| Yüksek İrtifa ve Dağ Hastalıkları |
| Salı, 08 Mayıs 2007 05:19 | ||||||
Sayfa 1 / 5 YÜKSEK İRTİFÂ VE İNSAN VÜCÛDUNA TESİRİBilindiği üzere yüksek irtifâ; deniz seviyesi ve ona yakın yüksekliklerden farklı olarak, insan ve canlı hayâtının yaşama şansını, değişen yeryüzü şekillerine bağlı olarak kısıtlayan yüksek râkımlı mevkîlerdir. Yüksek irtifâyı solunan havanın değişmesiyle insanı kısıtlayan bir sebep olarak da kabûl etmek mümkündür. Bu bağlamda yüksek irtifâ, deniz seviyesinden yükselmeye bağlı olarak oksijen miktarının düşmesiyle orantılı bir tanımlamadır. Bu tanımlama asıl olarak havadaki oksijen gazı miktârının düşmesini kıstas kabûl eder. Şâyet geniş bir açıdan bakılarak bir değerlendirme yapılacaksa, kimi zaman iklim ve yeryüzü şekilleri gibi özelliklerinde tanımlamaya dahil edilmeleri gerekir. Sonuç olarak yüksek irtifâ, geniş tanım aralığına sâhip bir tanım gibi görünse de, kaynağında dış sebeplerden dolayı bir takım canlı topluluklarının hayatsal fâaliyetlerini yerine getirmekte zorlandığı veya hiç getiremediği yüksek arâzi kısımlarıdır. İnsan vücûdunun geliştirilmesi bakımından değerlendirilecek olursa; bunun kesin bir aralığı olmamakla birlikte yüksek irtifâ, son asırda rekabet ortamı içerisinde bulunan insan kitleleri arasında, şahsî hedefler olarak karşımıza çıkar. Bu; daha yükseğe tırmanmak ve daha zor olanı başarmak güdüsüdür. Yüksek irtifâ için; dağcılığı spor olarak kabûl eden kaynaklarda dağcılığın kendi bünyesi çerçevesinde bir alt disiplin veya, dağcılık sporuna yakın ancak farklı bir spor dalı şeklinde iki farklı tanımlamayla karşılaşılır. Aslen yapılan bütün yüksek irtifâ tırmanışları direk olarak dağcılığa girerken, dağcılık adına yapılan bütün tırmanışların yüksek irtifâ olarak değerlendirilebilmesinin mümkün olamayacağından dolayı biz, yüksek irtifâ tırmanışlarını dağcılığın alt bir disiplini olarak tanımlamayı tercih ediyoruz. Zâten yüksek irtifânın normal tırmanış dağcılığından farklı olarak kabûl edilmesinin sebeplerinden biriside, basınç değişmeleri ve oksijensizlikten ileri gelen sağlık sorunlarının çok ciddî boyutlara ulaşmasıdır. Bu fark tamamen, vücûdun yeterli olarak oksijenlenememesinden dolayı ortaya çıkar. Deniz seviyesinden yüksek irtifâya geçiş metresi bugüne kadar birçok şekilde incelenmiş ve farklı yükseklikler kabûl edilmiştir. Yüksek irtifânın bölümlere ayrılabilmesinde havadaki oksijen dağılımını (konsantrasyonunu) veya daha geniş anlamda hava basıncını ölçü alarak bir değerlendirme yapmak mümkündür. Hava basıncının değişimi yüksek irtifânın temel özelliğini oluşturduğu için, bu kıstaslar doğrultusunda yapılacak bir değerlendirme şüphesiz en doğrusu olacaktır. Yüksekliğe bağlı olarak solunan havanın gösterdiği değişimde ekvator veya kutuplara olan mesafe gözetilmeksizin, yerkürenin her noktası için aynı değerler kabûl edilmiştir. Bu değerler ülkeler ve sporcu kitleleri arasında da farklılıklar gösterebilmektedir. Şâyet, herhangi bir yüksekliğin kıstas alınması gerekiyorsa 2400m.-3650m. ler arası yüksek, 3650m.-5500m.ler arası çok yüksek, 5500m. ve üzerini ise aşırı yüksek irtifâ olarak kabûl edebiliriz. Bu değerlendirmede oksijen gazının havadaki dağılımından ziyâde doğrudan hava basıncı kıstas alınmaktadır. Örneğin 3650m. de solunan hava deniz seviyesindekine oranla % 40 daha az ve 5500m.'deki hava basıncı ise deniz seviyesindeki değerin yarısıdır. Başka bir değerlendirmeye göre yüksek irtifâ; düşük seviyedeki hava basıncına uyum sağlayamamış bir kişinin daha fazla yükselmesi sonucunda tehlikeli durumların ortaya çıkacağı 5000m. ve üzeri yükseklikler sayılırken, dağ hastalığının basit belirtilerinin görüldüğü 3000-3200m. nin üzeride yüksek irtifâ olarak kabûl edilebilmektedir. Genel bir çatı altında bu şartlar değerlendirilecek olursa, yüksek irtifâ temelde canlı vücûdunun hayatsal fâaliyetlerini yerine getirmekte sıkıntı çekeceği, düşük basınç altında kalan yüksekliklerdir. Bu da yaklaşık 3000m. nin üzerindeki yüksekliklere tekâmül eder. Teknik açıdan bakıldığı zaman yüksek irtifânın derecelendirilmesi işlemi, insanın tesir altında kaldığı dış koşullarla doğru orantılıdır. Bu koşulları birçok şekilde sıralamak mümkündür. Örneğin; tırmanılan dağın dünya üzerindeki konumu küresel açıdan incelenecek olursa, kutuplara veya ekvatora olan uzaklığı, tırmanıştaki dağcıları etkileyen bir sebeptir. Ayrıca bu şekilde bölgenin iklimi de dağcıyı doğrudan etkiler. Yani bölgesel olarak ormanlık bir araziye sahip olan dağlara yapılan tırmanışlarda, dağ hastalıklarına yakalanma ihtimâli oksijence mahrum, kurak iklimlerdeki dağlara oranla daha azdır. Bu noktada ormanlık arazinin sâhip olduğu ağaç miktarının yanı sıra bitki çeşitliliği de önemli rol oynar. Örneğin; boyu 25m. ye ulaşmış bir kayın ağacı 1 saatlik süre diliminde 1,5 litre oksijen üretirken, 100 yaşındaki bir kayın saatte 40 kişinin çıkardığı karbondioksiti yok edecek kapasitededir. Bu küçümsenecek bir rakam değildir. Aslen, dağlık arazileri kaplayan ormanlar genel olarak 2000m. nin üzerinde yer almasalar da, bölgesel (lokal) hava sirkülasyonları ve rüzgâr buradaki oksijeni daha yükseklere taşıyabilmektedir. Bu da yükseklerde bulunan bir dağcıyı destekleyen bir sebeptir. Bu açıdan bakılacak olursa, Türkiye'nin en yoğun ormanları ve bitki örtüsüne sahip olan Doğu Karadeniz Dağları'nın Kaçkar Zirvesi'ne (3932m.) yapılan bir tırmanıştaki avantaj, yağış rejimi ve bitki örtüsü bakımından kurak İç Anadolu ikliminin sönmüş bir volkanı olan Erciyes Dağı'nda (3917m.) yoktur. Farklı bir açıdan, ormanlık alanlar sıcaklığı yazın 5-8C düşürürken, kışın 1-3C arttırırlar. Yalnız burada değişen sıcaklığın yükseklere tesir etme ihtimâlinin az olmasından dolayı, 3C yi bulan sıcaklık artışını, havanın (Atmosferin) içerdiği oksijenin kısmi basıncını yükseltmesi ile bir fayda olarak ele alabiliriz. Bu fayda şu şekilde olacaktır; -1, -2C ler civârında bulunan bir kar tabakasının 3C lik bir sıcaklık artışı sonunda eriyerek açığa çıkan oksijen gazının havaya karışmasıdır. Fakat burada açığa çıkan oksijenin miktarı çok az olacağından, bunu sadece teorikte kabûl etmemiz gerekir. Ormanlık arazilerin havadaki su buharı dengesini de sâbit tutmaya meyilli oldukları da göz ardı edilmemelidir. Havanın içerdiği nem, yüksek irtifâ açısından çok önemli bir sebep olduğundan biz, bunu yüksek irtifâya tesir eden maddeler arasında kabûl ediyoruz. Tırmanışı yapılan dağın çıkış yolunun ve tırmanış şeklinin de yüksek irtifâda dağcıya önemli tesiri vardır. Bunun yanı sıra direk kuru hava, aşırı soğuk ve şiddetli rüzgâr da yüksek irtifâyı önemli şekilde etkiler. Şöyle ki; yüksek irtifâda çok önemli bir değere sahip olan vücût sıvısı, kuru havanın şiddetli rüzgârla birleşerek vücût yüzeyinden terleme ve kuruma yoluyla yüksek miktar da çekilmesine, beraberinde de sıvı kaybına yol açar. Kaybedilen bu sıvının yeterli süre içinde vücûda takviyesinin yapılmaması durumunda kişinin dağ hastalığına yakalanması kaçınılmaz olur. Bu sebeplerden de anlaşılacağı üzere, yüksek irtifâyı belirli bir aralıkta değerlendirmek yanlış olacaktır. Dolayısıyla irtifâ olayı tamamıyla şartlara bağlı bir durum olarak ortaya çıkar. Bu durum karşısında kişilerin, dışarıdan gelen bu şartlara gösterecekleri tepki farklı zamanlarda fakat aynı belirtiler olacaktır. Deniz seviyesinde ölçülen havanın oksijen oranı % 20,78 oluşturduğu basınç ise 1 ATM'ye bağlı olarak 14,7 Psi, 1,0133 bar veya 760 mmhg olarak ölçülür. Daha detaylı bilgi olarak bu ölçümler 0C lik ortam sıcaklığı için geçerlidir. Bu basınç, deniz seviyesinde bulunan bir insan için vücudunun herhangi 1 cm2'lik yüzeyine uygulanan 1 kg'lık basınca eşdeğerdir. Vücût, normal şartlar da hayatsal fâaliyetlerini sürdürürken hava vasıtasıyla dışarıdan gelen bu ağır basıncı dengeleyecek bütün unsurları sağlamaktadır. Deniz seviyesinde insan vücûdunun dış yüzeyine tesir eden bu denli yüksek basınca dokular ve bütün vücût sistemleri uyum sağlamıştır. Dolayısıyla normal hayat şartları içerisinde üzerine gelen bu basıncı hissedememektedir. Ancak hava basıncının deniz seviyesine oranla yarıya düştüğü 5500m. irtifada bulunan bir dağcının tesir altında kalacağı basıncın da yarıya düşmesinden dolayı kişi bu değişimi hissedebilmektedir. Buna bağlı olarak, önceden normal şartlarda 1 cm2'ye gelen 1 kg'lık basıncı dengeleyecek şekilde uyum sağlamış olan vücut, 5500m. yüksekliğe çıktığında buradaki düşük basınca mutlak sûretle kendisini alıştırmak zorundadır. Şâyet bu örnekteki dağcı bulunduğu yüksekliğe hiçbir sûretle kendisini alıştıramayıp uyum sağlayamadığı taktirde ileri dağ hastalıkları ve beraberinde gelen ölüm kaçınılmaz olacaktır. Solunan havanın içinde % 20,78'lik pay ile yer alan oksijenin oranı, yükseklere çıkıldıkça değişmeyerek sâbit kalmaktadır. Fakat alınan her nefes ile vücûda giren düşük yoğunluklu havanın taşıdığı oksijen molekülü sayısının azalmasından dolayı, kişi vücûduna yeterli oksijeni sağlayabilmek için istemsiz bir şekilde solunum hızını arttırmak zorunda kalır. Bu durumda dakikada alınan nefes sayısı artacağı gibi solunum da derinleşir. Kişi bu şekilde, vücût dokularından gelen oksijen talebini karşılayabileceğini düşünürse yanılgıyla karşılaşır. Hızlanan ve derinleşen soluma sonunda akciğerler yoluyla vücûda giren oksijen miktârı kesinlikle deniz seviyesindeki rakamlara ulaşamaz. Uzun bir süre boyunca, vücûdun birinci derecede ihtiyâcı olan oksijen dokulara ulaştırılamadığında bir takım sağlık sorunlarının ortaya çıkması da tabîi olacaktır. İşte bütün bu sağlık sorunları dağ hastalıkları olarak adlandırılır. Dağ hastalıkları vücûdun uyum sağlayabileceği irtifalardan daha yükseklere hızlı bir şekilde tırmananlar da sıklıkla görülmektedir. Deniz seviyesinden sâbit yüksekliklerde bulunan bütün insanların, her zaman aynı şekilde etkilenmesi de söz konusu değildir. Kişi, aynı yüksekliğe tırmandığı farklı zamanlarda da aynı şekilde etkilenebileceği gibi, farklı veya çok nâdir rastlanarak hiç etkilenmediği de olabilir. Vücûdu yüksek râkıma çok iyi uyum sağlamış bir dağcı o yükseklikte çok uzun süreli kalmasıyla dağ hastalıklarının tekrar görülme ihtimâli vardır. Belirli bir yükseklikte baş ağrısı vâkâsıyla karşılaşan bir dağcının, başka bir târihte yine aynı yükseklikte bu durumla tekrar karşılaşma ihtimâli yüksektir. Kişi başka bir târihte, aynı yükseklikte daha şiddetli bir baş ağrısına da mâruz kalabilir, ancak bu, baş ağrısı vâkasıyla hiç karşılaşmaması ihtimâli kadar azdır. Buna bağlı olarak aynı dağcı tırmandığı yüksekliğe çıkma sayısına bağlı olarak baş ağrısı vâkâsıyla karşılaşma ihtimâlini azalacaktır. Yalnız burada şunu da belirtmek gerekir ki, bireyin belirli bir irtifâya defalarca kez tırmanması sonucunda bile hâla bir takım rahatsızlıklara mâruz kalabilme ihtimâli vardır. Yani kişinin belirli bir irtifâya birçok kez çıkması, yükseklikten meydana gelen rahatsızlıkları yaşamayacağı anlamına gelmez. Bir tırmanışta yükselmeye bağlı olarak, hangi bireyin ne şekilde etkilenebileceğini bilmek de mümkün değildir. Birçok insan 2000m.'nin üzerine büyük sorunlarla karşılaşmadan çıkabilir. Eğer sorun yaşamışsa, bunlar mîde bulantısı ve baş ağrısından farklı şeyler değildir. Geçtiğimiz asırda yüksek irtifâ dağcılığı hakkında sâhip olunan bilgiler o günler için çok değerli olsalar da, bu bilgilerin büyük bir kısmı, aslında şahsi tecrübeler sonunda ortaya çıkan kişilere ait yorumlar ve birtakım ihtimâllerdi. Kimi zaman bunların tıbbî olarak açıklamaları olamıyor ve başka insanlar yanlış bilgilendirilmeye mâruz kalabiliyorlardı. Çoğu zaman büyük fâciâlarla sonuçlanan bu yüksek irtifâ tırmanışları, uzun yıllar boyunca ve hattâ günümüzde bile konuya dışarıdan bakan insanlar tarafından “en tehlikeli” işler arasında kabûl edilmiştir. Fakat günümüzde gelişen bilim sâyesinde, yüksek irtifanın insan vücûdundaki tesiri tam olarak tespit edilmiş ve alınması gereken tedbirlerle birlikte uygulanacak olan tedavî yöntemleri bulunmuştur. Bu gelişmeler sonucunda bugün, yüksek irtifâ dağcılığını daha profesyonel bir şekilde yapmak mümkün hâle gelmiştir. |
||||||
| Son Güncelleme: Salı, 08 Mayıs 2007 05:21 |
Giriş Formu
Soru Sor - Cevap Ver
Sağlık Yazıları
- İki saatte dişlerinizi beyazlatın!
- Erken boşalmanın sebebi çok
- Psikolog uzman olmalı!
- Bahar yorgunluğunu beslenme ile yenin
- Rahat bir hamilelik için yoga
- Kahve hem uyanık tutuyor hem hafızayı kuvvetlendiriyor
- Batık tırnak ve nasır hayatınızı karartır!
- Kuruyan ellere krem en iyi çare
- İndirimli ürünler
- Depresyon cinselliğin katili!
