| Cuma 29-Ağustos-2008 08:30:06 | (Sözlük 655.580 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| Çağın Hastalıklarına Bir Bakış |
| Çarşamba, 04 Nisan 2007 | ||||||||
Sayfa 3 toplam 6 HİPERTANSİYON Yüksek kan basıncının bazı hastalıklarla beraber görüldüğü uzun zamandır bilinen bir şeydi, ama insanı şüphelendirecek bir belirti vermediğinden genellikle kendi başına müdahaleyi gerektirecek bir hastalık olarak değerlendirilmemişti. Sonunda, yüzyılın başında saygın bilim adamı Sir Clifford Allburtt, ‘’hyperpiesia’’ dediği yüksek tansiyonu ciddiye almak gerektiğine arkadaşlarını ikna etti. Framingham bulguları ilaç endüstrisi için yeni bir teşvik oldu. Trankilizan ve diüretiklerle yapılan denemeler çok takdir topladı. Fakat yükselen kalp krizinden ölüm oranını düşüremedikleri gibi, kötü yan etkileri de vardı.1962’ de William Ewans anti-koagülanlar için yaptığı tenkidini bu kez yeni tansiyon ilaçlarını da içine alacak şekilde tekrarladı. Hipertansiyonun tedavisi için o zamana kadar 58 tane madde tavsiye edildiğini söylüyordu.’’İlk çıkanların faydası olmasa da pek zararı yoktu; daha etkili olan sonrakilerinse konjunktivit, kas ağrısı, deri döküntüsü, eklemlerde şişme, lupus eritematosus, sinirlilik, depresif psikoz, idrar tutulması, anevrizma ve felç gibi yan etkileri görüldü.’’Evans’a göre hipertansiyonun ‘’ sebeplerini çözmeyen bu ilaçlardan vazgeçilmesinin zamanı çoktan geçmişti. Evans’ın uyarılarına yine aldırış edilmedi. Kardiyologlar yapımcıların tarafından daha büyük gürültüyle piyasaya sürülecek 59. İlacın daha iyi ve daha güvenilir olacağına inanıyorlardı. Ve1970’ lerin başında kurtarıcı geldi: Hormonların aktivitesini engelleyerek ağrıyı azaltan ‘’beta -blokerler’’. Aslında anjina için çare olarak piyasaya çıktığı halde kısa zaman sonra kan basıncını düşürmek ve aritminin önüne geçmek için geniş biçimde kullanılmaya başladılar. 1974’te, ICI firmasının çıkarttığı Eraldin isimli ilacı kullanan bazı hastalarda görme bozukluğu yapan kornea zedelenmesi meydana geldiğini bildiren bir notla doktorlar uyarıldılar. Doktorlardan gelen cevaplardan bu yan etkinin sanılandan çok daha yaygın olduğu anlaşılmakla kalmayıp sağırlık, pertonit, plözeri gibi yan etkilerin varlığı da ortaya çıkıyordu. İlacın piyasadan çekilmesi kararı alınana kadar yan etkilere bağlı 18 ölüm ve 600’ den fazla ciddi hasar vakası bildirilmişti: Deride yamalar halinde pul pul olmuş tabakalar, lupus eritematosus, hastaların gözlerini suni olarak nemlendirmelerini gerektirecek derecede gözyaşı bezlerinin zayıflaması. Yirmi kadar hastada körlük belirmişti. 1978’te Charing Cross Hastanesi’nde danışman kardiyoloog olan Peter Nixon ‘’lancet ‘’ dergisine gönderdiği mektupta, bir kalp uzmanının zamanının büyük bir kısmını iatrojenik rahatsızlıklarla uğraşarak geçirmek zorunda kaldığını ve kendi tecrübesine göre bu rahatsızlıkların beta- blokerlerle birlikte büyük ölçüde arttığını yazdı. Eraldin dışındaki beta-blokerlerin güvenilirliğine uzun zamandır inanıldığı için Nixon’un uyarıları pek dikkate alınmadı .Fakat birkaç ay sonra ‘’British Medical Journal’’de çıkan yazıda hipertansiyon tedavisi sebebiyle meydana gelmiş körlük vakası bildiriliyor, editör tarafından üzüntülü bir dille kaleme alınan yazıdaysa aynı sebeple meydana gelmiş diğer ciddi yan etkilerin söz konusu olduğu bazı vakalardan bahsediliyordu. KORONER BAKIM 1970’lere gelindiğinde hipertansiyonun tedavisiyle ilgili aksilikler kardiyologları eskisinden daha az ilgilendiriyordu. Ellerinde daha önemli meseleler vardı; hayat ve ölüm meseleleri. Kalp krizi geçiren veya kalp aritmisi olan lertaların ambulansla getirilip, nabızdaki düşme veya yanlış bir kalp vurumu gibi durumlarındaki en ufak değişmeyi bildirerek hemen gerekli önlemin alınmasını sağlayan cihazlara bağlandığı yoğun bakım üniteleri 1950’ lerde hizmete girmişti. Yokluklarında kaybedilecek birçok hayatın kurtarıcısı sıfatıyla bu servisler sıklıkla ziyaretçilere hastanelerin en gurur duyduğu bölümler olarak gösteriliyordu. Fakat yavaş yavaş bu servislerin kalp krizinden sonraki yaşama oranına ne kadar az katkıda bulunduğu anlaşılmaya başladı. Birincisi, ancak zamanında hastaneye yetiştirilen hastaları kurtarabiliyorlardı.1972’ de yayınlanan bir rapora göre Edinburgh’ta yapılan bir araştırma, kalp krizinden ölümlerin yaklaşık yarısının kriz başladıktan sonra bir saat içinde, kalanın yüzde yirmisininde hastaneye yetişmeden gerçekleştiğini ortaya koymuştu. Koroner bakım üniteleri hastaya verdikleri bazan epey uzayan sıkıntı yüzünden de tenkit ediliyorlardı. Dr. John S. Bradshaw, British Medical Journel ‘de şöyle diyordu: ‘’ Hastayı zillerin çınladığı, ışıkların yanıp söndüğü ünitelere kapayıp bütün bu stres yüzünden onun neredeyse psikiyatrik bir rahatsızlık sahibi olmasına sebep oluyoruz. Koroner bakım konusunda bayağı endişeleri olan kardiyolog Peter Nixon 1978’de görevli bulunduğu Charıng Cross Hastanesi’nde konu hakkında tartışmaya davet eden bir memorandum yaptı. Lancet dergisindeki yazısında Nixon: ‘’Hastane ve hastane öncesi koroner bakımın hayat kurtarıcı değeri hususunda süren iddialara ve bu şartların hazırlanması için harcanan büyük miktardaki maddi ve insani kaynağa rağmen, miyokard infarktüsünden ölüm oranı değişmemiştir.’’ BY-PASS CERRAHİSİ Yüzyılın başından beri anjinanın tedavisi için değişik ameliyat biçimleri denenmiş, bunların faydası konusunda heyecan verici ilk raporları sonradan hep hayal kırıklığı izlemiş ve sonunda yüksek ölüm oranı sebebiyle bunlardan vazgeçilmişti. İlk başarılı by- pass transplantı, artere eklenen bir ven yardımıyla 1967’de yapıldı; bunun başarısı kaçınılmaz olarak Barnard’ın aynı yıl gerçekleştirdiği kalp transplantasyonuyla gölgelendi. Bir kere ustalaştıktan sonra ameliyat nispeten basitti ve vwewnin hastanın kendi vücudundan alınabilmesi graft reddi problemini önlüyordu. Londralı psikiyatrist Eliot Slater Britsh Medical Journal’a 1971’de yazdığı Sağlık Servisi mi Hastalık Servisi mi adlı yazısında, tıp mesleğinin hedefinin sağlığı sağlamak ve devam ettirmek, bunu yapamıyorsa en azından acıyı hafifletmek ve hastayı teskin etmek olması gerektiğini, bu hedefin ‘’neye mal olursa olsun hayatı devam ettirmek’’ olamayacağını, çünkü ilk hedef gerçekleştirildikten sonra ikincisinin kendi kendine hallolabileceğini ve bunu halletmenin doktorun görevlerinden olmadığını söylüyordu. Slater’ in endişesinin sebebi bu gerçeğin unutuluyor olması ve hastanelerin gurur ve prestij kaynağı olan yoğun bakım, hemodiyaliz ve organ transplantasyonu servislerinin giderek artma eğilimiydi. 1972’de New York Mount Sinai Tıb Okulu’ndan R. S. Blacher açık kalp cerrahisini cerrahların hesaba katmadığı bir yan etkisine dikkat çekti. Ameliyatı takiben kendisine gönderilen on iki hastadan sekizi psikiyatrik açıdan rahatsızlanmış ve bunu da refakat edenlerden saklayabilmişlerdi. Nisbeten basit ve bayağı karlı olması sebebiyle cerrahların by-pass ameliyatına gelişigüzel başvurduklarının işaretleri de belirmişti. Bir araştırma, by-pass ameliyatı olan hastaların yaklaşık yarısında daha önce, yeni anti-anjinal ilaçların herhangi birisinden fayda görürler mi diye deneme yapılmadığını, vakaların hiçbirinde de, cerrahiye ancak ilaç tedavisinden sonra başvurulabileceğini cerrahın hastaya söylemediğini ortaya koydu. Tehlike 1977’te, Seattle, Washington Üniversitesi doçenti T. A. Preston tarafından da gösterildi. Kardiyolog Preston by-pass cerrahisinin anjinayı hafiflettiğinden şüphe etmiyordu. Fakat bu ameliyatın başarılı olduğunu göstermeye yetmezdi; asıl sorunun şu olması gerekirdi:Ameliyat ne kadar gerekli ? Cerrahinin belirgin olarak diğer tedavi yollarından daha mı etkili olduğunu anlamak ve bu soruyu cevaplamak için iyi kontrol edilmiş denemeler yapılmamıştı. Her ne kadar hastalara ameliyatın gerekliliği konusunda güven veriliyorsa da, ‘’iddia edilen artan yaşama süresi ilmi bir çalışma tarafından doğrulanmamıştı ve birçok inceleme bu iddia lehinde delil olmadığını göstermişti.’’Bu gerçek hastalara anlatılsaydı, kaçı ameliyatı kabul ederdi? Alabama Üniversitesi, koruyucu tıp bölümünden Glen da Barnes ve arkadaşları araştırmaları sonucunda, ameliyattan sonra işe dönme veya çalışma süresi açısından bir faydanın söz konusu olmadığını buldular. |
||||||||
| Son Yenileme ( Çarşamba, 04 Nisan 2007 ) | ||||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|