Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Perşembe 24-Temmuz-2008 15:09:18
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow D arrow Düşünce Kaymaları
Düşünce Kaymaları
Pazartesi, 26 Mart 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Düşünce Kaymaları
Sayfa 2

DÜŞÜNCE KAYMALARI

Yazar : Komisyon
Yayınevi : Kaynak
Baskı : İzmir / 1996 / 281 shf.

(Zira, başka türlü onunla baş etmenize imkan yoktur).’ (Fussilet. 141/26)

Batı kültürü ve medeniyeti ile kurulan yakın temasla birlikte, İslam’ın temel kaynaklarına yönelen hareketlerde, Batı’dan ve müsteşrik zihniyetlerden yana tavır koyan kalemşörler olmuştur. Ve ne hazindir ki bunlar, kendi içinde neşet ettikleri İslami kültüre karşı, müsteşriklerden dahi daha fazla insafsız ve şedit davranabilmişlerdir. Bu eserde de daha çok Turan Dursun’a cevaplar mahiyetinde ele almıştır. Kitap dokuz ana bölümden müteşekkildir. her bölüm mevzu ve muhteva bakımından birbirinden müstakil olarak ele alınmıştır. Yer yer belli şahıs ve kitaplardan ziyade, görüş ve düşüncelere yön veren zihniyetler üzerine yoğunlaşmıştır.

Kitabın ilk bölümünde İslamın cihad anlayışı geniş bir şekilde işlenmiştir. Sırf işgalci ve emper ve emperyalist devletlerin sömürü anlayışı ile aynı kefede mütaala edilmesi, fahiş bir hatadır. İslam cihadının şartları, kanuni dayanakları, meşruiyeti, insani, ahlakı ve evrensel gayeleri ve hedeflerinin neler olduğunu bilmeden, onu işgalci devletlerin vahşet dolu savaşlarına mukayese etmek oldukça yanlıştır. İslamı beşeri ideolojilere benzetmeleri veya İslama yaklaşırken, beşeri ideolojilerin ortaya koyduğu kavramlarla yaklaşmamalıdır.

İslamda Cihad Anlayışı (Hazırlayanlar:A. Kurucan, Yener Öztürk)

Cihad tarifi içinde hiçbir şekilde ‘kafirlerin mallarını mülklerini ellerinden almak ve yağmalamak’ söz konusu edilemez. tarihin şahadetiyle de sabittir ki değil savaş anında, savaş sonrasında Her şey bittiğinde hükmü verecek sözü kesecek galipler Müslümanlar oldukları halde bile, değil ‘tapınakları yıkmak, aksine Ehl-i kitabın dini hürriyetlerini sağlamış ve mabetlerinde ibadet etmelerine müsaade etmiş, hatta onların muhafızı olmuşlardır.

‘Yaşlılara, kadınlara, çocuklara, kendisine ibadet-ü taate vermiş ruhbanlara ve mabetlere ilişmeyeceksiniz. Ağaçları yakmayacaksınız, hayvanlara dokunmayacaksınız, servetleri heder etmeyeceksiniz.’

Müslümanlar olarak, size hayat hakkı tanımadıklarında, mazlumun, mağdurun yanına, yardımına koşman gerektiğinde dininin teessüsüne mani olduklarında, fikir ve düşünce hürriyetine gem vurup bu hakkı elinden aldıklarında ve İslam’ın cihanşumül keyfiyetiyle disipline edilmiş kaide ve hukuka uyarak cihad vazifesi yerine getirilir.

Turan Dursun’a ait niyetlerle kaleme aldığı kitabında ‘ Ya İslam, ya ölüm’ diyerek ayetlerin siyak-sibak münasebetini gözetmemiş.

Peygamber Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde ‘Falanı bulursanız onu öldürün fakat yakmayın.’ Bu hadisi yanlış değerlendirip ‘Falancayı bulursanız ateşte yakın dedim. Ama önce öldürün, sonra yakın.’ şeklinde mana veriyor.

Savaş nasıl bir hiledir? Ka’b b. Eşref neden öldürüldü. Dinde zorlama yoktur mevzuu baskıların olmadığını ayet ve hadislerle inceliyor.

Marksist düşüncenin önemli isimlerinden olan Alman yazar Auguste Bebel ve Yahudi yazar Max Dumant’ın İslam hakkındaki görüşlerini incelemiş.

İslam’da hoşgörü ve fikir özgürlüğü ve İslam tarihindeki sapmalar ve hukuk ihlalleri, Müslüman olmayanların Müslümanların korumaları altındadır. Bugünün korumaları da koruma altındadır. saptırılan kısas hükümleri, din ve vicdan özgürlüğü, hakkında kısas uygulanacak kişiler hakkında geniş bilgi var. Rüşvetle Müslüman olunduğunu söyleyen itirazcı Peygamberimizin müelefe-i kuluba yaptığı bu ihsanların güya rüşvet olarak yapıldığını Taberi tefsirinden çarpıtarak aldığı bir cümleyi delil olarak kılarak kullanıyor. İp ve benzeri manalara gelen Reşa kelimesine rüşvet manasını veriyor. Sonra da arzu ettiği tercümeyi yapıyor. ‘Ebu Bekir hilafete geçince (müellefe-i kuluba verilen) rüşvet kesildi.’ Halbuki tefsirde geçen bu cümlenin tercemesi şudur. ‘Ebu Bekir halife olunca (müellefe-i kulubu, İslam’a bağlayan) ip koptu.’ İtirazcının tercemesi, kastının değil de cehaletinin en parlak delilidir.

Kur’an Anlayışımız: (Hazırlayan Davut Aydüz)

Mutezile, Kur’an’ın orijinali yakıldığı için aslının yok olduğunu; mevzuu Kur’an’ın, Hz. Muhammed (sav.) duyurduğu Kur’an’ın aynı olmadığını ileri sürüyor. Dr. Subhi salih’in Kitabından aktarılan bilgi güvenilir değildir.

Kur’an hafızlarının sayısının az olduğu böyle bir zamanda Kur’an’ın tahrife uğramasının tabi olduğu, kontrol ve korunmasının imkansız bulunduğu imajı verilmeye çalışılmıştır.

Hz. Peygamber (sav.)’in terbiyesinde yetişmiş sahabeler arasında 23 yıl içinde Kuran’ı sadece 4 veya 7 kişinin ezberlemiş olması aklen muhaldir.

Buhari’nin Es-Sahih’inde rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (sav.) henüz hayatta iken meydana gelen ‘Bi’ru Maune’ olayında şehid olan ‘kurra’nın sayısı 70 kadardır. Hz. Peygamberin vefatını takip eden yıl içinde meydana gelen dinden dönme olayları üzerine yapılan savaşlarda, ‘Yemame’de şehid olan ‘kurra ve huffaz’ın sayısı da bazı alimlere göre 450-500 kadar bazılarına göre ise 700 kadardır. Bir başka önemli nokta da Hz. Peygamber hayatta iken vahyin henüz son bulmamış olmasıdır. En son nazil olan birkaç süre veya ayet, bazı kimseler tarafından bilinmeyebilir. Hamidullah’a göre Peygamberimiz (sav) vefat ettiğinde 3000 kişi Kuran’ı ezbere biliyordu. Zeyd B. Sabit’in yazmış olduğu Kuran ile Hz. Muhammed (sav) indirilen Kuran arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü: Kuran’ı herkes ezberliyor, ayrıca ezberlediklerini yazılı vesikalarla te’yid ediyorlardı. her gün namazda okunan şey nasıl unutulabilir? Kuran ayetleri öyle ahenkli iniyordu ki, herkesin kolayca ezberleyebileceği kadar azar azar iniyordu.

Ayrıca sahabe, kuran ayetlerinden hüküm çıkarıyor ve onlarla amel ediyordu. Yüzondört adet sure, uzundan kısaya doğru sıralanmıştır; bununla birlikte bu sıralama uzunluk ölçüsünün göz önüne alınmayışının istisnalarında vardır. Bu demektir ki, bu tertipte, vahyin kronolojik (nüzul) sırası gözetilmemiştir.

Garanik Kıssası tamamen uydurmadır. din düşmanlarının, Müslümanların kalplerine şüphe atmak için hazırladıkları senaryodan ibarettir. İlmi ve tarihi delili yoktur. Kuran anlayışımız bölümünde daha başka itirazlara da cevap verilmiştir.

İslam’da Kadın Üzerine (Hazırlayan: Süleyman Demiray)

‘Annelik’ vasfıyla insanın varlığına sebep olan kadın; ‘zevce’ vasfıyla hayatın iniş ve çıkışında erkeğine en samimi arkadaş kadın; ‘Fahişe’ vasfıyla bir eşya gibi alınıp-satılan, şunun bunun mülkiyetine girmiş ve irsiyet hakkından mahrum bırakılmış kadın hep aynı kadındır.

Hintlilerde dini kanunları olan ‘veda’lara göre kadınlar ilim tahsil edemezken, ‘Buda’ya göre de kurtuluşa eremeyecek bir zümredir. Eski Yunan medeniyetinde kadınlar için ilim ve irfan söz konusu değildi. Eflatun’un nazarında bile kadın ‘bir çocuk doğurma makinası’ olacak kadar yükselebilmişti. Avrupa’da kadınlara bazı haklar tanınması onan kadınlığının karşılığı olarak değil onu erkek yerine koymak veya erkekleştirmek içindir. İslam, kadına kendi kendini evlendirme hakkını da vermiştir. Ki bu Avrupalı kadının ancak 20. asırda ulaşabildiği ve muazzam bir zafer saydığı hukuki haklarından biridir.

‘İslam bütün kanunlar ve medeni hukuk karşısında kadını eşit tutmuştur. Bu eşitlik evli ve bekar kadınlar için aynıdır. İslam’daki evlilik ile Hıristiyan alemindeki evlilik arasında büyük farklar görülür. İslam kadını evlendikten sonra hukuki hiçbir değer kaybetmez. Şahsiyetine alım-satım yoluyla mülk sahibi hukukuna mensup olduğu aile bağlarına ve diğer medeni haklarının hiçbirine halel gelmez. tam bir hürriyet içinde alır-satar, müstakil olarak mal sahibi olabilir, vakfedebilir, vasiyette bulunabilir. Kocası az veya çok hanımının malından bir hak talep edemez.’ Bugün kadınların sahip olduğu haklar, büyük buhranlardan sonra, birtakım tepki hareketlerinden sonra elde edilebilmiştir. Halbuki İslam, kadının haklarını tepkiklerin karşılığında değil insani, kadını ve erkeği ile bütün olarak telakki ettiği için zuhur ettiği gün bir disiplin olarak vaaz’ etmiştir.

Erkek heyecanlı tabiatıyla değil, düşünen, mücadelinin netice mesuliyetlerini yüklenmeye mütehammil olarak yaratılmış olması hesabiyle eve ve aileye reislik için kadından daha elverişlidir. Hatta bizzat kadın da kendisine itaat eden ve arzularına boyun eğen erkeğe saygı göstermez.




 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin