| Âşık Veli |
| Cumartesi, 18 Ağustos 2007 | |
|
Âşık Veli'nin ölüm tarihini bilinmekle birlikte, doğumu konusunda her hangi bir kayda rastlanılmamıştır. Ancak akrabalarından derlenen bir araştırmada ozanın 60 yaşında öldüğü belirtilmiştir. Buna göre Âşık Veli 1793 doğumludur. 1818 yılında öldüğü bilinen Emlek Kale Köyü'nde ustası Kemter Âşık Veli'nin yetişmesinde etkili olmuştur. Aşık Veli ustasının ölümü ardından şu şiiri yazar: Şu yalan dünyada bir üstad buldum Beni bırakmadın işime felek Şakirt olan şaşkın olur dembedem Ne okursun bilmem guşuma felek Âşık Veli, Emlek yöresi köylerinden İğdecikli'dir. Yoksul bir ailenin çocuğu olarak büyür. Ancak yakın köylerden Kale köyüne tutma olarak verilir. Ağası yörenin zenginlerindendir. Kızı Suna ile birlikte büyür. 17 yaşına gelince Suna'ya aşık olur. Babasından istetir. Çulsuza kız vermeyeceğini söyleyen ağa, kızını Yozgat Mahal köyünden akrabalarına verir. Bunun üzerine Veli, Suna'ya olan tutkusundan dolayı yanık türküler söylemeğe başlar. Hel hel etttim Mağara'dan uçurdum Telli kızın gitti derler bu yola Elim ile evlerini göçürdüm Telli kızın gitti derler bu yona Telli kız dediği Suna'nın gitmesi Veli'yi deliye çevirir. Veli huzursuzdur. Ustası Kemter ona yeni bir yol göstererek Hacı Bektaş'ı ziyaret etmesini önerir. Sıvaş, Yozgat üzerinden Hacı Bektaş'a varan Veli, Hacı Bektaş Postnişini Hamdullah Çelebi'yi ziyaretinde Çelebi'nin çocuğunu kaybettiğini, çok üzüldüğünü görür ve kendi derdini unutup Çelebi'yi teselli etmeyye başlar. Derde tabi olup derman aradım Vardım ki tabibin derdi benden çok Her derdin dermanı sendedir bildim Ne hikmet ki senin derdin benden çok Hak böyle buyurmuş bina kurunca Ağlamayı gülmeye eş verince Tabipler tabibi dertli olunca Besbelli ki şu dünyada dertsiz yok Veli'nin Hamdullah Çelebi ile ilişkilerinin geliştirmesi ozanın ufkunda geniş açılım oluşturur. Sıvaş ile Hacı Bektaş arasında uzun süre gidip gelmeler sırasında Çelebi'nin önerisiyle Hasan Dede Kasabasında, Hasan Dede tekkesine de uğramadan geçemez. O dönemler tekkeler özellikle ozanların uğrak merkezidir. Hasan Dede Tekkesi Anadolu'nun en işlek tekkelerinden birisidir. Çünkü Anadolu'nun ortasında bulunur. Doğudan batıya, batıdan güneye bütün yolların kesim yerlerindedir. İşlerliği, zenginliği bu nedenledir. Burada aşevleri, mihmânevi, dedeevi, ozanevi, konuklar için yatakhane gibi önemli binalar bulunmaktadır. Cem yapılırken zakirler güçlü tarikat aşıklarından kurulmuştur. Âşık Veli de bunlardan bir tanesidir. 1818 yılında ustası Kemter'in ölümü ozanı Emlek'ten uzaklaştırır. Öyle zannediyoruz ki bu süre içinde Âşık Veli, Hasan Dede tekkesinde kaldı. Bu sırada da Hamdullah Çelebi adına tekkeler arası ilişkileri de yürüttüğünü düşünüyoruz. Hamdullah Çelebi ilişkileri bunu kanıtlıyor. Âşık Veli'nin Hasan Dede tekkesinde bulunan şiirlerinin bir ikisi dışında hepsi hiç duyulmayan şiirleridir. Horosan ilinden Anadolu'ya Islahata geldi Pir Hasan Dedem Seyreyle didemden akan selini Islahata geldi Pir Hasan Dedem Peşinden ordusu gayet fırkatlı Taçları yeşildir dilleri tatlı Böyle er görmedim gayet heybetli Islahata geldi Pir Hasan Dedem Haydarı Berek'e bekçidir koydu Necef denizinden kılıçın aldı Tahta kılıç ile çok kafir kırdı Islahata geldi Pir Hasan Dedem Ol Berek dağında Haydar seslenir Varan deli akıllanır uslanır Tahta kılıç kılıfından paslanır İshala geldi Pir Hasan Dedem Aksede üstünde gördüğüm böyle Gül yüzlü efendim gördüğün söyle Pir Otman Baba'ya bir niyaz eyle Islahata geldi Pir Hasan Dedem Velim der ki şüphesiz Ali Bir ismi Hasandır, bir ismi Ali Niyaz et Allahın sevgili kulu Islahata geldi Pir Hasan Dede Âşık Veli'nin zamanın büyük bir bölümünü Hasan Dede'de geçirdiği anlaşılıyor. Alevi-Bektaşi felsefesi onun şiirlerinde bambaşka bir anlam kazanıyor. Şiirlerinin içini süsleyen, ona anlam kazandıran, ona şevk veren Hacı Bektaş evlatlarından olduğuna inanılan Çelebilerden kendisi de ozan olan Hamdullah Çelebi, Âşık Veli için bir ışık olmutur. Bu ışık Veli'nin yüreğini de aydınlatmaktadır. Ancak 1826 yılında Sultan II. Mahmut'un Bektaşilere uyguladığı kıyım ve sürgün bütün insanlığı yaralamıştır. Türkçe'nin ve Türk kültürünün temsilcisi Bektaşı tekkeleri diğer tarikatların padişahın kışkırtmasıyla o dönem hem Türk kültürü büyük darbe alıyor, hem de bir çok insan sürgün ediliyor. Bazıları dar ağacına çekilirken, altmış yaşın altında olan tekke binaları da yıktırılıyordu. Hamdullah Çelebi, Türkiye Alevilerinin Hacı Bektaş makamındaki temsilcisidir. Sultan II. Mahmut merkezi tekkede oturan Alevilerin liderini de Amasya'ya sürgüne göndermiştir. Âşık Veli on beş yıldır göremediği piri Hamdullah için aşağıdaki türküyü söylüyordu. Bize bazı şiirlerin verdiği ipuçları Âşık Veli'nin 1826 sürgünü sırasında Hasan Dede tekkesini zaman zaman ziyaret ettiği ya da o çevrede bu ocağın faaliyetlerini gizlice sürdürdüğü yönünde bilgiler ortaya koyuyor. Onbeş yıla yakın bir zaman neden Çelebi'yi ziyaret için Amasya'ya gidemediği de bir yasaklı çağrışımını da göstermektedir. Büyük bir ihtimalle Veli'nin Çelebiyle olan ilişkileri ve Âşık Veli'nin ardından yazdığı şiirler yakın bağların çeşitli engellerle süremediğini göstermektedir. Bu şiirden anladığımıza göre yıl 1841 civarıdır. Bu bilgiler ışığında Âşık Veli'nin bugüne kadar ele geçmeyen bu şiirleri Hasan Dede tekkesinde bu dönemde nasıl birikmiş olabilir diye düşünüyoruz. Ziyaret defterlerine yazıldığı belirlenen şiirler ozanlar tarafından bizzat yazılmış, ancak yasaklı dönemde Hasan Dede Tekkesinin açık olduğunu da yakın bir ihtimal olarak düşünmekteyiz. Yarı dokunmazlık ve Âşık Veli'nin de bu tekkede gizlendiği, şiirlerin çokluğundan da anlaşılmaktadır. Aradan on beş yıl geçiyor, bu sürenin öncesinden de Çelebi için yazılmış bir çok Veli şiiri vardır ki bu şiirlerin bazıları Hasan Dede tekkesi dışında var olan şiirlerdir. Pek çok arzuladım varayım dedim Varamadım gül yüzlü yar küstün mü? Haki payına yüzler süreyim dedim Süremedim gül yüzlü yar küstün mü? On beş yıl yaklaştı olmadı çare Erenler terkim kılmadı zara Fazlı gibi kendi kendim hançere Vurmadım gül yüzlü yar küstün mü? Sıra ister Beytullah'ın yolları Onun yolu zordur yokuş belleri Al yanakta al kırmızı gülleri Deremedim gül yüzlü yar küstün mü? Aşık oldum Ehlibeyt'in nuruna Amasya'dan yatan gerçek pîrime Elim bağlı belim bağlı darına Duramadım gül yüzlü yar küstün mü? Eşiğine süremedim yüzleri Gözüme tütüyordur ayak izleri Dili şeker ezer şirin sözleri Eremedim gül yüzlü yar küstün mü? Velim eyder işim ahızar idi Bii bu sevdaya salan yar idi Danışmayı çok müşkülüm var idi Soramadım gül yüzlü yar küstün mü? Âşık Veli'nin derdi büyüktür. 1826 yılında Amsaya'ya sürgün edilen Çelebi onun şiirlerinde bir ilhamdır. İçinde yatan Amasya özlemi bitmek bilmez. Çelebi'nin daha bir yıllık sürgününün ardından söylediği şiirindeki özlem de on beş yıl sonraki de bu kadar sıcaktır. On iki aydın sevdiğime hasretim Varaydım şahı merdan aşkına Nasıl gider bu sinemden hasret Göreydim şahı merdan aşkına Kırk gündür gördüğüm yoktur düşümde Pusu mihnet gitmez oldu başımdan Irmak kapısından Ferhat taşından Varaydım şahı merdan aşkına Velim eyder bu melhemin dadına Aşık yanar maşuğun oduna Küllü maksuduna her muradına Ereydim şahı merdan aşkına Zaman zaman Hasan Dede tekkesi dışında memleketine gittiği, ancak buralarda kalmadığı da anlaşılmaktadır. Eldeki şiirleriyle tekke ziyaret defteri içinde bulunan şiirlerinden ancak birkaç tanesi aynı şiirdir. Örneğin; Âşık Veli'nin de plağına aldığı, bazı zamanlardan Ali İzzet Özkan'ın da “benim şiirim” dediği; Mecnunum Leylamı gördüm Bir kerece baktı geçti Ne söyledi ne de sordum Kaşlarını yıktı geçti Şiirindeki İzzetî mahlasından dolayı bu şiiri Ali İzzet kendisine mal etmek istemiştir. Bildirimizin sonuna koyduğumuz Arap harfleriyle yazılmış şiirin orjinali ziyaret defterinde yer almaktadır. Ve şiirin mahlası söyle bitmektedir. Velim eydir ne hikmet iş Uyumadım ki görem düş Zülfünü kement eylemiş Boğazıma taktı geçti Bu şiirin de 1853 yılından çok daha önceleri yazıldığı ortadadır. Şiir yörede çok tutulmuş olmalı ki, yıllarca dilden dile günümüze kadar aktarılmıştır. Sivas Gemerek İlçesi Çephi Kasabasından Âşık Veysel ve Ali İzzet'in de tanıdığı İzzetîadlı bir ozan bu şiirde kendi mahlasını kullanmış. Böylece bu şiirin de Âşık Veli tarafından söylenmiş olduğu kanıtlarla ortaya konmuş olmaktadır. Âşık Veli'nin yeni bulunan şiirleriyle eskiden derlenmiş ve kitaplaştırılmış şiirleri hem konu, hem söyleyiş hem biçim, hem de mahlaslarda tartışma götürmeyecek birliktelik vardır. Konular bakımından üç isim hemen dikkati çekmektedir. Birincisi Hacı Bektaş Postnişini Hamdullah Çelebi'ye söylenen şiirlerin her iki dosyada da aynen yer alması, sevgilisi Telli Suna için söylenmiş şiirlerin ve ustası Âşık Kemter şiirleri çokça işlenmiş. Deyişler her iki dosyada da 7,8 ve 11 heceli, 4+3, 4+4, 6+5, 4+4+4. duraklı söylenişlerde de farklılık yoktur. Ancak her iki dosyada bulunan ortak şiirlerin toplamı 4 adettir ki bunlar tanınmış şiirlerdir. Birisi Mecnunum Leylamı gördüm, ikincisi Ağlatırsan beni yoluna ağlat / Beni nâğâh yere ağlatma Ali, üçüncüsü; Ben hocamdın böyle duydum gafiller. İbrahim Aslanoğlu'nun Âşık Veli isimli kitabında derlenen şiirlerin toplamı 80 adettir. Bizim elimizdeki dosyada bulunan ve çevirisi yapılan şiirlerin toplamı 48 adet, elde bulunan cönkten çevrilmeyen Âşık Veli şiirlerin toplam sayısı 40 adettir. Elimizde bulunan ve bugünki dile çevrilen şiirlerin başlıklarını veriyorum. Bu başlıklar şiirin ilk mısralarına göre belirlenmiştir. 1. Horosan ilinden Anadolu'ya 2. Yari olmayanın yarası olmaz 3. Dedim beni öldürün, altısı da bir gelir 4. Her sabah her sabah seher vaktinde 5. Sene bin iki yüz elli yedide 6. Silinmedi garip gönlümün yası 7. Hûb derilmiş meclisiniz 8. Pek çok arzuladım varayım dedim 9. On iki aydır sevdiğime hasretim 10. Şerha şerha edin beni öldürün 11. Ağlatırsan beni aşkına ağlat 12. Şahımerdan züriyeti kendisi 13. Bugün cılayı gülübün 14. Doldurdu doldurdu verdi 15. Ben hocamdan böyle duydum gafiller 16. Irıza gecesi ibadet eder 17. Muhabbetin aklım aldı 18. Kelp rakıp efendime taş atmış 19. Elhamdüllüh çok şükür ol hüdaya 20. Gül yüzlümün gül cemalini gördün de 21. Kahre Lütfe beli demiş müminler 22. Urumdaki ağlayan Abdallar 23. Aşık oldum sevdim sırrı hüdayı 24. Gül yüzlü güneşim mahi taban 25. Deli gönül akıllan uslu ol 26. Allah Cebrayile böyle buyurdu 27. İslâm dininin binasını sormuşlar 28. Bugün müminlerin Kerbela günü 29. O mah yüzler bilmeyene açılmaz 30. Hüda birdir ismin bin bir okunur 31. Hüsnünde bâ-i bismillah hecedir 32. O Ali'nin her oyunu sırdandır 33. Ali evladına canım kurban olsunki 34. Bir adu bir dostun zemmin eylerse 35. Cihanı yakar ateşi 36. Dilden dile düşen oldum 37. Aman mürvet kesirete düşürme 38. Ben sılaya ne yüzünen gittim 39. Derde tabi oldum tabibi buldum 40. Cömertlik hakkında aslı Ali evladı 41. Bahar seli gibi dağlar başında 42. Gel gönül uyma başına gelene 43. Allah bir Muhammed Ali 44. Ya Muhammed Mustafa La feta illa Ali 45. Ya Ali mah-i muharremdir gam üstüne gam doğar 46. Evelli Muhammed Ali 47. Mecnunum Leylamı gördüm 48. Sene bin iki yüz altmış. Kaynak: I. Uluslararası Atatürk ve Türk Halk Kültürü Sempozyumu Bildirileri Ek Bilgi Âşık Veli Şiirleri |
|
| Son Yenileme ( Cumartesi, 18 Ağustos 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|