İçinden çıkılması oldukça güç bir durumda kalmak. "Beni bu açmazdan ancak çocuklarım kurtarır."
1. Hatırlamak. 2. Kafasında bir düşünce doğmak."Aklına düşen her şeyi yapmak zorunda mısın?"
1. Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek. 2. Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak."Arkasına düşmezsen nasıl elde edeceksin o evi?"
1. Bir şeyin değerini kaybetmesi. 2. Yalvarır duruma gelmek. 3. İşe ilgisiz ve yetkisiz kimseler karışır olmak."Sevinmeyin boşuna, bu işi ayağa düşürmeyeceğim hiçbir zaman."
Bir yere uğramak, o yer yolu üzerinde bulunmak, yolu düşmek."Bu rezillikten sonra onun ayağının buralara düşeceğini sanmam artık."
Çok sıkıntılı, çaresiz bir durumda olmak; parasızlıktan dolayı güç bir durumda kalmak."Başı darda kalan insanlara yardım etmek insanlık borcudur."
Başka bir şeyle ilgilenemeyecek kadar sıkıntılı, üzücü ve tehlikeli bir duruma çare bulmaya çalışmak."Adamın bize aldıracağı yok, baksana başının derdine düşmüş."
Aralarında anlaşmazlık çıkıp birbirlerine kötü bakmaya başlamak."Çocukların kavgası yüzünden birbirlerine düştüler."
Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak."Ortalık birbirine girip silâhlar patlamaya başlayınca can kaygısına düştü zavallı kadın."
Önceleri iyi olan durumu sonradan bozulmuş olmak; çalışma gücü, verimi tükenmiş olmak."Adamın bir ayda çaptan düşeceğini sandılar."
Sıkıntı, üzüntü sebebiyle insanlardan kaçıp ıssız yerlerde yaşar olmak."Annesinin ölümünden sonra dağlara düştü."
1. Paraca sıkıntıya uğramak. 2. Sıkıntılı, tehlikeli bir durumla karşılaşmak."İyice dara düştük, geçinmekte güçlük çekiyoruz."
Yapılması gereken bir şeyi gerçekleştirmenin yollarını aramak."Sana ne ki o işin derdine düştün?"
Hakkında dedikodu yapılmak."Allah kimseyi dile düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu."
Tehlikeli bir durumdan hiç zarar görmeden kurtulmak."Nasıl oluyor da, bu adam hep dört ayak üstüne düşüyor?"
Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek."Allah kimseyi elden ayaktan düşürmesin."
1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak."Düşmanın eline düşmemek için bir yol bulmalıyız."
Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek."Eskisi gibi top oynayamayan Ali bir senede gözden düştü."
Gücü iyice azalmak. Kuyruğuna basmak: Birini tahrik etmek, incitip saldırmasına yol açmak. Kuyruklu yalan: İnsanın kanması için süslenmiş büyük yalan."İnanmayın ona, söyledikleri kuyruklu yalandan başka bir şey değil!" Kuyruk sallamak: Yaltaklanmak, birisine yaranmak için yapmacık davranışlarda...
Yaşlanmak, ihtiyarlamaya başlamak."Bizim de saçımıza ak düştü." Saçına başına bakmadan: İlerlemiş yaşına yakışmayacak biçimde davranan kimseler için kullanılır. Saçını başını yolmak: 1. Birini çok fazla dövüp hırpalamak. 2. Çok...
Sonuçlar 1 - 20 toplam 30