| Aile içi şiddet hız kesmiyor |
| Pazar, 30 Temmuz 2006 | |
Uluslararası Fransızca Konuşan Kriminologlar Derneği, İstanbul Galatasaray Üniversitesi'nde bir kolokyum düzenledi. Çeşitli ülkelerden kriminologların katıldığı toplantıda teorik ve deneysel boyutta aile içi şiddet sorunu masaya yatırıldı. Kolokyumda İstanbul üniversitesi ve Uludağ üniversitesinden altı öğretim üyesinin hazırladığı ve Türkiye genelini kapsayan bir anketin sonuçları da açıklandı.Aile içi şiddet, aile üyelerinden biri tarafından uygulanan, aynı ailedeki bir diğer üyenin yaşamını fiziksel ya da psikolojik bütünlüğünü veya bağımsızlığını tehlikeye sokan, kişiliğine veya kişilik gelişimine ciddi boyutlarda zarar veren eylem veya ihmal olarak tanımlanıyor. Araştırmalar, dünyada her ırk ve ülkeden dört aileden birinde aile içi şiddet görüldüğünü ortaya koyuyor. Aile içi şiddete en çok maruz kalanlar ise kadınlar ve çocuklar. Galatasaray Üniversitesi’ndeki kolokyumda açıklanan ‘Türkiye’de Aile İçi Şiddet’ anketinin sonuçlarını İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Profesör Doktor Füsun Sokullu Akıncı ile Ceza ve Ceza Usul hukuku öğretim Üyesi Yardımcı Doçent Doktor Ali Kemal Yıldız değerlendirdi. * Yaptığınız anketin sonuçlarına göre Türkiye, aile içi şiddet konusunda hangi noktada duruyor, diğer ülkelerle kıyaslandığında nasıl bir tablo çiziyor? İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ CEZA VE CEZA HUKUKU ANA BİLİM DALI BAŞKANI VE KRİMİNOLOJİ ARAŞTIRMA MERKEZİ MÜDÜRÜ PROF. DR. FÜSUN SOKULLU AKINCI : Türkiye’deki aile içi şiddet diğer ülkelerdeki gibi devam ediyor. Aile içi şiddet Türkiye’de diğer ülkelerden biraz daha fazla ancak çok büyük bir fark olduğunu söyleyemeyiz. Anket çalışmamız sonucunda anketi cevaplayanların yüzde 38’i aile içi fiziksel bir şiddete maruz kaldığını, ya da böyle bir duruma tanık olduğunu ifade etti. Yüzde 28’i bizzat mağdur olduğunu, yüzde 10’u ise tanık olduğunu söyledi. ”EN ÇOK KADINLAR VE ÇOCUKLAR DÖVÜLÜYOR” * Mağdurlar arasındaki cinsiyet farklılığının dikkat çekici boyutta olduğunu söyleyebilir miyiz? Ailede daha çok kimler şiddete maruz kalıyor? YARDIMCI DOÇENT DOKTOR ALİ KEMAL YILDIZ: Bizim toplumumuzdaki aile içi şiddette, şiddetin mağdurları ağırlıkla kadınlar ve çocuklar oluyor. Aile içi şiddet uygulayanlar ise daha çok babalar ve ağabeyler. Anne ya da ablalar da şiddete yöneliyor ancak bunlar sayısal olarak çok daha az. * Yani ‘kadınlar dövülüyor’ diyebilir miyiz? Yard. Doç. Dr. Ali Kemal Yıldız: Maalesef en çok şiddete maruz kalanlar kadınlarımız. Bizim anketimize katılan mağdurların yüzde 72’si kadın, yüzde 27’si ise erkek. Ağırlıklı olarak görülen şiddet şekli ise dayak. ‘Şiddetin türü neydi?’ şeklinde bir soru sorduk, bu soruya gelen cevaplar sırasıyla dayak, kötü muamele, zorla çalıştırma ve cinsel nitelikteki eylemler şeklinde oldu. İstanbul ve Uludağ Üniversiteleri’nin hazırladığı anket soruları, İstanbul, Yeditepe, İstanbul Ticaret, Kadir Has ve Dokuz Eylül Üniversiteleri’nin Hukuk fakültelerine gönderildi. Profesör Füsun Sokullu Akıncı, anketin Türkiye’nin her bölgesine ulaştırıldığını, her kesimden insanla görüşüldüğünü, dolayısıyla Türkiye gerçeğini yansıtmakta önemli bir çalışma olduğunu belirtiyor. * Bu konuda bölgesel farklardan söz edebilir miyiz, Türkiye’de en çok hangi bölgelerde aile içi şiddet uygulanıyor? Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı: Aile içi şiddete maruz kalanların 18 yaşına kadar yaşadığı bölge dağılımını esas alınca, yüzde 28’i Marmara Bölgesi, yüzde 19’u İç Anadolu Bölgesi, yüzde 17’si Güneydoğu Anadolu Bölgesi, yüzde 12’si ise Doğu Anadolu Bölgesi çıktı. Ancak en yüksek rakama Marmara Bölgesi’nde rastladık. “EĞİTİM EKSİKLİĞİ VE YOKSULLUK ŞİDDET KÜLTÜRÜNÜ BESLİYOR” * Bölgeler arasındaki bu farkın nedenleri nelerdir? Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı : Bölgelere göre bu farkı biz istatistiklerle ortaya koyamadık. Ama şöyle bir durum var, genelde şiddet kültürü bir ülkede yaygın ise o aile içi şiddet şeklinde de kendisini gösteriyor. Sempozyuma katılan yabancı bilim insanlarının ortak görüşü de bu yönde oldu. * Şiddet kültürünü besleyen unsurlara değinebilir misiniz, sosyo ekonomik yapı ya da eğitim seviyesi şiddet kültürünü nasıl etkiliyor? Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı : Mesela eğitim seviyesi daha düşük insanların daha çok şiddet uyguladığı ortaya çıktı. Ailenin eğitim düzeyi daha yüksek ise orada aile içi şiddet oranı daha az. Biz uyuşturucu ve tutku yaratıcı maddeler üzerine bir araştırma yaptık ancak bunların çok fazla bir etkisini göremedik. Ama genellikle şiddet kültürünün yaygın olduğu ülkelerde aile içi şiddet daha çok ortaya çıkıyor. Onun içi şiddet kültürünü ortadan kaldırmanın yollarını bulmamız lazım. Yard. Doç. Dr. Ali Kamel Yıldız : Şunu belirtmekte fayda var, şiddet sadece eğitim durumu ya da sadece ekonomik durumla doğru orantılı değil. Genel olarak yetişmişlikle, şiddet kültürüyle ilişkili bir olgu. Yani çocuğun aile içindeki egitiminden okulda aldığı eğitime kadar genel anlamdaki yetişmişlik durumu şiddeti ortaya çıkaran en önemli faktör. Şiddet toplumun her kesiminde görülebiliyor. Ancak gelir düzeyi ile şiddet arasında bir doğru orantıdan bahsedebiliriz. Anket sonuçlarına göre Eğitim konusunda üniversite mezunu olanların yüzde 40’ı şiddet görüyor. En çok şiddet mağduru olanların yüzde 26.4’ünün maddi geliri düşük, en az şiddet mağduru olanların ise yüzde 4.6’sının maddi durumunun orta ve yüksek olduğu ortaya çıktı. “AİLE İÇİ ŞİDDETTE SİYAH SAYI YÜKSEK” Kolokyumda ön plana çıkan konulardan biri de aile içi şiddeti ortaya koyan ancak resmi makamlara ulaşmayan ve ‘siyah sayı’ olarak kalan suçlara ilişkin bilgilerdi. Fail ve mağdurların yakın akraba olduğu durumlarda, bu tür suçların ihbar dahi edilmediği, konuşmacıların parmak bastığı ortak noktalardan biri oldu. * Aile içi şiddet konusunda siyah sayının fazla olmasının nedenleri nelerdir, bunda toplumsal yapının ve geleneklerin de rolü olduğunu söyleyebilir miyiz ve Türkiye’de aile içinde fiziksel ve cinsel şiddette yeterince bildirim var mı? Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı : İstatistiklerde görülmeyen ancak gerçekte toplum içinde var olan suçların sayılarına biz siyah sayılar yani karanlıkta kalmış sayılar diyoruz. Bu sayı aile içi şiddet ya da cinsel içerikli suçlarda çok büyüktür çünkü insanlar bu suçları bildirmez. Onlar siyah sayı olarak kalır. Türkiye’de şöyle bir gerçek var. Bu tür mağdurlar polise gittiklerinde, polisler genellikle aile içi durumlara karışmamayı tercih eder, aralarında uzlaştırmaya çalışırlar. Polislerin eğitimlerinde böyle bir eksiklik var. ‘Karı koca arasına girilmez’ diye bir inanış hakim. Halbuki yapılması gereken tam tersidir; polisin müdahale etmesi gerekir. Yard. Doç. Dr. Ali Kemal Yıldız: Kolokyumun en çarpıcı sonuçlarından birini, insanların bu tür şiddet olaylarını çok fazla şikayet edemediği konusu oluşturdu. Bu tür eylemlerin bir çoğunun şikayete tabi olmaması gerekiyor. Mesela evlilik içinde kocanın karısıyla zorla cinsel ilişkiye girmesi şikayete tabidir. Yani insanlar bunları her zaman şikayet edemiyor. Bunların yanlış düzenlemeler olduğu kanısındayım. Nedenlerine bakarsak, töre cinayetinden, başka şiddete maruz kalma korkusu, çocuklarına zarar geleceği korkusu, çevresel baskılar gibi sebeplerle insanlar susuyor. Şikayet edenlerin bir kısmı şikayetlerini geri almak zorunda kalıyor, bir kısmı da takip edilmiyor. Böylece şiddet şiddeti doğuruyor. Kadın gidip şikayet ediyor ancak arkasından o şikayet bir şekilde geri aldırıldığı için dava düşüyor ya da kapanıyor. Aile içi cinsel saldırıda da aynı problem var. Şimdi bizde yeni bir kurum var: Uzlaşma Kurumu. Şikayete tabi bütün suçlar uzlaşmaya gidebiliyor. Yani aile içi cinsel ya da fiziksel şiddete maruz kalan kadın ya da çocuğun karşısına uzlaşma kurumu çıkabiliyor. Uygulamada bu tür problemler yaşanıyor. Şu anda aile içinde kasten yaralama fiili şikayete tabi değildir ve bu değiştirilmeye çalışılıyor yani şikayete tabi fiil durumuna getirmeye çalışılıyor. Kötü muamele ya da şiddete maruz kalan, ‘Ben şikayetçi değilim’ dese bile devletin bunu soruşturması gerekir. ”ÖNLEMEDE EĞİTİM VE BİLİNÇ ÖNEMLİ” Anket sonucuna göre, Türkiye’deki aile içi şiddetin yüzde 66’sının dayak, yüzde 13.6’sının kötü muamele, yüzde 7.9’unun cinsel taciz ve yüzde 9.7’sinin özgürlüğün kısıtlanması şeklinde vuku bulduğunu belirten Profesör Akıncı’ya göre şiddeti önlemede eğitim ve bilinç düzeyi önemli rol oynuyor. Prof. Dr. Füsun Sokullu Akıncı : Bu suçların siyah sayı olarak kalmaması için çalışmalar yapılması lazım. Kolokyuma katılan Kanadalı konuklarımızdan biri, Kanada’da şöyle bir tespitte bulunduklarını söyledi: Şiddet gören kadın bir kez polise gidiyorsa, ikinci kez şiddet görme olasılığı azalıyormuş, ama gitmiyorsa tekrar şiddet görme olasılığı bulunuyormuş. Bu durumun bizim ülkemizde de geçerli olduğunu düşünüyorum. Şiddetin önüne geçmek için Türkiye’de şiddeti ve şiddet kültürünü kaldıracak her türlü eğitim büyük önem taşıyor. Türkiye’de çocuk terbiyesinde dayak vardır, çocuk dövülerek terbiye edilir. Çocuk büyüyüp askere gittiğinde yine asker ocağında dövülerek eğitim verilir. Sonra ne oluyor, insanlar şiddet döngüsünün içine giriyor. Kendi ailesinden ya da amirinden dayak yiyen çocuk, kendi çocuğunu da döverek terbiye ediyor. Yani bu şiddet kültürünün önüne geçilmesi için eğitimin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yard. Doç. Dr. Ali Kemal Yıldız: Biz ankette kişilerin eğilimini belirlemeye yönelik sorular sorduk. Mesela, ‘Erkeğin kadını terbiye etme hakkı var mıdır?’ ya da ‘Gerektiğinde kadına ve çocuğa şiddet uygulanabilir mi?’ gibi... Maalesef yüzde 30 civarında kadın katılımcı, bu sorulara olumlu cevap verdi. Yani toplumda hala şiddeti kabul eden bir anlayış mevcut. Bir diğer önemli sonuç şu ki, kişiler henüz bu konudaki haklarını çok iyi bilmiyorlar. Şiddet yüksek eğitim ya da lise eğitimiyle doğru orantılı değil ama hakları bilmek ve hakları kullanmakla doğru orantılıdır. İnsanlar bu tür haklarını bilemedikleri takdirde şiddet uygulanmaya devam ediyor ve artıyor. Dolayısıyla insanların bu tür haklarını iyi bilmeleri ve bu konuda eğitim çalışmaları yapılması gerekiyor. “ŞİDDETE KARŞI SESSİZ KALMAYIN” Suç bilimindeki son gelişmelerin değerlendirildiği kolokyumun katılımcıları, şiddet olaylarının şikayete tabi olma durumunun, bireylerin suça teşvikine ve özendirilmesine neden olduğu görüşünde birleşiyor. İnsanların şikayete teşvik edilmesi için gerekli önlemlerin alınmasının önemine değinen akademisyenler, ‘Bir kişiye şiddet uygulandığını gördüğünüzde sessiz kalmayın’ ortak mesajında birleşiyor. NTV |
|
| Son Yenileme ( Pazartesi, 16 Temmuz 2007 ) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|