Resme soğuk muyuz sıcak mı?
Yazar:: birkursunkalem Kategori: Hobi Tarih: Oca 18, 2009
Lisede resim dersinde neler çizdirmişti hocanız size?
Resim ya da sanat tarihi hakkında neler anlatılmıştı?
Kaç tane Türk ressamının ismini sayabilirsiniz?
Bu sorulara size sormadan önce kendime sordum. Geçtiğimiz yıl bir sunumda kullanmak için bir ressamın hayatını okumam gerekti. Fark ettim ki ben resim tarihi, sanat akımları konusunda neredeyse hiçbir şey bilmiyorum. Sunumu sorunsuz atlattım ama sanat eğitimimizin yetersizliği ile de yüzyüze kalmış oldum. Şimdi birinci sorunun cevabı şu: "23 Nisan'ı çiziniz. Cumhuriyet Bayramı konulu bir resim yapınız." Ya da buna benzer şeyler. Yedi yıllık lise eğitiminde resim hakkında öğrendiğim bundan ibaret. Bir kez perspektif kullanarak bir resim yaptığımı, bir kez siyah mürekkeple bir çay bardağı çizdiğimi, bir kez de yağlı boya denediğimi hatırlıyorum ama bunların toplamı benim sanat bilgimde 0'dan daha büyük bir yer tutmamış. Kübizm, izlenimcilik ya da Barok stili denince benim zihnimde tatminkar bir karşılığı yoktu bu sözlerin. (Yağlı boyaya ısınamamamın basit ve geçerli bir nedeni vardı, kokusuna dayanamıyordum. Şimdi yazarken bile o koku burnuma geldi diyebilirim.)
Çocukken okuduğum kitapları ansiklopedileri hatırlıyorum da orada, eğer bir evin salonunu temsilen bir resim varsa, berjer koltuk ve abajurdan başka mutlaka duvarda da bir resim vardır. Oysa bizim salonumuzda resim yoktu. Misafir olarak gittiğimiz evlerde de duvarda resim hatırlamıyorum. Parlak kağıda basılı dualarla süslü kabe resmi, dönen bir Mevlevi resmi ya da Ayet-el Kürsi yazılı bakır tabaklar, veya üzerine güzel gözlü bir geyik, ağaçlar altında saz çalıp raks eden dilberler rengarenk işlenmiş bir halı bile görebilirdiniz ama resim yoktu. Belki bu yüzden duvarında resim asılı bir ev benim için biraz yabancıydı, bir zengin eviydi. Aynı zamanda ciddi birinin evi olmalıydı. Yaramazlıkların daha sert bakışlarla cezalandırılabileceği, hatta oturduğum koltuktan kıpırdarsam bile yanlış bir şey yapma ihtimalimin çok hızla yükseldiği, soğuk ve gergin bir ev. Bu yüzden kendi evim olduğunda da duvarına bir resim asmayı hayal edemiyorum.
İslam medeniyeti figüratif sanata soğuktur. Güzel yazı, kitap süsleme ve çinicilikte olağanüstü şeyler ortaya koymuş tüm enerjisini bu nonfigüratif sahalara yönlendirmiştir. Minyatür ne güne duruyor diyebilirsiniz ama minyatüre bakınca da, kaynaklar onun başlı başına bir sanat olmaktan çok kitap süslemenin bir parçası olduğunu söylemektedir. Oysa şimdi Batıda resim sanatına şöyle bir baksak onun üstünde farklı akımdan geçtiğini yazıyorlar. Osmanlı imparatorluğunda ise ancak18. yüzyılın sonlarında askeri okullarda sanat harici amaçlarla resim eğitimi verilmeye başlanmış. Şimdi "kaç Türk ressamı sayabilirsin" sorusuna dönelim. Benim aklıma gelen birinci isim İbrahim Çallı. Çünkü belki hala bazılarınızın evinde olan 100 Ünlü Türk kitabında hayatı anlatılmıştır ve ben onu çocukluğumda hafızama kaydettiğimden muhtemelen beynimin derin bir girintisine gitmiş ve oradan çıkmamış. İkinci isim Osman Hamdi Bey. "Kaplumbağa terbiyecisi" diye meşhur bir tablosu vardır. Bendeki etkisi kaplumbağanın gerçekten terbiye edilebilir bir hayvan olup olmadığına dairdir. (Umarım resim sanatı ile ilgili olanlar bu yazdıklarımdan ötürü beni kınamazlar. Ben iki şeyi vurgulamak istedim sadece: biri toplum olarak resme ısınamadığımız biri de eğitim hayatımızın resme yeterince önem vermediği. ) üçüncü ve dördüncü isimler Abidin Dino ve Bedri Rahmi Eyüboğlu ve beşinci bir isim de yok ne yazık ki.
Oysa resmin tuval üzerinde gerçekleşen bir mucize olduğuna bizi inandırmış bir adam vardı 90'lı yıllarda. Bob Ross ile Resim Sevincini hatırladınız mı? Hep gülen, inanılmaz manzaralar hayal eden ve onları boyayan "çok süper oldu artık hiç dokunma" dediğimiz anda orta yerine siyah bir çizgi çizip onu da saniyeler içinde kocaman bir çam ağacına dönüştüren adam. Resmi yaparken yaşayan, ağaçlarda sincaplar, evlerde yaşayan insanlar düşleyen bir adam. (bence bu yüzden animistik düşünce ilkel filan değil, doğaya, tüm yaratılmışlara saygı içeren, yumuşak bir düşünce tarzı aslında. Belki birgün de bunu yazarız.) Toprağı bol olsun, Bob Ross aslında bir askermiş. Lenfomadan ölmüş. Kasvetli kış Pazarlarında, pastoral bir esintiyle ufkumuzu açan, resme bakışımızı değiştiren bir adamdı o.
Çocukluğumda duvarında resim olan ve soğuk olmayan bir ev vardı ama. Anneannemlerin evi. Duvarda, biri ağzında yeşil bir ördek tutan siyah beyaz puantiyeli iki av köpeğinin resmi vardı. Karşılarına oturup benim olduklarını hayal etmek çok hoşuma giderdi. Güzel setterlerim benim...
