|
Demokrasilerde siyasal kriz olmaz mı?
|
|
Perşembe, 28 Aralık 2006 |
Son günlerde “Cumhurbaşkanlığı seçimi” konusunu çok tartışıyoruz. Bunun temel bir nedeni var. Görülen o ki AKP, Meclis’teki çoğunluğu sayesinde Cumhurbaşkanı’nı tamamen tek başına ve kendi çoğunluğuna dayanarak seçme yolunu denerse, ciddi bir siyasal kriz oluşacak. Üstelik daha önce ANAP’ın aynı şekilde ve aynı amaçlarla tek başına yaptığı seçim nasıl tartışma yarattıysa, bu da yaratacak. Ve o zamanki seçim, Sayın Turgut Özal’ı nasıl en çok tartışılan Cumhurbaşkanı haline getirdiyse, bu kez de tek bir partinin, uzlaşma aramadan tek başına yapacağı bu seçim, kim seçilirse seçilsin, tartışılır hale getirecek. O halde yapmamız gereken muhtemel bir krizi mutlaka engellemek.
Demokrasilerde siyasal krizleri aşmanın bilinen iki temel yolu var. Bunlardan birincisi “siyasal krizleri hukuku kullanarak aşmak” ya da “hukuka, Anayasa’ya uygun davranmak” yoluyla krize hiç girmemek. Diğeri de “halka başvurarak yani ya seçime giderek ya da bazı durumlarda halkın doğrudan karar vermesini sağlayarak krizlerden çıkmak.” Demokrasi olarak adlandırılan ülkelerde bu “yolların” sıkça kullanıldığını görüyorsunuz. Zaten “birinci yolu” yani “hukuka, Anayasa’ya uygun davranmayı” alışkanlık haline getirdikleri, hukuku uygulamak yerine “halk tersini istiyor” yanıtını kullanmadıkları için bu ülkeler aynı zamanda “demokratik hukuk devleti” diye adlandırılıyorlar. “İkinci yol”da hatta “bazı durumlarda halkın doğrudan karar verme yöntemleri” bile kullanılıyor. Hatta İngiltere, 1970’li yıllarda Avrupa Birliği’ne üye olmak konusunda, ciddi bir siyasal krizle karşı karşıya kaldı. Çoğunluktaki İşçi Partisi de, bu konuda ikiye ayrıldı. Ve İngiltere bu siyasal krizi çözebilmek için “halkın görüşünü almak için doğrudan halkoylamasına” gitti. Hem de parlamentosuna duyduğu güven ve bu kurumun tarihsel süreci nedeniyle Anayasası bile olmayan bu ülkenin tarihinde ilk ve son kez olmak üzere. Aynı şekilde İtalya da 1970 ve 1980’li yıllardaki çok büyük siyasal krizlerden, her “iki yolu da” kullanarak çıktı. İlk önce siyasal sisteme duyulan güvensizliğin boyutlarını açıkça gösteren “halkoylamaları (referandumlar)” aracılığı ile. Sonra da “ikinci yol” ile yani hukuksal bir süreç ve ünlü Temiz Eller operasyonları ile. İşte Türkiye’de de siyasal krizleri çözmenin temel yolu bunlardan biri olmalı. Özellikle de “hukuka uygun davranarak krizleri aşmak” yolu. Gerçi bu yolu maalesef Sayın Özal’ın Cumhurbaşkanı seçilmesinde kullanmamıştık. 2002’de ünlü Siirt seçimleri ile sonuçlanan süreçte de. Hiç olmazsa bundan böyle tüm krizleri “Anayasa’nın lafzına ve ruhuna” uygun davranarak aşmalıyız. Kısacası, farklı davranmalıyız. Örneğin Cumhurbaşkanlığı konusunda. Süheyl Batum 28.12.2006 Vatan
|