Türkçe Bilgi

Sık Kullanılanlar Listesine Ekle
Salı 02-Aralık-2008 13:32:35
(Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Haberler arrow Ekonomi arrow Arzum Genel Müdürü: Türk firmaları da yabancı markaları almalı
Arzum Genel Müdürü: Türk firmaları da yabancı markaları almalı
Perşembe, 06 Eylül 2007

Dünyada hizmetleri dışarıya verme çok yayıldı. Araştırma yapan çok önemli şirketler var. Sipariş veriyorsunuz, fikri anlatıyorsunuz ve işi istiyorsunuz. Bu şirketlerden birine giden ilk Türk firmasıyım. Kendi içinizde böyle bir teknolojiyi kurmaya kalkışsanız çok zor. Böyle şirketler birçok ünlü marka için tasarım yapıyor.

"İşi sadece endüstriyel tasarım olan şirketler var. Bu şirketler dünyanın neresinde hangi malzemeler var biliyorlar ve aklınıza gelmeyen malzemeleri bir araya getirerek özel tasarımlar yapıyorlar. Ne tuhaftır ki, böyle iş yapan bir şirkete giden ilk Türk benim. Örneğin bir uluslararası marka, ayağı en iyi saran ayakkabı imal etmiş ve kendini de böyle lanse ediyor. Aslında bu ürünün içindeki malzeme bakır tel. Yollara döşenen kablo, ayakkabının ana malzemesi olarak kullanılmış. O kablonun içindeki bakır teller ayakkabının gövdesine uyarlanmış. Ayrıca dünyanın en uç noktasında hangi ülkede hangi malzeme bulunur konusunda ihtisaslaşmış tasarım şirketleri de var. Bugün bu bilgiye sahip olmak bile başlı başına bir uzmanlık gerektiriyor. Kendi bünyenizde tasarım yaptırmak iyi bir şey; ama bir süre sonra şirket içine aldığınız bu tasarımcı Arzum'cu oluyor ve farklılaşamıyor. Farklı fikirler oluşturmada bir kısırdöngü başlıyor."

Evlilik hediyesi olarak evimize getirilen ilk elektrikli alet Arzum marka bir portakal sıkma makinesiydi; hâlâ da çalışıyor. Sanırım pek çoğumuzun evinde Arzum markasının 'gırgır' dediğimiz süpürgesi başta olmak üzere elektrikli küçük ev aletlerinden mevcuttur. Markanın 1930'da başlayan tarihçesi bu iddiayı söylememe izin veriyor. Kolbaşı ailesi aslen Konyalıdır. Ticaretle uğraşan büyükbaba, müthiş bir girişimcilik örneği gösterir. 1930'lu yıllarda Konya'da iğneden ipliğe İstanbul'dan getirip sattığı çok katlı bir mağaza açar. Bu mağazacılık yaklaşımı ülke için de bir ilktir. Kolbaşı ailesi 1940'lı yılların başında Adana'ya göç eder. Kolbaşı ailesinin şimdilerde işin icrasının başında bulunan Murat Kolbaşı'nın babasının ve amcalarının da olduğu üç erkek kardeş artık büyümüştür. Adana'da da çok katlı mağaza deneyimlerini hayata geçirirler. İşler iyidir ve İstanbullu toptancılar Kolbaşı'nın taleplerini gönderirken kolilerin üstüne 'Güney'e gidecek' diye yazarlar. Bu nedenle de kurumun ticari adı 1966'dan beri Güney İthalat Sanayi olarak tescillenir.

Sultanhamam Medresesi ve ada vapuru
Yönetim kurulunun icradan sorumlu üyesi ve genel müdürü Murat Kolbaşı'nın Arzum'un markalaştırılması, vizyonunu nasıl ve nereden edindiğini bilmek istiyorum. Konya kökenli ticareti bilen bir aile Adana'nın zenginliği içinde gelişiyor ve ardından İstanbul Sultanhamam'a yerleşiyor. Bu arada Kolbaşı ailesi yazlarını Büyükada'da geçiriyor. Adanın bugün adları ünlü sanayiciler arasında geçen işadamları da her sabah vapurla Eminönü'ne geçerler. Yanlarına bir şeyler öğrenmek için gelen gençlerle de iş ve yaşam üzerine sohbet ederler. Murat Kolbaşı'na da daha o günden sorulan sorular, kariyerini belirlerken epey yol göstermiş. Kolbaşı şimdilerde de bu nedenle otobiyografi okumayı çok seviyor ve kendine satır aralarından dersler çıkarıyor. Murat Kolbaşı'nın hayatında önemli kararlar aldığı dönemeç oldukça fazla. Işık Lisesi'nden mezun olduktan sonra işletme okumaya karar vermesi de yine ada vapurundaki sohbetlerden kaynaklanıyor. 9 Eylül Üniversitesi'nde başladığı işletme eğitimine Marmara'da devam ediyor. İzmir'de okuduğu yıllarda da Rowenta ve Schaub Lorenz markalarını satıyor.

Kolbaşı ailesi 1953-1966 yılları arasında Sultanhamam'da ticaretle uğraşır. O yıllarda Alman Krups markasının mümessilliğini de alırlar ve küçük ev aletlerine girerler. Aynı dönem Emin Cankurtaran da Rowenta markasını Türkiye'ye getirir. Kolbaşı ailesi bundan da cesaret alarak Krups adıyla bir model çalışması yaptırır. Ancak Krups bu iş modeline sıcak bakmaz. Oysaki aile şimdilerde genel müdürlük binasının olduğu yerde daha çok metal ağırlıklı, üç tekerlekli çocuk bisikleti, elektrik süpürgesi gibi aletlerin üretimini yapmak üzere Balkan Sanayi adında bir fabrika kurmuştur. Krups ile anlaşamayan aile, küçük ev aletleri işine girer ve Arzum isminde karar kılarak üretime geçer.

Arzum, aileden birinin ismi değil. İsim aslında, üç kardeşin arzusu manasında koyulmuş. Arzum, 60'lı yıllarda metal ürünler, 70'lerde özel ürünler (portakal püresi makinesi gibi) üretiyor. 80'li yıllarda vantilatör, soba kategorisi ise en çok satan çeşidi oluyor. O yıllarda bazı ürünlerin üretimini ya kendileri yapıyor ya da bazı iyi üreticilere yaptırtıyorlar. Farklı ürünleri hayata geçirirken bu arada Güney'deki ticaret de devam ediyor. Rowenta gibi markaların toptancılığı yapılıyor. Arzum 90'lı yıllara geldiğinde daha çok mikser, portakal sıkma makinesi gibi ürünlerle bilinmeye başlanıyor. "Bu arada mutfak robotu ile satış başarısı yakaladık. O dönemin ünlü Çarkıfelek yarışma programına ürün verdik. Adımız bu çalışmayla çok fazla duyuldu, bilinirliğimiz arttı. 'Arzum'dan portakal makinesi' sloganı bayilerimizde satış sloganı haline geldi. Bu isim Güney İthalat'ın da önüne geçti. Reklamın gücünü de keşfettik. 1993'te 1 milyon dolar bütçeyle ilk reklam kampanyamızı yaptık. Arzum mutfak robotu ürünümüzle birçok mutfağa girdik. Onun öncesinde gazete ve TV reklamlarıyla medyada yer almış; ama 1993'teki gibi bir başarıyı yakalayamamıştık." diyen Kolbaşı, markalaşma sürecinde reklamın ve promosyonun etkisine de vurgu yapıyor.

Şimdilerde Arzum'un yönetim kurulunda amca İbrahim ve kuzenler Osman ve Rezzan Kolbaşı görev alıyor. İşi her zaman ciddiye aldıklarını söyleyen Murat Kolbaşı, bir fikrin geliştirilmesi sürecinde epey tartıştıklarını da vurguluyor. 1996'dan bu yana şirketin genel müdürlüğünü üstlenen Kolbaşı, yönetim kurulu başkan yardımcısı olarak da görev yapıyor. Yapı olarak hem çok konuşan hem de çok dinleyen birisi olduğunu söyleyen Kolbaşı, bir işe başlarken pek çok insanın fikrini aldığını da dile getiriyor. Peki, akrabalardan oluşan bir yapılanmada sorunlar yaşanmaz mı? Bunun çözümü için alt kadroyu tamamen profesyonellerden oluşturmuşlar. Stratejik olarak iş kararları üst yönetimde alınsa da kararların uygulanmasında yüzde 100 sorumlu kişi Murat Kolbaşı. Majör kararlar alınmasında ise amca İbrahim Kolbaşı belirgin oluyor. Geçen yıl Arzum markasını korumak için konumlandırılan ikinci marka Felix de yine aile meclisinde verilen karar sonrası çalışmalarına başlamış. Küçük ev aletleri pazarı dünyada bu konuda ihtisaslaşmış markaların elinde. Krups, Rowenta, Moulinex ve Tefal en önemli markalar. Dördü de Fransız SEB Grubu'nun. Bu grubun Türkiye'de en büyük ve bilinen markası Tefal. Onun dışında uluslararası markalar arasında Philips, Braun, Kenwood ve Delogni var. 1996'dan sonra bu markaların Türkiye'ye bakış açıları değişti. Braun Türkiye'de ofis açtı. 1997'de Tefal'in yaptığı reklam bütçesi tarihe geçti. Yıllık 5 milyon doların üzerinde bir rakam. Bu rakamları şu ana kadar kimse harcamadı. Bu da pazarı büyüttü. Tefal'in bu atağı bir buzkıran gibi iş gördü. Arzum'a da yol açıldı. Tefal grubu, pazarı büyütünce sektörün önemi ortaya çıktı; bayi potansiyeli, satış noktaları gibi alanların önemi anlaşıldı. Pazar toplamda 1 milyar 150 milyon dolar. Bu rakamlar içinde yabancılar hâlâ büyük oyuncu. Bu ligde bir de beyaz eşya üreticileri var. Beyaz eşyacıların ana konusu küçük ev aletleri olmasa da Arçelik ve Beko'nun sektördeki toplam payı oldukça yüksek. "Sadece Arçelik'in cirosu 3,5 milyar dolar olunca toplamı 1,5 milyar dolar olan bizim pazarla pek uğraşmıyorlar." diyen Kolbaşı, kendi pazarlarının anatomik yapısına ilişkin bir fikir veriyor. Bir yanda üreticiler diğer yanda yenilikçi fikirleri olanlar var bu sektörde. Büyük markalar da tüketici ihtiyaçlarını tespit ediyor, şekillendiriyor ve bunu üretebileceklerle anlaşarak fikirlerini hayata geçiriyorlar. Kolbaşı, "Yabancı markaları incelediğimizde başarısının arkasında üretim yok. Artık dizayn, tasarım ve iyi fikir var. Bu alanda mutlaka küresel bakmak ve tasarımdan üretime en iyi olanla çalışmak gerek. Bugün pek çok ülkede üretim noktaları var. Eğer iyi bir ürün fikriniz varsa bu noktalarında üretim yaptırabiliyorsunuz. Küreselleşen dünyada her şeyi kendiniz yapmaya kalkışırsanız zaten küreselleşemezsiniz." diye konuşuyor.

Eve götürmeyeceğim ürünü üretmem!
Arzum'un yeni tasarımları çaycı seti, cezve ve yaprak sarma makinesi. Tümü de ev hanımlarının ne istediği dinlenerek üretilmiş. Ayrıca endüstriyel tasarımı desteklemek üzere İstanbul Maden İhracatçılar Birliği'nin yarışmasında bir öğrencinin ödül alan ekmek kızartma makinesini satın almışlar. Tasarım konusuna önem vermenin gerekliliğine değinen Kolbaşı, şunları söylüyor: "Meselâ, Türkiye'de cezveyi düşünenler oldu; ama kaşığı soktuğunuz zaman çarpmayan, tasarımıyla tüketiciyi cezbeden ürünü ilk biz yaptık. Hayatı kolaylaştırdık. Tasarım satın alıp, o ürünün bir prototipini yaptırmak bizim sanayici kimliğimiz. Bugün Türk markası furyası var. İlla Türkiye'de üretilmiş bir marka çıkarma zorunluluğu yok. Yapsak tabii ki iyi olur; ama bugünkü gelişen sanayide bunun kolayı var. Bazı yabancı markaların, Türk firmaları tarafından satın alınması söz konusu olabilir. Türk işadamları artık bakış açılarını değiştirmeli." Müşteri tatmininin önemini biliyor Arzum ve bu nedenle de satış sonrası serviste de yeni bir yapılanmaya gitmişler. Güney İthalat Servis adıyla 350 adetlik bir servis ağı kurmuşlar. Kısa bir süre önceye kadar pazarlama departmanı bile olmayan Arzum, servislere daha çok bayanların geldiğinden hareketle buralarda daha düzenli ve düzeyli bir yapı oluşturmuş.

Arzum yeni ürünler geliştirirken Ar-Ge çalışmaları yapıyor mu? Kolbaşı, şu cevabı veriyor: "Dünyadaki iş anlayışında hizmetleri dışarıya verme konusu o kadar yayılmış durumda ki. Bugün dünyada malzeme üzerine araştırma yapan çok önemli şirketler var. Sipariş veriyorsunuz. Fikri anlatıyorsunuz. 'Sizce bu ürün nasıl şekillenebilir, imalatta hangi maddeler kullanılabilir?' diyorsunuz ve işi istiyorsunuz. Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu şirketlerden birine giden ilk Türk firmasıyım. Kendi içinizde böyle bir teknolojiyi kurmaya kalkışsanız inanın çok zor. Böyle şirketler yurtdışında aklınıza gelebilecek birçok marka için tasarım yapıyor. Ayağı en iyi saran ayakkabı örneğinde olduğu gibi."

Günseli Özen Ocakoğlu - Zaman
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz

busy

 
< Önceki   Sonraki >