Türkçe Bilgi

Sık Kullanılanlar Listesine Ekle
Salı 02-Aralık-2008 23:04:50
(Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Kitap Özetleri arrow A arrow Ateş Tecrübeleri
Ateş Tecrübeleri
Çarşamba, 04 Nisan 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Ateş Tecrübeleri
Sayfa 2
Sayfa 3

2. BÖLÜM: KAFİR AĞLAR

a) Önce Türkiye Kavramlar Değil

Türkçe’nin İntikamı: Son günlerdeki Laiklik kavgası aslında 70 yıl önceki dini kontrol etme gayretlerine karşılık Müslümanlarda doğan öfkeden ibarettir. Evet devlet laikti ama 1924 de kurulan diyanet işleri vasıtasıyla kamu bütçesinden din bürokrasisine muntazam paralar aktarılıyordu. Aslında amaç yeni bir devlet dini oluşturma gayreti idi. Evet böyle demokratik bir ortamda laikliği kaldırmayı savunan bir parti tek başına iktidara getirecek halk desteği sağlarsa ne olur? Oyunun kuralı açıktır: Halkın dediği olur. Aslında üzerinde durulması gereken kavram demokrasi olmalı değil mi? Danimarka’nın ve Norveç’in resmi dini Luthercilik. İspanya ve Portekiz’inki Katoliklik. İngiltere teokratik bir devlet, kral aynı zamanda kiliseninde önderidir. Peki onlarda olan bizlerde olmayan nedir? Demokrasi .. Türkiye Laiklik için harcayacağı enerjiyi milli geliri arttırmak için harcasaydı herhalde sonuç farklı olurdu.

b) İslam’ın Köylü Ve Şehirli Pratiği Üzerinde Notlar:

Sanılanın aksine devleti yönetenlerden halkın istediği şehirden çok köyde oturması, çünkü köylüler problem üretmezler, talep baskısı yoktur siyasi çizgileri aniden değişmez. Aza kanaat ederler uysal vatandaşlardır.

Dünyanın her yanında köylülerle şehirliler aynı şeye bakarken farklı şeyler görürü ve düşünürler. Köylüler ve şehirliler arasında müştereken 500-1000 kelime vardır. Dil farklıdır. Neseb ve soy birliği vardır. Kültür birliği yoktur, din birliği vardır. Ama aslında bunda bile birlik yoktur. Efendimizin hedefi Arapları şehirleştirmek ti. İslam zirvede hep şehirlerde temsil edilmiştir. Peki ya köylü şehirli olunca ne oldu. Şehrin dört boyutlu kriterleri yerini köyün tek boyutlu ve kıyafetsiz kriterlerine terk etti.

c) Tarih, Din, İlim, ve Siyaset Beyanındadır:

İslam dini ve tarih ilişkileri enteresandır. İslam tarihinin güvenilir aktarıcalarına ittiba ederek "selemet der kenarest" fehvasınca amel edersiniz.

Evet son yüzyıldır müsteşrikler yazdılar. Müslümanlar hep reddiye yazdılar. İslam tarihçileri bir türlü bağcıyı dövmekten üzüm yemeye vakit bulamamışlar. Mesela Hadis usulü ve İslam fıkhının tedvini açısından geçerli genel bir kabule göre sahabelerin hepsi Udul olarak kabul edilmektedir. Halbuki bu yaklaşım tarih usulüne aykırıdır. (Evet ama bizim vartamız, kritiği, ehil olmayanlar da yapıyor.)

İslamın tatbikatında görülen beşeri zaaf ve hatta aksaklıklar İslamın kendisinden değildir. Evet oturup İslam’a dahil kritik yapmazsanız İslam hukukunun kodifiye edildiği zamanlarda serbest bir gelişme zemini bulan ilim acaba birer hukuk dahisi olan mezheplerin imamlarının son noktayı koymalarından dolayı mı sükuta uğradı?

Utanmazlık iletişimin ilk boyutudur.

d) Türkiye'de Sağın Tarihine Buruk Bir Derkenar:

Sağın tarifi? Sağ solcuların sağcılara laik gördüğü bir sıfattır. Nasıl sağcı olunur? Tekelcilikle mi? Burjuvayı savunmakla mı? Kapitalistlikle mi? Sağın kimliğini belirleyen iki müşterek var. Din gayreti ve bayrak aşkı. Bu ölçülerden biri adamı sağcı yapmaya yeter. Daima tepki tavrı içinde kalma mecburiyeti sağı netleştirmekten alı koydu. sağın tezi yoktu. Sağın sanatla da alakası yok, hep şikayet edebiyatı ve basitlik. Hazin tablolar. Dükkan isimleri: Furkan market, Seriyye Kitabevi Mesture giyim, Tekbir Gıda... Nedir bu? saf İslam mı yoksa ticaret için Müslüman kardeşe göz kırpma mı? Enteresandır sağ kendi temel sabitelerine güvensizlik içindedir. Cat Stevens, Roger Garaudy, onların Müslüman oluşu sevinç dalgası oluşturdu. Acaba "Çok şükür doğru yoldayım" kanaatini güçlendirdiği için mi değerliydi? Sağın entellektüeli olmadı. Prof.'u, yazarı oldu, ama entellektüeli olmadı.

e) Üç Tarz-ı Siyasetten Tek Tarz- Siyasete:

Osmanlı sonlarında üç akım vardı; İslamcılık, Türkçülük, Osmanlıcılık. sonraları buna bir yenisi eklendi. Batıcılık. Yeni Türk devleti radikal bir batıcıydı. Peki batı karşıtlığının izahı nedir? Cevabı nedir? Hep ilim ve tekniği alalım, din ve ahlaklarını almayalım dedik. Artık bu çözüm bile değildir. Evet kilidin şifresi "Allah insanlardan ne ister." Bu kapsamda İslam taraf değil esastır. İnsan yeniden Allah'ın halifesi mevkiine iade edilmelidir.

f) İnsan Haklarının Etik Temeli Kölelik ve İslam:

Batı bizim vesikalı yarimiz, onun insan hakları ihlalleri sayılamayacak kadar çoktur. Yeni bir din doğuyor. Adı yeni dünya düzeni. Cehennemi ise İstikrarsızlık, kışkırtma dış tahrik ambargo ve savaştır.

Pax Americana: Pax Americana çağdaş putların dev ağızlarına, çağdaş sunaklarda boğazlanan kölelerin eti ve kanıyla beslenen yontulmuş bir Vandal İmparatorluğudur. Roma’dan bile insafsız. Dünün firavunları da bir zamanlar süperdirler.

g) Sessiz Çoğunluk Bakımından Batılılaşmanın Anlamı:

İslamcılık bize batının 19. asırdaki hediyesidir. Aslında batıcılık istemesek de içimize işlemiş meşhur batılıların Müslüman oluşu ile inancımızı test ediyorduk. Cousteau, Garaudy, Kur'an'da 19 mucizesi vs. bunlar bize hep güç veriyordu.

8. Çağdaşlaşma Büyüsüne Karşı İslam’ın Bir Cevabı Var Mı?

Aydınlarımızın zihni karıştı çoğu kere avam kadar dahi olsun arif olamadılar. Batı öldü diyorduk ne oldu? Batı ahlaki çıkmazın içinde olabilir. Ama asıl onları ürküten ekolojik tıkanma karşısındaki çaresizlikleridir. Mesela Güçlü Biz Olsaydık: Hiç şüpheniz olmasın eğer böyle olsaydı Fransız aydınları St. Michelle'deki bulvar kahvelerinde bol sigara ve konsantre kahve tüketerek Osmanlı değerlerinin ezici Challenge'ı karşısında Fransız kimliğini koruyabilmenin bunaltısıyla ezilip duracaklardı. Belki içlerinden birisi "Müslüman olup kurtulalım, bu işin esrarı İslam da" diye teslimiyetçi bir tavır geliştirirken, diğeri "Saçmalama biz Hristiyanız ve öyle kalacağız, ağzımızla kuş tutsak bu Osmanlılar bizi kendi paxlarına asla dahil etmezler, kurtuluşumuz için tek yol Atlantik kıyısı ülkeleriyle müşterek bir entegrasyona girmektir" diyecek, bir başkası "yahu ne tartışıyorsunuz Fransız olmak Osmanlı değerlerini benimsemeye engel teşkil etmiyor ki, önemli olan Osmanlıdan bilgi ve teknoloji almaktır. Bizim onlardan kafaca hiçbir eksiğimiz yok sadece tembeliz o kadar" görüşünü savunacaktı, derken tartışmayı sessizce izleyen bir başkası başını ümitsizce sallayarak "Yanılıyorsunuz baylar, Osmanlıdan sadece bilgi ve teknoloji alsanız bile sonunda Osmanlı olursunuz. Çünkü bilginin de kültürel kalıp sadedinde bir cinsiyeti vardır. Sonunda Fransız kimliğini kaybetmemiz içten bile değil" derken belki bir diğeri "Kurtuluş İsa'dadır. O'nun getirdiği doktrini biz hayata geçiremedik. Kiliseye hapsettik. Laisizm canımıza okudu dinimizi gündelik hayatımızdan sürüp çıkardık. Osmanlı değerlerinin esiri olduk. İçimizde sırf züppelik olsun diye kandil günlerinde Quartier Latin'deki Rufai tekkesine gidip halkaya dahil olanlar bile var. İçine yuvarlandığımız kültür emperyalizminin boyutları gerçekten dehşet verici. Bazı arkadaşlar sırf modayı izlemek uğruna sarıklı geziyor, sırf aykırılık olsun diye nargile höpürdetiyorlar. Biz ruhumuzu kaybettik arkadaşlar. İsa öğretisinin temel değerlerini yeniden yorumlamaktan başka çıkışımız yoktur ve olamaz" sözleriyle tezini müdafaa edecekti.

Çağdaşlaşmanın Yanlış Yorumları: Müslümanlar çoğu defa "ne zaman bir Müslüman kanalı olacak" demişlerdi, ama Tv karşısında vakit geçirme stilini sorgulamadılar. Bizim aslında meselemiz görünmez zihni engellerdir.

ı) Şehre ve İslam Şehrine Dair:

Medine'nin fazileti hiç şüphesiz sakinlerinin fazıl kimseler oluşundan ileri gelmekteydi. Her millet kendi Medine-tül Fazılasını inşa etmekle muvazzaftır.




 
< Önceki   Sonraki >