Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Cuma 25-Temmuz-2008 10:30:11
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Hobiler arrow Güvercin Kültürü arrow Selçuklu (Enseli) Güvercini
Selçuklu (Enseli) Güvercini
Perşembe, 17 Mayıs 2007

Yazının Diğer Sayfaları
Selçuklu (Enseli) Güvercini
Sayfa 2

Genel olarak kabul edilen yaklaşıma göre, Selçukluların Anadolu’ya gelirken Orta Asya’dan sadece düz beyaz, düz siyah ve gök renklerine sahip güvercinler getirdikleri düşünülmektedir. Bugün görülen farklı renklerin Anadolu’da yapılan ıslah çalışmaları sonrası geliştirildiği bilinmektedir. Günümüzde bu güvercinlerde rastlanan ana renkler, şu şekilde adlandırılmaktadır ; Ak, Kara, Gök, Çopur, Akkuyrukkara. Bunlara ek olarak Pal ve Ala olarak adlandırılan renklerde vardır. Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu renk kuşların özelliği bütün vücutlarının beyaz renk olmasıdır. “Enseli ak” olarak da adlandırılmaktadırlar. Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu renk kuşların özelliği bütün vücutlarının siyah renk olmasıdır. “Enseli kara” veya “Enseli zidgara” olarak da adlandırılırlar. Geniş ve beyaz gözlü olanları makbuldür.

Selçuklularla birlikte Anadolu’ya gelmiş bir renktir. Bu kuşların genel rengi açık göktür. Yani vücut açık mavi ve gri karışımı bir tondadır. “Enseli gök” olarak da adlandırılmaktadır. Renkleri külümsüye ( daha koyu gök rengi ) yakın olanlar ve üzerlerinde beyazlık bulunanlar beğenilmezler. Selçuklu güvercinlerinde, gök renginde kanatlar üzerinde kalem ( şerit ) bulunmaz. Bu renk silik tabir edilen bir yapıdadır. Kuyruk teleklerinde yatay olarak uca doğru bir sıra şerit olabilir. Kanat telek uçları ile kuyruk uçları koyu tonlu olanlar daha makbuldürler. Gözleri boncuk mavi olanlar değerlidir. Gözleri kızıl olanlar makbul değildir. Gök rengini geliştiren ve ıslah eden kişi, “Akkipriğin dayı” adı ile bilinen ünlü kuşçu Hacı İsmail Ağadır. Elimizde bulunan bugün bile “Dayı cinsi” diye anılmaktadırlar. “Enseli pal” adı ile de anılır. Ak ile gökün eşleşmesi ile ortaya çıkabildiği gibi, çopurla çopurun eşleşmesi sonucu % 80 oranında ortaya çıkmaktadır. Bu kuşlarda renk beyaz ile gök karışımıdır. Vücuda hakim olan genel renk külümsüdür. Kuyruk genellikle süt beyaz olur. Renk karışımı vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Selçuklu güvercinleri bir form kuşu olduklarından bu kuşlarda renk çok önemlidir. Bu nedenle pal rengi kuşlara hiç değer verilmez. Hatta bir çok eski kuşçu bu rengi Selçuklu güvercin renkleri içinde saymamaktadırlar.

Ak ile karanın çiftleştirilmesinden elde edilen bir renk kombinasyonudur. Ala kavramı güvercinlerde genellikle karışık renkli olma durumunda kullanılmaktadır. Güvercinlerde baş, vücut, kanatlar ve kuyruk gibi vücudun temel bölümlerinin birbirinden farklı renkte olması ve bunun düzenli dağılması ise ayrı bir renk gibi algılanabilir. Selçuklu güvercinlerinde, kafanın siyah ve siyah rengin boyuna kadar indirmeli olması, sırtın siyah ve beyaz olması, kuyruğun ise süt beyaz olması durumunda bu kuşlara ala denilmektedir. Alalar genellikle çakır gözlü olurlar. Kuyruk biçimleri ise açık ensedir.

Selçuklu ırkı güvercinlerde yapılan ıslah çalışmaları sonucu Osmanlı döneminde geliştirilmiş bir renktir. Bu kuşlarda baş rengi açık göktür. Yani kuşun baş kısmı hafif kül rengi ve grimsi bir tondadır. Bu renk boyunda kesme yapar, yani burada biter. Bitiş noktasından itibaren beyaz renk başlar. Eğer gök ton boyuna doğru indirme yapıyorsa tercih edilmez. Kafaya hakim olan gök ton üzerinde bazen, “çakal” olarak adlandırılan ve kuşun gagasının üzerinden başlayıp kafasının ortasına kadar devam eden düz ve beyaz bir hat bulunabilir. Bu çopur renginde makbul olarak kabul edilmektedir. Özellikle kuşun bel kısmında gök ton renk bulunmaması gerekir. Kuşun bel kısmı da beyaz olmalıdır. Vücuda hakim olan genel renk beyazdır. Ancak kanatlar, füme olarak adlandırabileceğimiz bir tonda koyu gri ve siyaha yakın bir renkte olurlar. Kanat üzerinde iki sıra kalem bulunur. Kanat uçları koyu zeytuni tonda olan çopurlar daha değerli olarak kabul edilirler. Çopurlarda bazen kanatta “çallı” adı verilen beyaz teleklere rastlanabilir. “Çallı çopur” olarak adlandırılan bu tür çopurlar değersiz kabul edilirler. Çopurlarda kuyruk tamamen beyazdır. Ancak “karakuyruk çopur” olarak adlandırılan siyah kuyruklu çopurlar da bulunmaktadır. Kuyruk biçimi, kılıncına dolma ya da açık ense kuyruk olabilir.

Çopurlar da göz rengi çakırdır. Çakır göz, mavi hareli ya da bej hareli olabilir. Çopur bir güvercinin bir gözü, siyah diğer gözü çakırdır. Çakır olan gözün ise yarısı çakır, yarısı siyahtır. Çakır kısım gözün altında, üstünde veya yan tarafında bulunabilir. Çopur, ak ile gökün eşleştirilmeleri sonucu geliştirilmiş bir renk türüdür. Ak ile gök eşleşmesinden, çopur, karakuyruk çopur ve gök renkleri elde edilmektedir. Çopur ile çopurun eşleştirilmesinden ise, %80 pal, %15 çopur, %5 ak elde edilmektedir. Çopur rengini ıslah ederek geliştiren ve bu renge hayran olduğu bilinen kişi, Elifin İbrahim Babadağ’dır. Çopur renginin devamını ömrünün büyük bir bölümünde Konya’da Hacı Nafizlerin konağında kuşçu başılığı yapmış olan bu kişiye borçlu olduğumuz söylenebilir. Çopura ait ilginç bir bilgi daha bulunmaktadır ; Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid’in şehzadeliğinden beri kuşlara merakı olduğu bilinmektedir. Padişah olduktan sonra 1876 – 1909 yılları arasında 33 yıl ülkeyi yönetmiştir. Padişahın kuşçu başılığını yapan Osman Efendi, milli futbolcularımızdan Şükrü ve Rüştü beylerin dedeleridir. Bu dönemde Osmanlı Sarayında Osman Efendiye bağlı olarak çalışan 32 kuşçu daha bulunmaktadır. Bu kuşçulardan biri de Konya’lı Nakip zadelerden Rıza Efendidir. II. Abdülhamid, Selçuklu kuşlarının güzelliğini duymuş ve Rıza Efendiyi Konya’ya göndererek, bu kuşların tüm çeşitlerini toplayarak İstanbul’a saraya getirmesini emretmiştir. Bunun üzerine Rıza Efendi Konya’ya gelerek Padişahın emrini yerine getirmiş ve kuşları toplayarak İstanbul'’ gitmiştir. Padişah gelen kuşlar içersinde en çok takkeli çopur tabir edilen rengi beğenmiş ve bu renkten daha fazla getirmesi için Rıza Efendiyi tekrar görevlendirmiştir. Ancak Rıza Efendi bu renkten sadece üç tane daha bularak İstanbul’a geri gelmiştir. Hatta söylenenlere göre Padişah Selçuklu kuşlarının güzelliklerini gördükten sonra elinde bulunan yabancı kuşları elden çıkartmış ve Konyalılardan yetiştirmek isteyenlere ücretsiz olarak verilmek üzere, bu kuşları Konya’ya göndermiştir. Bu kuşlar, o dönemde kendisi de ünlü bir kuşçu olan, Konya Polis Karakolunda görevli Baş Komiser Bendelli İbrahim Efendi aracılığı ile Konyalılara bedelsiz olarak dağıtılmıştır. Gerçektende o döneme ait Osmanlı arşivi kataloglarında bu bilgileri doğrular belgeler bulunmaktadır. Bu arşivde yapmış olduğum araştırmada Konya ile İstanbul sarayı arasında güvercin alış verişinin oldukça canlı olduğunu gösteren çeşitli belgelere rastladım. 1883 tarihli bir belgede Konya’dan İstanbul’a gönderilecek güvercinlerin, Yüzbaşı İbrahim Ağa’ya teslim edilişine ilişkin bir belge bulunmaktadır. 1893 tarihli bir belgede, Konya’dan melez olmayan güvercinler istenmektedir. 1899 tarihli başka bir belgede ise, Konya ahalisinden arzu edenlere dağıtılmak üzere 195 çift güvercinin İstanbul’dan gönderildiği belirtilmektedir Selçuklu ırkı güvercinlerde yapılan ıslah çalışmaları sonucu Osmanlı döneminde geliştirilmiş bir renktir. Bu kuşlarda gövde ve kanatlar siyah renkli kuyruk ise tamamen beyazdır. Ak ile Karanın eşleştirilmesi sonucu uzun zaman içinde geliştirilmişlerdir. Bu eşleşmeden, ala, mavrullukara, akkuyrukkara, olarak adlandırılan renklerde kuşlar elde edilmektedir. Mavrullukara, kuyruğu siyah ve beyaz karışık renkli olan akkuyruk karalara verilen bir isimdir. Bunun yanı sıra, yanı telli, böğrü telli ve üstü telli kara gibi adlarla belirtilen tüy ve telek renk özellikleri ile de karşılaşılabilmektedir. Osmanlı döneminde bu ırkın ıslahı üzerine çalışan kişi, Rafet Çelebi’nin oğullarından Hüseyin Çelebi’dir. Dolayısıyla Akkuyrukkara rengini bu kişiye borçlu olduğumuz söylenebilir. Akkuyrukkaralar takkalı ve takkasız olabilir. Kulaktan kulağa takkalıları daha değerli kabul edilirler. Kuyruk biçimi açık ense ya da kılıncına dolma olabilir. Kılıncına dolma kuyruklar daha makbuldürler. Göz büyük ve çerçeveli olmalıdır. Göz renkleri beyaz, yeşil ve kızıl olabilir. Göz rengi beyaz olanlar tercih edilirler. Göz rengi kızıl olanlar, diğer enseli güvercinlerle bir karışımdan geldikleri için değersiz olarak görülürler.

Selçuklu güvercinlerinin bugünkü durumunu araştırmak üzere Konya’da yaptığım incelemede, bu güvercinleri günümüzde yetiştirenlerin hayli azaldığını, daha çok Konya’nın eski ve yaşlı kuşçuları arasında tercih edildiklerini gözlemledim. Bu güvercinleri bugün Konya’da yetiştirenlerin sayısı 10 – 15 kişi kadardır. Bu ırkın birey sayısının ise yaklaşık 200 – 250 kuştan oluştuğunu tahmin ediyorum. Konya dışında bu güvercinlerden ülkemizin herhangi bir yerinde bulunmamaktadır. Bir ara bazı kuşçuların Konya’dan alıp Eskişehir’e götürdüklerini Konyalı yetiştiriciler belirtiyorlar. Ancak bu ırkın Eskişehir’de bugün var olup olmadığı konusunda bir bilgiye sahip değilim. Konya’da her Pazar günü “muhacir pazarında” kurulan kuş pazarında genel olarak taklacı güvercinler satılıyor ve bol miktarda var. Selçuklu güvercinleri ise sadece 3 çift vardı. Bunlar ise form olarak oldukça bozuktular. Selçuklu güvercinlerinde dikkatimi en çok çeken şey, bu ırkın renk çeşitliliğinin azalmış olması oldu. Konya’da şu anda sadece gök ve akkuyrukkara renkleri var. Diğer renkler kalmamış. Başka bir anlatımla soyu tükenmiş. Soyu tükenen bu renler, ak , kara, çopur, pal ve aladır. Konya’da “Deksan” firması sahibinin bu güvercinlere meraklı olduğunu ve iyi tiplerini yetiştirmeye çalıştığını öğrendim. Hatta 8 milyar ödeyerek 4 tane Selçuklu güvercini satın aldığını söylediler. Söylenene göre bu kişide farklı bir rengi daha varmış.



 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin