16-03-2010 01:50:51
- -

TurkceBilgi.Net Blog Hizmeti

Kullanıcılarımız için blog hizmeti
Kategori >> Din

cümleten hayırlı ramazanlar

Yazar:: birkursunkalem Kategori: Din

Etiketler: Etiketlenmemiş 

birkursunkalem

Şöyle bir on beş dakika önce aklıma geldi ne kadar uzun bir ara verdiğim yazılara ve şimdi bilgisayar başına oturdum. Efendim öncelikle hayırlı ramazanlar. Yazmadığım süre zarfında bir sürü şey okudum yine ve içimde birikti de birikti anlatılacaklar ama şu sıralar benim için gündem, hem açlık gibi basit hem de gurbet gibi iman gibi hikmet gibi derin olan Ramazan…

 

Hatırladığım en güzel ramazan neredeyse her akşam ayrı bir akrabamızda topluca iftar yaptığımız aydı. Oysa şimdi, karşıdaki şantiyede topluca oruç açan eli yüzü tozlu alnı yanık sırtı terli işçileri bile kıskandığım, iftarlarda bir yudum sudan da önce gurbeti demir lokma gibi yuttuğum bir ramazanı yaşıyorum. Birlikte sofraya oturacak bir kişi bile bulan okurlara sahip oldukları bu ayrıcalık için şükretmelerini hatırlatmak isterim. Ve benim gibi ramazanı gurbette geçirenlere de Allah sabır versin.

 

İftar Programları


SEVMEK...!

Yazar:: tarihçi Kategori: Din

Etiketler: Etiketlenmemiş 

tarihçi
sevmek


SEVMEK

--------------------------------------------------------------------------------

Kişi sevdiğiyle olmak ister!.

Sevdiğinin hâliyle hâllenir... Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, "beğeni" ile "sevgi"yi birbirine karıştırırız...

"Beğeni" yanında "sahip olma" arzusuyla açığa çıkar!.

Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın...

Bu tüm mahlûkatta çok yaygın bir duygudur!.

Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşı*** onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler... Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

"Sevmek" ise bundan çok farklıdır...

Sevince, yalnızca sevdiğin için yaşamak istersin!.

Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!... Yakınlık bile uzak gelir sana!...

Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..

Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!. Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!.

Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!... Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir rûh, tek bir şuur olmayı dilersin!.

Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, "sen o olmuşun" derler!

Beğenen sahip olmak ister...

Seven ise sevdiğinde yok olur; fedâ eder her şeyi sevdiği uğruna!.

Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; "aşığım" sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedâkârlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden "kopamama" sabunuyla!.

Parasından kopamaz... Mevkiinden kopamaz... Yakınlarından kopamaz... İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz... "Etraf"tan kopamaz!.

Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde... Eksiklikler görmeye başlar, yetersizlikler görmeye başlar... Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acı*** seyretmeye başlar... Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!.. Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..

Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa "nefret"e döner "beğeni"; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, lâyık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..

Oysa yalnızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!. Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir...

Seven ise göze almıştır kopmayı... Dışlanmayı... Paradan-puldan, nâmdan nişandan, dosttan akrabadan uzak kalmayı...

Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!. Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan... O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

Seven, karşılıksız sever!...

Beğenen karşılığını ister!.

Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!..

Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi... Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar... Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.

Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.

Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, "sevgi" delilikten bir türdür!.. Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve "delillik bu" derler

Beğenme bir tür "hobi"dir!... Bazen ömür boyu sürer, bazen bir kaçyıl, bazen bir kaç ay!..

Sevgi bir ömür boyudur!... Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.

İçinde, özünde hissedilip açığa çıkaramadığını karşısındakinde bulduğun anda onu sevmeye başlarsın... özünde sevgin kadardır karşısındakine aşkın!..

Çoğunlukla karşısındakinden, ondakinin yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!..

Bazen de özünden gösterir yüzünü O!... O zaman onlar için derler ki, "Allah'a âşık oldu"!..

"Kendine seçtikleri"dir sevenleri bir çehreden!... Özünden sevgiyi yaşayanlardır, "mukarreb"leri!...

Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır herşeyi...

Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!.

Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır "aşk"ı yaşattıklarını!..

Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı!. Bunun aşk olduğunu!..

Oysa gerçek "aşk" O'nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O'nda yitirip; O'nun "Bâki"liğini yaşattıklarıdır gerçek "âşık"lar!..

Özel bir fıtratla gelmişlerdir onlar, "âşık" olmak için!.. Yaşamları boyunca bir değer taşımamıştır dünya ve içindekiler!.. Parmaklarını bile kıpırdatmamışlardır dünya için!. "Allah de ötesinde bırak onları hevâlarıyla oyalansınlar" hitâbına mâruz kalmıştır programları; ve hücrelerine nüfûz etmiştir bu hitâp!..

Gerçek anlamıyla onlar "yaşarlar aşkı"; "Yaşar onlarda aşkı"; sever, acır, merhamet eder onlarda kullarına; çünkü bu sıfatlar için yaratmıştır onları!..

Var gel dostum, biz dönelim dünyamıza; bu masal gibi gelen sözler yeteri kadar ıslattı bizi!... Şimdi kurulanmak zamanı!.

Dönelim dünyamıza, koşalım, çalışalım, didinelim; insanları sevindirmek için onlara bir şeyler verelim; ve gönüllerini hoş etmek için güllâbicilik eyleyelim!..

Sonra da, bunları hep "Tanrı -pardon Allah- için yapıyoruz!" diyerek vicdanlarımızı tatmin edelim!..

Gönül "aşk" için yaratılmamışsa, neye yarar bunca demek!...

İyisi mi, "hobi" kabilinden "dinle ilgilenip", günümüzü gün eylemek!.

AHMED HULÛSİ


HERKESE YENİ BİR EV VAAD EDİLMİŞ!.

Yazar:: tarihçi Kategori: Din

Etiketler: Etiketlenmemiş 

tarihçi

Herkese yeni bir ev vaad edilmiş!.

"Hepiniz yaşamakta olduğunuz bu evlerinizi terkedeceksiniz, sonra da hepinize birer yeni ev verilecek," demişler...

"Eğer inanıyorsanız size yeni bir ev verileceğine, istediğiniz gibi tasarlayın, siz şekillendirin yeni evinizi," denmiş!..


modern hurafeler

Yazar:: birkursunkalem Kategori: Din

Etiketler: iman , hurafe , burçlar , astroloji

birkursunkalem
 

Ağabeyim okulu bitirdiği sene -ki dört senelik fakülteyi "atıldı atılacak" korkusuyla yürek çarpıntıları içinde altı buçuk senede ailecek bitirmiş sayılırız- annemin konu komşuyu çağırıp kırk bir çeşit Zekeriya sofrası kurduğunu hatırlarım. Çay tabakları içinde tuz, şeker, tarçın filan da dahil olmak üzere kırk bir çeşidi tamamlamak üzere kadınların masa etrafında döne döne her birinden yediğini. Daha sonra teyzem anlattı, annemin ayrıca memlekete haber salıp konuyla ilgili yardım istediğini ve anneannemle teyzemin iki rekatta bir abdest alınması gereken uzunca bir dilek namazı için sabahtan kalkıp banyo yolunda bir göl oluşana ve kolları ve yanakları soğuk sudan yara olana kadar namaz kıldıkları öyküsünü. Aklı eren bir genç olduğumda ve sonrasında dinimin tam olarak benden ne istediğini anlamak için okumaya başladığımda bu olanlara gülüp geçmek gerektiğini de öğrendiğimi söyleyebilirim. Allah gayretlerini zayii etmesin tabii ama galiba O'nun bizden istediği bu tip hiper-ibadet epizodlarından ziyade, sürekli kalıcı ve çerçevesi belli bir abidlik.

 

Şimdi bunlar nereden aklıma geldi ?  Şimdilerde elimde bulunan bir kitap beni düşündürmekte bir taraftan. İmanın aklın ve gönlün birlikte üstlendiği bir sorumluluk olduğunu vurgulayan (ki Kuran ayetlerinde de bundan söz edilir ve "ancak akıl ve gönül sahipleri ibret alır" gibi ifadeler geçer, beni çok etkilemiştir üstünde uzunca düşünmek lazımdır) ve Tevhid kavramını Müslümanların şablonlaştırmış olmasından yakınan bir yazarın kitabı. Bir taraftan da etrafımızın modern hurafelerle dolduğunu gözlemekteyim. Nedense biz kadınların mistik zaaflarımız daha belirgin. Bu da keşfedilmiş ve kullanılmakta. Epey seyircisi olan bir kadın kuşağı programında mesela; burçlar, burçlara göre uğurlu sayılar, uğurlu günler ve burçlara göre yeni yılın neler getireceği konularında haberler veren bir abla var. Burç yeni bir şey değil. Osmanlı zamanında da yıldıznamelerin olduğunu okumuştum, müneccimlerin tavsiyeleri doğrultusunda karar veren devlet adamları olduğunu duymuştum. Ama bir şeyin eski olması ya da İslam uygarlıklarının pratiğine girmiş olması o şeyi batıl olmaktan kurtarmaz. Ne yazık ki biz bunu sorgulamıyoruz. "Fala inanma falsız da kalma" diye bir laf tutturmuşuz gidiyoruz. Ben hanımların kahve içtikten sonra fal bakmalarını bile bu anlamda hiç masum bulamıyorum.

Benim gibi aklında biraz soru işareti olan ve bunun inancını zedelemesinden endişe duyanlar için de bir formülleri var tabii. Bu sözde gaybı öngörme gücünü çocukluğumuzdan beri öğrene



Giriş Formu

Soru Sor - Cevap Ver

kalbe takılan stent

eşim 39 yaşında.8ay önce anadamara stent takıldı.1 ay sonra ilaçlarını bıraktı.şu anda alkol,yemek,ve sigara kullanımına devam ediyor.kalp krizi riski ne kadar.takılan stent ne kadar...

Sağlık kategorisinde soruldu Soru lider tarafından soruldu

1 Cevap 603 defa okundu Bugün Cevap Bekleyen Soru