Yazar:: Asik_Kevseri
Kategori: Dünya Tarih: Mar 13, 2010
Etiketler: Etiketlenmemiş
|
Bir Sözüm Var Sizlere
Bir sözüm var sizlere gönül tebligatında Ömürde geçen günler zarar tazminatında
Hassasiyetle açtım ibareyi demeye Doğruluk hazinedir lütfi haddizatında
Sayılı günler geçer ömrü alır götürür Olma nefsin esiri zevk ü safahatında
Hazinemden bir demet sunayım bilginize Lütfedin ilhamların fikir külliyatında
Elmas yakut zümrütle gergef dokusan bile Varlığın beş arşın bez bekler teçhizatında
Dünyaya aldanmayın birgün gelen gidecek Herkesin sırası var zaman sevkıyatında
Şan şöhret fayda vermez amel olur yoldaşın Bir tabuttan ibaret sevki nakliyatında
Devir döndü Kevseri zaman geldi gün çattı Sen de yorulup geçtin dünya meşakkat’in da |
| |
|
Aşık Kevseri
|
Yazar:: birkursunkalem
Kategori: Dünya Tarih: Mar 29, 2009
Bu yazıyı yazmak aklıma nereden geldi? Time dergisinin son sayısındaki bir yazı ilgimi çekti. Ondan yola çıkarak düşüncelerimi paylaşmak istedim. (buradan lütfen "ne süper bir insanım Time dergisini filan takib ediyorum!" anlamı çıkarılmasın, yalnızca bir yol tedariki olarak biraz da tesadüf eseri aldım dergiyi) Yazı şöyle bir hikaye ile başlıyor: Güney Carolina ‘da yaşayan bir anne kızına noel hediyesi olarak bir bebek satın almak ister ama Barbie yerine Elizabeth'i seçer. Elizabeth çekik gözleri, düşük kulakları, el ayasında yatay çizgileri ve ağzına göre biraz büyük gibi görünen ve hafifçe dışarıda kalmış dili olan Down sendromlu bir oyuncak bebektir. Bunu satın alan annenin 23 yaşındaki kızı da Down sendromludur ve anne "kızımın sevilmek için genelgeçer güzellikte olması gerektiğini düşünmesini istemiyorum" diye açıklamaktadır durumu.
"Özel ihtiyaçlı bebekler" i bu yazıyla ilk kez duydum. Örneğin görme özürlü bir bebek, onun beyaz bastonu ve görengöz köpeğinden oluşan bir oyuncak seti olduğunu ya da Tilley ismindeki tekerlekli sandalyeye bağlı başka bir bebeğin mağazalarda alıcı beklediğini bilmiyordum. Ya da daha dramatik olanı saçları olmayan ve ağzı maskeli "Chemo Friends" isimli bir oyuncak serisinin olduğunu.
Sizler için de biraz şaşırtıcı ve
Yazar:: birkursunkalem
Kategori: Dünya Tarih: Mar 12, 2009
Şimdi 29 Mart ile ilgili bir yazı görünce aklınıza yerel seçimler gelmiş olabilir. Ama son dönemde zaten bu konu yeterince konuşuluyor. Benim de siyasetle ilgili yazmaya hiç niyetim yok. 29 Mart'ın çalışanlar öğrenciler ya da kısaca saatli yaşayanlar için başka bir önemi var o da yaz saati uygulaması. Mutlaka sizin ya da bir yakınınızın başına gelmiştir. Saatleri ayarlamayı unutup da bir yere geç kalma ya da erken gitme macerası. Matematiği benim gibi pek sevmeyen biriyseniz şimdiye dek bu saat değişikliğini neden yaptığımızı, bunun kime ne hayrı dokunduğunu anlamamış olabilirsiniz. Bunu ilk kim akıl etmiş? Ki koca dünyaya çıkıp "arkadaşlar bu gece kalkalım hep birlikte saatleri bir saat ileri alalım" demiş bir çok kişi de onunu sözünü dinlemiş! Düşündükçe ilginç geldi ve biraz araştırdım. Çok akıl karıştırıcı hale sokmadan bulduğum şeyleri sizinle paylaşayım istedim:
Bir yanılgıyı düzeltmekle başlayayım. Dünya nüfusunun sadece dörtte bir kadarı bu uygulamayı yapıyor. Bu insanların başında ABD ve Avrupa Birliği ülkelerinde yaşayanlar geliyor. Sonra da Meksika Kanada Şili Mısır ve Avustralya'nın bazı bölgeleri. Dünyada ilk olarak yaz saati uygulayan ülke tahmin edilebileceği gibi İngiltere. Yıl 1916. Tahmin edilebileceği gibi diyorum çünkü Greenwich de İngiltere'de. Greenwich'e birazdan tekrar döneceğim.
Türkiye ne zaman bu uygulamaya başlamış? Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde yavaş yavaş Gregoryen takvime (bu bizim şimdiki saatli maarif takvimi) geçiş denenmişse de resmi olarak 1925 den sonra 1 Ocakta başlayan yılı ve 24 saat süren günü kabul etmiş bulunuyoruz. Yaz saatini ise Avrupa'dan esinlenmiş ve 1946'da başlatmışız. 1978'e kadar sürdürdükten sonra 78-84 arası uygulamadan vazgeçmişiz. Şimdi yine uyguluyoruz.
Ne yapıyoruz? Mart ayında bir gece kalkıp saatleri bir saat ileri alıyoruz. Yani akşam eve daha geç dönelim, okulları dükkanları d
Yazar:: birkursunkalem
Kategori: Dünya Tarih: Oca 1, 2009
Cumartesiden bu yana dinliyorum. Aslında hemen o gün yazmak istedim ama aklımdaki tasarıların hiçbirini yeterli bulmadığım için sustum. Şimdi, yani saldırıların başlamasından altı gün sonra, yalnızca, dinlediklerimi toparlayıp özetleyecek zihin gücünü bulabiliyorum.
Kutsal Cumartesi.
A
Yazar:: trichnosis
Kategori: Dünya Tarih: Ara 31, 2008

2009 yılının hepinize sağlık, mutluk ve başarı getirmesini dileriz.
2009 yılı tüm dünya'da ve ülkemizde barış dolu bir yıl olması dileklerimizle.
Yazar:: birkursunkalem
Kategori: Dünya Tarih: Ara 18, 2008
Etiketler: Etiketlenmemiş
Irak'ın işgalinin ilk yılıydı, bir gazete haberi okumuştum. Maaşlarını alamayan polis teşkilatı mensupları gösteri düzenlemiş. Demişler ki " eğer maaşlarımız daha fazla gecikecek olursa biz de artık cihad ilan edeceğiz"
Bu olay her aklıma geldiğinde bir defa daha şaşırıyorum, yeterince iyi düşünemiyorum, yarım yarım duygular oluyor içimde onları da doğru ifade edemiyorum. Bazı kavramların içi ne kadar boşalmış! Ya da onlar kafamıza hiç mi girmemiş!
Vatanında neler oldu be adam! Sokağına tanklar girdi, içlerinden, süt beyazı ya da simsiyah yüzlü, düz sarı ya da kıvırcık kara saçlı, uzun boylu, atletik yapılı ve aşağılayıcı bakışlarıyla asab bozan genç adamlar indi ve her yere veba gibi dağıldılar. Komşunun kapısı kırıldı, mahalle bakkalının dükkanı otomatik tüfekle tarandı. Bombalar patladı. Bahçe duvarından kopan taşlar, daha dün üstünde oturduğun sandalyenin tahta parçaları dumanlar çıkararak havaya savruldu. Toz bulutu yanık et kokusuna karışıp dakikalar sonra yere indiğinde, her gün yan evin avlusunda oynanan o uzun kirpikli kara gözlü oğlan artık hayatta değildi. Ve ondan çok daha küçükleri de bir kefen bezine sarılıp babalarının iri ve çaresiz elleri içinde mezarlığa taşınıp gömüldüler. Arkadaşını alıp götürdüler bir daha görmedin neden alındığını da bilemedin, kimseye hesap soramadın. Göğünde savaş uçakları uğuldayıp durdu. Tarlanda ekinin yandı, evinden işine gitmek için barikatlar, dikenli teller ve kontrol noktalarından geçmen ve hiç tanımadığın üniformalı adamlara kimlik göstermen, baş eğmen, ricada bulunman ve hatta yalvarman gerekti. Güven yok, selamet yok, ilaç yok, gıda yok. Vatanında neler oldu! Ve sen kalkmış cihaddan söz ediyordun! Ne diyeyim bilmem ki.
Birkaç gün önce bir gazetecinin ayakkabıları televizyonlarda gazetelerde havada uçarken görüntülendi