|
Dış politikada 'emperyal' niyetler |
|
Salı, 03 Haziran 2008 |
İSTANBUL - Birçok Arap aydınına göre özellikle imparatorluğun dağılmasının ardından bölge İngiliz, Fransız ve ABD egemenliği altında sürekli istikrarsızlığa sürüklendi. Bu ülkelerin emperyalist politikaları bizzat parçalayıcı ve dağıtıcı etki yaptı. Buraya kadar doğru olmakla birlikte bu görüşü savununlar Osmanlı imparatorluğunun kendine has emperyal politikasını da unutmuş gibiler.Osmanlı imparatorluğunun ilelebet devam etmeyeceğini söylemek yeni bir şey değil. Dönem klasik emperyalizm çağının kapanış, milliyetçi uyanışlar dönemidir. Nasıl, Balkanlarda Osmanlıya karşı milliyetçi kalkışmalar olduysa Ortadoğuda da olması normaldi. Burada tabii ki İngiliz ve Fransızların rolünü de unutmamak gerekir. Ancak, modern Türkiyenin kuruluş döneminde yeni bir dünyaya açılmaya çalışması ne kadar normalse, tarihi, coğrafi, kültürel ve dini bağları olan Ortadoğu coğrafyasına sırtını dönmesi, ilişkisini bıçaklar keser gibi sonlandırması, görmezden gelmesi bir o kadar yanlış olmuştur.
Şimdi, söz konusu olan yeni girişimleri önemsemek lazım. Ancak önemserken de şunu gözden kaçırmayalım. Türkiyede bazılarının gönlünde yatan, hatta ideolojik referansını oluşturan yeni Osmanlıcılık, Osmanlı barışı, ya da Osmanlı gibi olmak anlayışları anakronik olduğu kadar hayalden öte bir şey değildir. Üstüne üstlük Osmanlı cilasını kaldırdığınızda altından emperyalist niyetten başka bir şey çıkmaz.
Öte yandan Türkiyenin yola çıkarken çıkış noktası sadece din kardeşliği hatta İhvanı Müslim anlayışı değil bilakis laik ve demokratik bir eksen olmalıdır. Çünkü İhvani Müslim anlayışı aynı coğrafyada farklı hassasiyet yaratmakla birlikte farkında olmadan yeni sıkıntılar yaratmakta. Zaten Türkiye ancak bu şekilde bölgede özgün bir örnek olarak var olabilir. Bu tür girişimlerin temelini bölgesel, dostluk, barış ve insani ilişkiler ve hatta duygusal yaklaşımlar oluşturmalıdır. Bu girişimlerde reel politikanın soğuk, duygusuz, ticari ve insan ilişkilerinden uzak anlayışından çok insanı referans alan bir politikalar eksen alınmalıdır.
Bölgeye yönelik mevcut dış politikada izlenen politikanın çok kırılgan bir zeminde yürüdüğünü tahmin etmek zor değil. Arap ülkelerinin de birilerinin kendilerini kurtaracağı günü beklemeyi bırakmaları gerekiyor. Çünkü kurtarıcı olarak gelenlerin daha sonra bölgenin başına nasıl çorap ördükleri ortada. Bölgedeki sorunun kaynağı hiçbir açılıma izin verilmemesi demokrasi adına monarşiler, şeriat rejimleri iş tutulmasından kaynaklanıyor.
TÜRKİYENİN IRAK POLİTİKASI DA DEĞİŞİYOR Türkiyenin Irak Kürt bölgesi politikası değişiyor. Bunun ipuçlarını da görüyoruz. Ankara-Bağdat arasında daha yakın bir ilişki var. Eğer koşullar böyle devam ederse Erbil de devreye sokulacak ki bu çok önemli. Önce Başbakan Erdoğanın Bağdat ziyareti ardından Talabaninin Ankara ziyareti gerçekleşecek. Bir vadede de Neçirvan Barzani Türkiyeye gelecek. Bunları tahmin edebiliyoruz. Bu süreç içinde Türkiyenin Iraklı Kürtlere yönelik politikasının değişeceği sinyalleri de geliyor. ABDnin, Türkiye ve Iraklı grupların etkisi ile Kerkük referandumunun ötelendiği biliniyor. Zaten Kürtler dışında bu referandumu kimse istemiyordu. Şimdilik Kürtler de ikna oldu.
Türkiye son 5 yıldır çok iddialı olduğu kırmızı çizgilerinden vazgeçerken aklıselim ve reel politikaya dönmek durumda. Bunun yolu da Irak Kürt bölgesi ile ilişkiden geçiyor. Zaten jargon olarak Kuzey Iraktan, Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin kullanılmasına geçildi bile. Yakında Irak Kürdistanı terimi de telaffuz edilecek gibi görünüyor. Iraklı Kürtlerle kurulacak daha dostane ilişkiler Türkmenler açısından Türkiyenin daha rahat politika izlemesini kolaylaştıracaktır. Türkiyenin korkusu tersine dönmüş gibi görünüyor; şimdiye kadar Irak Kürt bölgesine karşı çıkılırken şimdi Irak Kürt bölgesi Türkiye için Irakın bütünlüğü açısından bir zamk olarak görülmeye başlanırken, Kürtlerle bundan böyle aracılarla değil doğrudan görüşme kararı alındı.
Ancak Irak içinde yeni bir idari harita çizilerken Kürtlere verilen bölgeler konusunda yoğun tartışma yaşanacağını da söyleyebiliriz. Öte yandan Kürtlerin işgalin ilk döneminde olduğu kadar elleri kuvvetli ve serbest değil. Türkiyenin de ABD ile pazarlığı sonucu İran konusu öne çıkmış gibi görünmektedir. Aslında söylediklerimizin birçoğu hayata geçti ve önümüzdeki dönemde yazdığımız çerçevede kamuoyu sürprizler yaşayacaktır.
TÜRKMENLER UNUTULMA KAYGISI TAŞIYOR Bu arada Türkmenleri unutmamak gerekiyor. Çünkü Türkmenlerin sıkıntıları çok. Talepleri ise şöyle sıralanabilir: Bu yılın sonuna doğru Irakta yerel seçimler yapılacak. Türkmenler, Türkiyenin Kürtlerle doğrudan ilişkisini olumlu bulurken kendilerinin unutulmalarından kaygı duyuyorlar. Doğruyu söylemek gerekirse Türkiyenin Türkmen politikasının önemli olduğu ancak Kerkük yani stratejik odağın daha öne çıktığı biliniyor. Bu yüzden coğrafi plan çerçevesinde bazı Türkmen bölgelerin Kürt bölgesine dahil edilmesi gündemde. Bu durum sıkıntı yaratıyor. Türkmenlerin de Araplar ve Kürtler gibi eşit hakları kavuşmaları gerekiyor.
Öte yandan Kerkük, Tuzhuratu, Tel Afer, Erbil, Musul gibi kentlerde Türkçe resmi dil olmalı. Ova köy kapısı bir an önce açılmalı. Kerkük il meclisinde %32lik Türkmen temsili vaadi tutulmalı, yeni coğrafi dağılıma çok dikkat edilmeli, Türkmenlerin ekonomik yönden güçlendirilecek projelere devreye sokulmalı. Türkmenlerin korkusu kurucu unsur olma durumundan azınlık konumuna düşmeleri.
Türkiye, Ortadoğu ve Kürt bölgesi ile yeni sayfalar açarken Türkmenleri de unutmaması gerekiyor. Aksi takdirde Türkmenler gündeme gelince, sorunu belagat düzeyinde ele almak, milliyetçi söylemleri öne çıkarmak yetmiyor. Ayrıca bazı konularda sadece koz olarak kullanmak inandırıcılığını yitiriyor.
|