ANKARA - Danıştayın 140. kuruluş yıldönümü töreninde konuşan Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, 2. Daireye düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybeden Danıştay Üyesi Mustafa Yücel Özbilgini rahmet ve saygıyla andığını ifade etti. Saldırının olduğu 17 Mayıs 2006 tarihinin de asla unutulmayacak bir gün olduğunu kaydeden Çörtoğlu, Danıştayın, laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyeti tüm kazanımlarıyla yaşatmayı ve hukukun üstünlüğünü amaç edindiğini söyledi.Yargı bağımsızlığı, devletin bağımsızlığıyla eşdeğer, bireyin hukukunu korumada ise en etkili güvencedir diyen Çörtoğlu, yasama ve yürütme organlarını denetleyen yargı yerlerinin tam bağımsızlığa sahip olmamaları halinde yargı denetiminden beklenen yararın sağlanamayacağını söyledi.
Hukukun üstünlüğünün ancak kişi hak ve özgürlüklerinin hukuk tarafından korunmaya alınmış anayasa düzende ve denetim alanı sınırlandırılmamış etkili bir yargı denetimi ile gerçekleştirilebileceğini anlatan Çörtoğlu, Hakim ve savcıların nitelikleri, göreve seçilmeleri, eğitimleri, mesleğe kabul yöntemleri de bağımsızlık ve teminat ögelerinin ayrılmaz bir parçasıdır. Hakim ve savcı adaylığına girişin, tarafız, nesnel ve sadece liyakati ölçmeyi amaçlayan sınavla yapılması, yargı bağımsızlığının ilk ve önemli şartımı oluşturmaktadır diye konuştu.
HAKİM-SAVCI ADAYLIĞI SINAVI Hakim ve savcı adaylığına girişte yapılan ve objektif ölçütlere sahip olmadığı kaygısı taşıyan mülakatın bakanlık görevlilere tarafından gerçekleştirilmesinin yargı bağımsızlığı ve hakim-savcı teminatı ilkesi ile bağdaşmadığını ifade eden Çörtoğlu, şunları kaydetti: 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununda 5720 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler ise evrensel normlara uygun olmadığı gibi bu konudaki eleştirilerimizi karşılamaktan da uzaktır. Hatta 5720 sayılı Kanun ile getirilen, avukatlık mesleğinde fiilen 5 yıl çalışmış ve 35 yaşını doldurmamış olanların kendi aralarında yapılacak özel bir yarışma sınavıyla ve sakıncaları belirtilen mülakat yöntemiyle adaylığa kabullerinin yapılacak olması, yargının, siyasi otoritenin etkisi altında kalabileceği yolundaki tartışmaları pekiştirmiş ve Başkanlar Kurulumuzun bu konudaki 7 Temmuz 2005 günlü açıklamasında da belirtilen endişelerimizi daha da artırmıştır. İdari yargı hakim adaylığı giriş sınavı ve dayanağını oluşturan, Adli ve İdari Yargıda Hakim ve Savcı Adaylığı Yazılı Sınav, Mülakat ve Atama Yönetmeliğinin iptali istemiyle açılan davada, Danıştayca verilen kararın sonuçlarını etkisiz kılmaya yönelik 5720 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeleri, yargı bağımsızlığı ve yargı kararlarının gereklerinin yerine getirilmesini öngören anayasal ve yasal, ilke ve kurallara bağdaştıramadığımız gibi bu davayı açan Yargıçlar ve Savcılar Birliği ile Danıştay mensupları arasında ilişki kuran ve yargı sürecine etki edildiği hissini uyandıran açıklamaları da doğru ve yerinde bulmadığımızı belirtmek isterim.
Çörtoğlu, Hakim ve savcı adaylığı giriş sınavında, yargı bağımsızlığını gölgeleyecek, yargının siyasallaşmasına yol açacak yöntemlerden uzak durulmalı. Seçme sınavlarında Adalet Bakanlığının belirleyici olma vasfı sona erdirilerek bu konudaki yetki Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna (HSYK) verilmelidir dedi.
CEVAP VERMİYORUZ ÇÜNKÜ... Kesinleşen yargı kararlarını eleştiri sınırlarını aşarak eleştiren beyanları üzülerek izlediğini söyleyen Çörtoğlu, bu eleştirilere cevap vermemelerinin sebebinin yüksek yargının saygınlığı ve tarafsızlığı konusunda gösterdikleri hassasiyetin ve Anayasa tarafından gerekliliği vurgulanan devlet organları arasındaki medeni işbirliği ve iş bölümü anlayışının bir sonucu olduğunu kaydetti.
Yargı kararlarının özenli bir üslupla tartışılması ve siyasi tartışmalara konu edilmemesi gerektiğini ifade eden Çörtoğlu, Bu kararların hükümete karşı bir tavır gibi gösterilmesi suretiyle yargının kamuoyunda şikayet edilmesini doğru bulmuyor, bu bağlamda Danıştaya yöneltilen eleştiri ve yakınmalarda haklılık payı görmüyoruz dedi.
Yargı kararlarının da irdelenebileceğini, eleştirilebileceğini ve hukuki bir tartışmaya konu edilebileceğini belirten Çörtoğlu, ancak eleştirilerde dikkatli ve duyarlı olunması, yargı mensuplarını suçlayıcı ve hedef gösterici davranışlarda bulunulmaması gerektiğini söyledi.
Çörtoğlu, Yargıya güvensizlik yaratacak, yargı kurumlarını yıpratacak, vatandaşın hukuka ve mahkemelere olan inancını zedeleyecek her türlü eylem ve söylemden kaçınılması yargı bağımsızlığı ve hakim-savcı teminatının bir gereğidir diye konuştu.
Yargı kararlarının uygulanmasının hiçbir makam veya organın takdiri, beğenisi ve denetimine tabi olmadığını, sübjektif değerlendirmelere dayalı olarak kısmen veya şeklen uygulanmasının da söz konusu olmadığını kaydeden Çörtoğlu, yargı kararlarının yerine getirilmesinin yalnızca kararı veren yargı yerinin değil, aynı zamanda devletin saygınlığıyla da ilgili olduğunu söyledi.
TÜRK YARGISINA DA SAYGI GÖSTERİLMELİ Yargı denetimini etkisiz kılmaya, yargı kararlarını uygulamamaya, sonuçlarını bertaraf etmeye yönelik anayasal ve yasal değişiklik girişimlerinin yargı bağımsızlığına ciddi darbe indireceği gibi toplumda huzursuzluğu da yol açabileceğini anlatan Çörtoğlu, şunları kaydetti: Yargı dışındaki güçler, yargı üzerinde egemen olma, yargı mensuplarına yönelik maksatlı yorum ve nitelendirmelerde bulunmak suretiyle yargı faaliyetini kontrol etme ve bu yolla yargı mensuplarının hür iradelerini ile karar vermelerini etkileme, hatta engelleme yanılgısına düşmemelidirler. Yargıya intikal eden konularda, gerek ulusal, gerekse uluslararası çevrelerce yargı organlarını yönlendirme ve etki altına alma girişimlerini doğru bulmuyoruz. Kendi ülkelerindeki yargı organlarına ve bu organların karar ve dava süreçlerine gösterdikleri saygıyı aynı şekilde, Türk milleti adına karar veren bağımsız Türk yargısına da göstermelidirler. Demokrasinin, hukuka saygının ve yargı bağımsızlığının gereği budur.
Üniter devlet yapısında idari bakımdan temel ilkelerin, merkezden yönetim, yerinden yönetim ve bunları tamamlayan idarenin bütünlüğü ilkesi olduğunu kaydeden Çörtoğlu, Merkezi yönetim yerine yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, merkezi yönetimin görev ve yetkilerinin yerel yönetimlere devredilmesi ve idari yapımızla bağdaşmayan bölgesel yönetimlere yer verilmesi, üniter yapımızın tartışma konusu yapılmasına zemin hazırlayabileceği ihtimali gözlerden uzak tutulmamalıdır diye konuştu.
ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ UYARISI Çörtoğlu, anayasa değişikliği konusuna da değindiği konuşmasında, yürürlükteki bir anayasayı, bu anayasada öngörülen usul ve esaslar içerisinde değiştirme yetkisinin, hem siyasi hem de hukuki bir nitelik taşıdığını ifade etti.
Anayasa değişikliğinin, hukuki çerçeve içinde cereyan etmesi, anayasada öngörülen usul ve şekil şartlarına uyulması, Anayasanın temel ve değişmez ilkelerine ve bu konudaki yargı kararlarına uygun davranılması ile mümkün olacağını anlatan Çörtoğlu, şöyle konuştu: Cumhuriyetimizin özü ve ulusal yaşamımızın temeli olan laiklik ilkesi ve laik eğitim kurallarını dolaylı dahi olsa zaafa uğratacak hiçbir düzenlemenin, iç hukukumuzda bireysel eğitim hakkının sağlanması olarak görülmesine olanak bulunmadığı gibi uluslararası hukuk ve hukukun evrensel ilkeleri karşısında da koruma ve himaye görmesi söz konusu değildir. Cumhuriyetimizin temel ve değişmez ilkeleri ile evrensel değerlere uygun, toplumun tüm kesimlerini kucaklayıp ihtiyaçlarına cevap veren, insan hak ve özgürlüklerini daha ileriye götürüp güvence altına almayı amaç edinen anayasa değişikliği girişimlerini yerinde görüyoruz. Ancak, anayasal ve yasal düzenlemelerin dış etkenlere bağlı olarak değil, Türk toplumunun ihtiyaçlarına uygun olarak yapılmasına ve uluslararası hukukla uyumlu olmasına önem verilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
ÖNERİLER Çörtoğlu, bir kısım akademisyen tarafından hazırlanıp kamuoyuna sunulan anayasa değişikliği çalışma metninin resmi bir niteliği bulunmadığı için bu konudaki değerlendirmelerini saklı tuttuklarını ifade ederek, anayasa değişikliğine ilişkin şu önerilerde bulundu: Cumhurbaşkanının yargı ile ilgili olan görev ve yetkilerinin gözden geçirilmesi ve yüksek mahkemelerin oluşumuna etkin katılımının sınırlandırılması, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine açılması, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşumu, görev ve yetkilerinin gözden geçirilmesi ve kurul kararlarının yargı denetimine tabi olması, Uyarma ve kınama cezalarının yargı denetimi dışında tutulmasına neden olan Anayasa hükmünün kaldırılması, Yüce divanın oluşumunun yeniden düzenlenmesi ve bu görevin, ceza ve idari yargıçlardan oluşturulacak bir kurula verilmesi.
Çörtoğlu, 1966 yılından bu yana görev yaptığı Danıştaydaki görevinden birkaç gün sonra emekli olacağını da hatırlatarak, Mensubu olmaktan büyük bir kıvanç ve onur duyduğum Danıştaydaki görevimin tamamlanmasına az bir süre kala yaptığım, kuruluş yıl dönümü konuşmalarımın bu sonuncusunda, ayrı bir heyecan duyduğumu da belirtmek isterim dedi.
Sumru Çörtoğlu, konuşmasını Danıştayın bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da demokratik, laik, sosyal hukuk devletinin gerçekleşmesinde, üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirme hususunda kararlı olduğunu ifade ederek bitirdi.
Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, TBMM Başkanı Köksal Toptan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Sayıştay Başkanı Mehmet Damar, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı Ahmet Akyalçın, Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Muammer Aydın, Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Alifeyyat Paksüt, Yargıtay Başkanvekili Osman Şirin, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Anayasa Mahkemesi üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı.
|