Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Haberler arrow Dünya arrow Fransa tarih yazmaktan vazgeçiyor mu?
Perşembe 08-Ocak-2009 05:15:11
Fransa tarih yazmaktan vazgeçiyor mu?
Pazartesi, 24 Kasım 2008

STARSBOURG - Fransızca “lois mémoirielles” olarak nitelendirilen yasalara toplumsal hafıza yasaları diyebilirsiniz, ya da toplumsal anma yasaları. Bu kavram, Fransa Parlamentosu tarafından tarihin bazı olaylarıyla ilgili çıkarılan, biri dışında cezai uygulaması olmayan, dört yasayı kapsamaktadır:
SÖMÜRGECİLİĞİN POZİTİF YANLARINDAN BAHSEDEN YASA
* 13 Temmuz 1990’da çıkarılan “Gayssot Yasası” olarak anılan yasa, her türlü ayrımcılığı yasaklamasının yanında, Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi tarafından “insanlığa karşı suç” olarak nitelendirilen olayların (diğer bir deyişle Yahudi Soykırımı’nın) inkârını suç olarak nitelendirmektedir.

* 29 Ocak 2001’de çıkarılan tek maddelik yasa “Fransa kamuya açık bir şekilde 1915 Ermeni Soykırımını Tanır” der. Bu yasa sadece sembolik olarak kalmış, cezai yaptırım konusu yasamanın önüne gelmiş ancak henüz gündeme alınmamıştır.

* 21 Mayıs 2001’de çıkarılan, Taubira yasası olarak isimlendiren yasa. Bu yasa da köle ticaretini “insanlık suçu” olarak nitelendirmiş, okul kitaplarında sömürgecilik döneminde Fransa’nın bu olaylardaki sorumluluğunun altının çizilmesini öngörmüş, cezai bir yaptırım getirmese de, tarihçiler arasında “resmî tarihin siyaset tarafından dikte edilmesi” tartışmalarını başlatmıştır.

* 23 Şubat 2005 yasası ise, deyim yerindeyse bardağı taşıran son damla olmuş, tartışmaları “polemik” seviyesine çıkarmıştır. Bu yasaya göre “Fransız ulusu eski Fransız sömürgelerinde gerçekleştirilenlere katkıda bulunanlara minnettarlığını dile getirir”. Görüldüğü gibi yasa, sömürgecilik dönemini dolaylı olsa da olumlu olarak göstermektedir. Fakat asıl tartışmaları hızlandıran, bu yasanın daha sonra tepkiler üzerine geri çekilen diğer bir maddesi olmuştu. O maddeye göre ders programlarında “sömürgeciliğin pozitif yanlarından” bahsedilmesi gerekecekti.

BARDAĞI SARKOZY’NİN TEKLİFİ TAŞIRDI
Görüleceği üzere, başka ülkelerde olduğu gibi Fransa’da da toplumsal hafıza, resmi tarih, ifade özgürlüğü ve siyasi erk konuları iç içe geçip, hem kamuoyunda, hem de tarihçi ve siyasetçiler arasında tartışılır oldu. Yukarıda zikredilen yasalara ek olarak 2008 yılında Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin “Her Fransız ilkokul son sınıf talebesinin Nazizm kurbanı bir Yahudi çocuğun hatırasını taşıması” önerisi, tartışmaları iyice keskinleştirdi ve konu hakkında Fransa Parlamentosu’nda bir “Bilgilendirme Komisyonu” kuruldu.

İşte bu komisyonun hazırladığı rapor, 18 Kasım 2008 tarihinde sunuldu ve oy birliği ile kabul edildi. Rapora göre artık Fransa Parlamentosu bu tip tarihle ilgili yasaları çıkarmayacak.

Böylece hem ifade özgürlüğü konusundaki tartışmalara son verilecek, hem de Fransa’nın aleyhinde gelişmesi olası bu tip yasaların da önüne geçilmiş olacak.

Gerçekten de kulislerde ‘Ermeni Soykırım’ının reddedilmesinin cezai yaptırımı olmasını isteyenlerin dışında, Fransa’nın Cezayir’deki tutumundan, Ruanda katliamındaki rolüne kadar çeşitli konularda yasa teklifleri hazırlandığı söylenmekte.

ERMENİ SOYKIRIMINI İNKARA CEZA ARTIK MÜMKÜN DEĞİL
Kısacası, Parlamento son kararıyla Fransa’nın toplumsal hafızasına aykırı yasaların gündeme gelmesini de önlemiş oluyor. Ancak Fransız entelektüellerinin ve önde gelen tarihçilerin baskısına rağmen, bu karar geri dönüşlü değil. Diğer bir deyişle yukarıda anılan dört yasa geçerliliğini koruyor. Buna rağmen gündeme henüz alınmayan ‘Ermeni soykırımı’nın inkârını cezalandırma yasasının artık mümkün olmadığı da açık.

Toplumsal hafızanın oluşumunda üç ana kaynak olduğu bilinen bir olgu. Bunlardan birincisi elbette popüler kültür. Efsaneler, sözlü aktarımlar, inanışlar, toplumun içinde hem ortak aidiyet duygusunu güçlendirirler hem de ait olunan grubu yüceltmede önemli rol oynar.

Elbette 19. yüzyılın sonundan itibaren toplumsal hafızanın oluşumunda en büyük rol basına, yani toplumun her kesiminden insanı “bilgilendiren” araçlara yüklenmiştir Medyadan aktarılan çeşitli dünya görüşleri, tarihi olayların yorumları, ve tabi en önemlisi ortak dilin yayılması ulusun inşasına önemli bir katkı yapar.

RESMİ TARİH İKİ ÜLKEDE DE TEPKİ ÇEKİYOR
Ancak 20. yüzyıl boyunca ulus devlet çerçevesinde, özellikle merkeziyetçi ülkelerde ‘devlet’ önemli bir tarih yorumcusu olma ihtiyacını hissetmiştir. Bu Türkiye için ne kadar geçerliyse, Fransa için de geçerlidir. Diğer konularda olduğu gibi bu konuda da “doğru yolu” göstermek ister “devlet”. Ve dolayısıyla doğru olmadığı, ulusun aleyhine olduğu düşünülen bilgi ve yorumların aktarılmasının önüne geçmek ister.

Fransa ve Türkiye gibi sosyal devletlerin elinde, bu toplumsal hafıza aktarımını kontrol edebilmek için son derece önemli bir araç vardır: Okul. Ders programları ulusun çıkarları çerçevesinde yapılandırılırlar. Buna karşın, iki ülkede de ifade özgürlüğü konusu, gündemin birincil konularından birini oluşturmakta ve dolayısıyla “resmî tarih” konusu tepki çekmekte.

FRANSA KENDİ TARİHİ KONUSUNDA BU KADAR RAHAT DEĞİL
Elbette Fransa’nın bu tür yasaları çıkarmakta gösterdiği dışa dönük rahatlığı, kendi tarihi konusunda aynı şekilde gösterememesi eleştirilecek bir husustur. Ancak son tahlilde bir parlamentonun artık yasalarla tarihi yapay olarak şekillendirme çabalarından vazgeçmesi olumlu karşılanmalıdır.

Tarih ne politikacılara ne de sırf tarihçilere bırakılamayacak kadar önemli bir husus. Kaldı ki tarihçiler de tarihin nesnel olarak varolmadığı, varolanın sadece “tarih yazımı” olduğu konusunda artık hemfikirler. Eski Polonya Dışişleri Bakanı, 20 yüzyılın en önemli siyasi entelektüellerinden Borislaw Geremek’in ölmeden birkaç gün önce belirttiği gibi: “Tarih bıçak gibidir. Bıçakla ekmek de kesilebilir, adam da öldürülebilir.”





NTV
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz

busy

 
< Önceki   Sonraki >
En Son Eklenen Yazılar | Popüler Yazılar | | Gizlilik Politikası | | Sorumluluk Reddi | Arama | Reklam