| Arjantin Krizinin Sebepleri ve Gelişimi |
| Pazar, 30 Temmuz 2006 | |||||||||||||
Sayfa 5 toplam 11 Sabit kurun dış ticaret üzerindeki olumsuz etkisi ise, dış ticaretin milli gelire oranının düşük olması nedeniyle, sınırlı kalmış gibi görünmektedir. Öte yandan, aşağıdaki bölümde daha ayrıntılı olarak ele alınacağı üzere, bankacılık kesiminde önemli ölçüde bir risk birikimi olmuş ve bu riskler krizde realize olmuşlardır. IV. IMF Politikalarının Krize Etkisi ve Krizden Alınan Dersler Mart 1991- Aralık 2001 arasında yaklaşık on sene uygulanan Konvertibilite Programı, IMF’nin onayladığı, önerdiği ve maddi olarak da desteklediği bir program olmuştur. Programın temel ayağını oluşturan sabit kur ve para kurulu uygulaması geçtiğimiz on yılda pek çok gelişmekte olan ülkeye IMF tarafından önerilen ve enflasyonun altında kur uygulaması diye genelleştirebileceğimiz bir kur politikasının en katı, en tavizsiz versiyonudur. Programın ikinci önemli unsuru olan özelleştirme süreci büyük bir başarıyla uygulanmıştır. Kamu kesimi belediye hizmetlerinden dahi çekilmiş ve nitekim konsolide bütçenin milli gelir içindeki payı programın ilk üç yılında yüzde 7 civarında kalmıştır. 1995’ten itibaren gerek Tekila Krizinin harcamaları artırıcı etkisi, gerekse özelleştirme sürecinin yarattığı gelirin sona ermesi kamu gelirlerinin artırılmasını gerektirmiş ve bütçenin milli gelir içindeki payı yüzde 14-15 düzeyine çıkarak, günümüze kadar bu oranda devam etmiştir. Programın üçüncü ayağı yapısal reformlardır. Bu reformlar da başarılı bir şekilde uygulanmış; merkez bankası bağımsızlığı sağlanmış ve hatta merkez bankasının kamuya kredi açması kendi insiyatifine dahi bırakılmayıp kanunla yasaklanmıştır. Benzer şekilde dolar/peso paritesinin değiştirilmesi için de kanun değişikliği gerekmekteydi. Yukarıda sayılan politika grupları tamamen IMF tarafından önerilen ve tam da önerildiği kapsamda başarılı bir şekilde hayata geçirilen politikalardır. Bu nedenden dolayı; krizden sonra gerek IMF tarafından, gerekse IMF dışındaki araştırmacılar tarafından önerilen politikalar bütününün krizde payı olup olmadığı sorgulanmıştır. IMF dışındaki araştırmacılar tarafından yöneltilen eleştirilere bu bölümde değinilmeyecektir. Bu eleştiriler, çok geniş bir yelpazeye yayılmakla beraber, doğal olarak sabit kur ve para kurulu uygulaması üzerine yoğunlaşmıştır. Buna karşın, IMF politikalarının üretimi ve uygulamasından sorumlu olan kişilerin hata olarak gördükleri noktalar daha önemlidir. Çünkü, önümüzdeki dönemlerde şekillenecek politikalarda bu noktaların dikkate alınması tabiidir. Bu nedenle, özellikle Krueger ve Mussa’nın fikirleri incelenecektir. Krize yol açan etkenler konusundaki fikirleri bir önceki bölümde aktarılmıştır. Şimdi özellikle ‘IMF nerede hata yaptı’ ve ‘bundan sonra diğer ülke tecrübelerinde nelere dikkat edilmesi gerekir’ sorularına verdikleri yanıtlar ilgi çekici olacaktır. Mussa’ya (2002) göre, Arjantin krizinin oluşumunda IMF’nin en önemli hatası kamu maliyesinin disipline edilememesine göz yummak olmuştur. IMF’nin Arjantin’de öncelikleri kur politikasının tavizsiz bir şekilde uygulanabilmesi ve böylece enflasyonun düşük düzeylerde seyrinin devamını sağlamak olmuştur. Bu politika, kamu maliyesindeki aksaklıkların gözden kaçması ve özellikle 1996-1998 yılları arasındaki ekonomik canlanmanın kamu maliyesindeki sorunu perdelemesine izin vermesi sonucunu doğurmuştur. Krueger (2002), IMF’in yaptığı hatalara değinmeden önce Arjantin’in IMF’nin en iyi öğrencilerinden biri olduğunu vurgular. Özellikle yapısal reformlar alanındaki başarılarını anlattıktan sonra, bu başarıların yetersiz kaldığını ifade eder. Krueger’e göre, IMF’nin temel hatası borç dinamiklerinin yeterince takip edilmemesi olmuştur. Buna göre, IMF’nin önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkelerde dikkat etmesi gereken en önemli noktalardan biri borcun sürdürülebilirliği ve yeni kamu borcu üretimidir. Gelişmekte olan bir ülkede, Krueger, yeni kamu borcu üretiminin, özellikle finans kesimi ve firmaların uluslararası sermaye piyasalarına erişim imkanı varsa, kısıtlanması gerektiğini belirtir; çünkü finans sektörü ve firmalar kesiminin dış borcu kolaylıkla kamu borcu haline gelebilmektedir. Dış borç ile ilgili olarak Krueger’in dikkat çektiği bir nokta da 1980’lere kadar devletten devlete kredilerin çoğunlukta olmasına karşın, günümüzde devletlerin piyasalardan yada çok sayıda bankanın oluşturduğu konsorsiyumlardan borçlandığıdır. Bu durum, dış borcun alıcılarını sayı olarak artırmış ve dış borçların şoklardan daha çok etkilenmesi sonucunu doğurmuştur. |
|||||||||||||
| Son Yenileme ( Cuma, 03 Ağustos 2007 ) | |||||||||||||
| Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|