, icma, kıyas-ı fukaha. İslamiyet öncesi ve sonrası islamiyetle çatışmayan örfler, Hulefa-i Raşidin'in uygulamaları, sorumlu devlet adamlarınm yönetimleri, dini kitaplar, yönetime ait kitaplar vs.

III İslam'da Devletin Zarureti

İslamiyet’te insan tam ve temiz olarak yaratılmıştır. (insanı en güzel şekilde yarattık ...)

Bununla birlikte insan iyi ve kötü cephelere sahiptir. Kur'an'ın nasihatları vaazlarıyla yok edemediği kötülükleri, fenalıkları yok edebilmek için devlet otoritesine muhtaçtır. “Devlet başkanı Allah'ın yeryüzündeki halifesidir. Sizlerden biri bir ülkeye varırda orada devlet başkanı olmazsa, oturmasın çıksın.”

IV İslam Devletinin Doğuşu

Akabe Biadları ile başlar. 620 yılında 12 Medineli Müslüman şöyle yemin ediyorlardı “gerek sıkıntı ve gerekse müzayaka ve gerekse sevinç ve sürur halinde dinlemek ve itaat etmek başta gelir. Ve sen bizim üzerimizde tercihe sahip olansın. Ve biz emretme yetkisi taşıyan emire itiraz ve muhalefette bulunmayacağız. Allah yolunda bizi küçük gören ve horlayan kimsenin ayıplamasından çekinmeyeceğiz. Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayacağız. Aramızda hiçbir iftirada bulunmayacağız ve senin hiçbir iyi hareketinde sana karşı itaatsizlik etmeyeceğiz.” Hz. Peygamber Medine'ye göç ettiğinde siyasi ve sasyal hayata kabile anlayışı hakimdi. Her kabile ayrı bir hukuki birlik teşkil ediyor ve kendileri dışında hiçbir otorite tanımıyordu. (Gerek Yahudiler' de gerek Araplar arasında 6000 müşrik Arap'a 4000 Yahudi 50 Hıristiyan): Hz Peygamber sahabeleri ve diğerleri ile görüşerek dünyanın ilk anayasası diyebileceğimiz Medine vesikasını ortak karar olarak bir metin haline getirdi. Yapılan anayasa ile fertlerin ve kabilelerin kendi haklarını kendilerinin koruma usulü kaldırılıyor, merkezi bir otorite yani devlete tevdi ediliyordu. Eğer topluluklar arasında bir anlaşmazlık çıkarsa Hz. Peygamber yetkili merci kabul ediliyordu. Anayasanın en önemli özelliği sadece Medine şehrindeki Müslümanlara münhasır olmasıydı. Medine'ye ilave olunan bir araziye hatta ilerde doğacak olan Büyük İslam Devletine de tatbik olunabilecek yumuşaklıkta bir anayasa oluşturuldu. Gelişen şartlara göre eski hükümlüleri kaldırma ihtiyacı olmadan yeni idari kaide ve nizamlar ilave edilebilmiştir.

V İslama Göre Devletin Unsurları

l. İ. Ülke unsuru: İslam Hukukuna göre ülkeler müslümanların ve gayri müslimlerin idare ve hakimiyetlerine göre Dar'ul İslam ve Dar'ul Harp diye ikiye ayrılır. Bu tabirler Kur'an da yoktur. Hadisten çıkarılır. Yine de Dar'ul İslam ve Dar'ul Harp'in nasıl olacağı bahsi geçen hadislerde de tam olarak izah edilmemiştir. Bu konu İslam Hukukçularının yorumları ile şekillenmiş ve çok farklı nitelendirilmeler ortaya çıkmıştır. İslam Alimlerinin çoğu Dar'ul İslam'ı müslümanların emniyet içinde yaşadığı yer olarak tarif etmiştir. Cuma ve bayram namazlarının kılınabilmesinde ölçü almışlardır. Yinede bu hususta mezhepler arası farklı anlayışlar vardır.

2. Nüfus Unsuru: Ekseriyetin müslüman olması.

3. Hakimiyet unsuru: İslam ülkesinde bir zulmün veya milletin iradesi değil Allah’ın iradesinin hakimiyeti esasdır. İslam ve iman Allah'ın hakimiyetine teslim ve kabul demektir. İnkar ise küfürdür.

VI. İslamda Devlet Teşkilatı

Kur'an da devlet şekli veya teşkilatı hakkında herhangi bir ayet yoktur. Böylece Kur'an ve sünnete uyan zamanın ihtiyaçlarına göre ortaya çıkan bir devlet Şekli istenmiştir. ilk İslam Devletinde devlet başkanlığına gelişler düşünülürse bu sonuçlar ortaya çıkar. Evvela Kur'an’ı iyi bilen müslümanlar kral seçmediler. Bu krallık rejiminin mecbur olmadığını gösteriyordu. Hz. Ebu Bekir Hilafete çok dar bir zümre tarafından seçilmiştir. Bu klasik kamu hukuku açısından aristokratik bir sistem olarak değerlendirilir. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer'i tayin etmiştir.

Hz. Osman'ı ise bir şura seçmiştir. Hz. Ali ve Hz. Muaviye dönemi halk demokrasisi niteliğini taşımak tadır. Devlet başkanlığına gelişlerde biata riayet edildiği için İslam Devletini despotizme kapalı olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Netice olarak denilecek şey İslam devleti insan idrakinin anlayamayacağı ölçüde bir elastiki yapıdadır. Devlet şekli devrin icaplarına ümmetin durumuna kültür seviyesine, siyasi şartlar coğrafyanın ve zamanın imkan ve zaruretlerine göre belli edilir.



Son Yenileme ( Perşembe, 29 Mart 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin