Türkçe Bilgi

Sık Kullanılanlar Listesine Ekle
Pazar 23-Kasım-2008 21:03:53
(Sözlük 1.700.000 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Etiket

kalmak kelimesi ile etiketlenmiş yazılar


Açıkta kalmak (olmak)

1. İş ve görev bulamamak. 2. Yersiz yurtsuz kalmak. 3. kimilerinin elde ettikleri bir yarardan mahrum olmak."Çoluk çocuk açıkta kaldılar fabrika kapanınca."

Aç susuz kalmak

Çok yoksul bir duruma düşmek, fakirlikten yaşayamaz hâle gelmek."Afrika kıtasının pek çok insanı aç susuz kalmış durumda."

Adı kalmak

Bir kimse veya şey ortadan kalktıktan, öldükten sonra adı dillerde dolaşır olmak."Birkaç yıl sonra İstanbul`da doğal güzelliklerin sadece adı kalacak."

Ağzı (bir karış) açık kalmak

Çok şaşırmak, şaşakalmak. "Onca seneden sonra sevdiği arkadaşını birden karşısından görünce ağzı açık kaldı."

Askıda kalmak

Bir engel çıkması dolayısıyla bir işin sonuca varamaması, yapılamayıp öylece kalması."Senin gelmemen yüzünden bütün işler askıda kaldı."

Ayak altında kalmak

1. Hor görülüp aşağılanmak, değer verilmemek. 2. İnsanların sık gelip geçtiği yerde, kalabalık içinde kalmak."Seyyar satıcıların pek çoğu ayak altında kalınacak bir yeri seçerler."

Ayakta kalmak

1. Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek. 2. Oturacak yer bulamamak."Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."

Baş başa kalmak

Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak."Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar."

Başı darda kalmak (başı dara düşmek)

Çok sıkıntılı, çaresiz bir durumda olmak; parasızlıktan dolayı güç bir durumda kalmak."Başı darda kalan insanlara yardım etmek insanlık borcudur."

Bir atımlık barutu olmak (veya kalmak)

1. Bir konuda yapacağı çok az şeyi olmak. 2. Dayanacak pek az gücü kalmak."Bir atımlık barutu kalmış, hâlâ ben yaparım o işi diyor."

Bir deri bir kemik kalmak

Çok zayıflamak, kilo kaybına uğramak."Zavallı çocuk, bu illete yakalanalı beri bir deri bir kemik kaldı."

Çoluk çocuk elinde kalmak

Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak."Ülke çoluk çocuk elinde mi kalacak? Allah korusun!"

Darda kalmak

1. Zor duruma düşmek. 2. Paraca sıkıntı çekmek."Öğretmeninin karşısında darda kalmak istemeyen Ahmet, ödevini yapmayı hiç ihmal etmezdi."

Elde kalmak

1. Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı. 2. Harcanandan arta kalmış olmak."Şu kasadaki üzümler elde kaldı."

Eli böğründe kalmak

Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak."Tek hayvanın öldüğünü görünce eli böğründe kaldı."

Evde kalmak

Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi."Evde kalmak korkusu zavallı kızı yiyip bitiriyordu."

Gönlü kalmak

1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek."Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı."

Gözleri yollarda kalmak

Özlemle beklemek.

Gözü arkada kalmak

Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek."Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı."

Havada kalmak

1. Yüksek bir yerde durmak. 2. Sonuca bağlanamamak. 3. Bir iddia, dayanaksız olduğundan ispat edilememek."Yaptığımız bütün iş havada kaldı." Havadan sudan konuşmak: Öylesine, gelişigüzel, rastgele konuşmak. Hava hoş: Şu ya da bu şekilde olması arasında bir fark olmamak. Havanda su dövmek: Bir işle boşuna uğraşmak."Senin yaptığına...