Türkçe Bilgi

Sık Kullanılanlar Listesine Ekle
Salı 02-Aralık-2008 23:57:38
(Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow D arrow Deger Ölçüsü 2
Deger Ölçüsü 2
Pazartesi, 26 Mart 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Deger Ölçüsü 2
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4


HUŞU VE TEVAZU

Dünyada huşu ve ahirette huşu olmak üzere iki türlü huşu vardır. Dünyadaki huşu, iman kuvvetine, marifet şuuruna ve irade sağlamlığına bağlı olup, dünyada sevimliliği ve saygınlığı ve ahirette de mükafatı pek fazladır. Ahiretdeki huşu ise zoraki ve mecburi olup, sıkıntıdan, telaşdan ve heyecandan ibaret olan huşudur.

Namazda huşu: Namaz kılmak aslında bütün hayatın huşu şeklinde özetlenmesi demektir. Ayrıca namazın özeti ve yüce dergahdaki geçerliliği de o namazın huşu içerisinde eda edilmesidir. Namazını huşu içerisinde kılmayan kimse, namaz kılarken bile Allah’dan uzaklaşan ve zamanla aslını ve yaradılış gayesini unutmaya maruz kalması ve Yüce Allah’a karşı tazimden tamamen mahrum kalması muhtemel olan kimsedir.

Kibir, insanın maddi-manevi refah ve saadeti için ne kadar zararlı ve menfur bir haslet ise, kibrin tam zıddı olan tevazu da o nisbette faydalı ve o derecede sevimli bir hasletdir. Kibir ve tevezunun neticeleri itibarıyla mahiyetleri şundan anlaşılır ki: İblis, Allah’ın emrine karşı kibirlendiği için, Yüce Rahmet’le irtibatı kesildi ve Yüce Dergah’dan ebediyyen kovuldu. Adem (as.) ise haddini bildiği, itaatdeki sırrı anlaması ve suçunu itiraf edip, tevazu yolunu seçtiği için afvedildi ve Cenab-ı Hakk’ın en sevgili kulları arasına girdi.

BASİRET VE FİRASET

İmansız bir basiretin ve firasetin ciddiliği ve devamlılığı düşünülemeyeceği gibi, tamamen basiretsiz ve tamamen firasetsiz bir iman da düşünülemez. Zira: Kapkaranlık bir ortamda maddi göz, bir şeyi bütün incelikleriyle göremediği gibi, küfür ve sapıklık karanlığında bulunan bir kalb gözü de bir işe yaramaz ve hiçbir hakikati de göremez. Kalb gözü açık olan kişi, iman ve İslamiyet’e girer ve hemen etrafını iman nuruyla aydınlatıp çevresini görmeye başlar. Evet, her mü’min, iman ve iz’anının mertebesine göre basiret ve firaset ehlidir.

Nitekim sahabeden birisinin gözüne bir kadın ilişmişti. Az sonra Hz. Osman’ın yanına geldiğinde. Hz. Osman ona: ‘Sizden birisi yanıma zina eseri gözlerinde belirgin olduğu halde giriyor’ dedi. Kendisine ‘Rasulullah (sav.)’dan sonra (sana) vahiy mi geldi?’ diye sorulduğunda da: ‘Hayır! Vahiy gelmedi. Fakat bu basiret, burhan ve doğru bir firasetdir’ diye cevap verdi.

HAVF VE RECA

Hz. Aişe bize şunu naklediyor: ‘Rasulullah (sav.)’a dedim ki: ‘Verdiklerini Rab’lerinin huzuruna dönecekleri diye kalbleri korkuyla ürpererek verirler’ mealindeki ayetden murat, hırsızlık yapan, zina eden ve içki içen midir?’ Rasulullah (sav.) şöyle buyurdu: ‘Hayır! O değildir. Fakat o kişidir ki, oruç tutar, namaz kılar, sadaka verir. Fakat yaptığı ibadetlerin kabul olmamasından korkar. Diğer taraftan da ‘Kim iman ve insitabla oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır’ buyurmakta ve bununla reca ile kurtuluş kapısını göstermekte ve bizi devamlı ümitli yaşamaya teşvik etmektedir. Hasılı, ibadet ve takvayı ihmal ettirecek şekilde recaya ve ümitsizliğe sevkedecek şekilde de korkuya kalbinde yer vermek gerçek ehl-i imanın şiarı olamaz ve böyle bir tutum, ona asla yakışmaz.

EDEB VE HAYA

Bir Hadis-i Kudsi’de şöyle buyuruluyor: ‘Ey İsa! Önce kendi nefsine öğüt ver; eğer nefsin yola gelirse, o takdirde insanlara öğüt ver. Değilse, benden utan’. Evet, haya her yerde geçerli ve lüzumludur. Hayasız insan daima başkalarının ıslahı ve terbiyesiyle uğraştığı halde, kendini ihmal eder.

İbnü’l-Mübarek şöyle diyor:

Ademoğluyla hayvan arasındaki fark edebdir.

Gözünü aç da bak cümle Kelamullaha,

Kur’an’ın bütün ayetlerinin manası edebden ibarettir.

HİLM VE RIFK

Hilm ile rıfk birbirini tamamlayan ve birbirini güzelleştiren iki kelimedir. Hilm’in yani akıllı ve sabırlı olmanın sonu rıfk ve mülayemetle biterse, o hilm güzeldir. Aynı zamanda rıfk ve mülayemet bir za’fdan ve acizlikden olmayıp, hilmin ve sabrın bir maslahatı ve bir faydayı ummanın eseri olursa, o rıfk güzel ve sevimlidir.

Bir hadis-i Şerif’de: ‘Hiçbir şeyin, hiçbir şeyle beraber olması ve beraber mütalaa edilmeleri, hilmin ilimle beraber olması kadar zinetli ve güzel, sevimli ve hoş değildir ve olamaz da’ buyurulmaktadır. Talim ve terbiye işiyle uğraşan ve hayatlarını bu kudsi hizmete vakfedenler hilme ve rifkate son derece önem vermek zorundadırlar. Onların gerek davranışları, gerekse sözleri hep rifkat ve mülayemet kokmalı ve muhatablarına, hep kavl-i leyyinle hitap etmeli ve hıl-u safh ile muamelede bulunmalıdırlar. Aksi takdirde sözleri yabana, gayretleri de boşa gider ve senelerce uğraşsalar da çevrelerinde bir sempati toplayamazlar. Neticede şu fani dünyadan fani eserleriyle birlikte fani olurlar ve kısa bir zamanda unutulur giderler.

İZZET VE HAYSİYYET

Zikrullah ve infak izzetin kalbi ve ruhu hükmünde iseler; ilim, şuur ve basiretde izzetin aklı mesabesindedir. Hasılı, izzet ilimle kaimdir. İlimsiz izzet, zamanla zedelenir ve zillete dönüşebilir.

Her türlü şeref ve izzet Allah’a, Rasulü’ne ve kamil mü’minlere layık olduğu gibi, her türlü zillet, hakaret, rezalet, sefahet de ehl-i küfre ve ehl-i nifaka aittir. Ve onlar buna gayet layık ve tam müstehakdırlar. Zaten zillet ve iman hiçbir zaman bir mü’mini kalbinde bir arada bulunamaz ve bir mü’mine kendini Allah’dan başka ve O’nun izni ve rızası dışında herhangi bir şey için zillete düşürmesi asla yakışmaz ve caiz de değildir.

GÜZEL AHLAK (İSLAM AHLAKI)

İslam dini hiç şüphesiz, güzel ahlakdan ibaret olan bir dindir. İslam dininin va’zettiği, te’sis ettiği ve emir buyurduğu güzel ahlakdan maksat, insanların ahiretde iğneden ipliğe kadar herşeyden sorguya çekilecekleri bir günde mahçub olmamaları, pişmanlık duymamaları ve yüksek dereceler kazanmalarıdır.

İslam’a göre güzel ahlakın esas kaynağı dindir, vahiydir. Yani hidayet kaynağı olan Kur’an-ı Kerim ve fazilet güneşi olan Rasul-ü Ekrem’dir. Kur’an-ı Kerim’e ve Sünnet-i Seniyye’ye göre güzel ahlakın yegane kaynağı Cenab-ı Hakk’ın yüce zatı, O’nun azamet ve kibriyası ile O’na karşı kalblerde ve vicdanlarda duyulan Ma’rifetullah ve Muhabbetullahdır. İşte bundan dolayıdır ki, bir mü’min Yüce Yaratıcı’yı tanıması ve O’nu sevmesi derecesinde Kur’an’ın düsturlarını ve Sünnet’in prensiplerini tatbik eder ve zamanla güzel ahlaklı kamil bir insan olur.

Güzel ahlakın önemini ve faziletini şundan anlamalı ki, Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Muhammed’in şerafet ve kerametini, fazilet ve keremini medh-ü sena ederken: ‘Şüphesiz ki sen, en büyük ahlak üzeresin’ buyurmakta ve bununla hem O’nu (sav.) övmekte, hem O’nu (sav.) tanıtmakta, hem de bizim O’nun (sav.) Sünnet-i Seniyye’sine ittiba etmek suretiyle O’nun (sav.) güzel ve mükemmel ahlakıyla ahlaklanmamızı emir buyurmakta ve bu hususta bizleri irşad etmektedir. Evet Rasul-ü Ekrem’in bütün hayatı, siretleri, davranışları, icraat ve eserleri O’nun pek büyük, pek güzel ve pek şerefli bir ahlak sahibi olduğuna şehadet ediyorlar. Hatta düşmanları bile O’nun ahlakça pek yüksekliğinden dolayı kendisine ‘Muhammedü’l-Emin’ lakabını veriyorlar.
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz

busy



Son Yenileme ( Perşembe, 29 Mart 2007 )
 
< Önceki   Sonraki >