Gurbet Demlemesi
Yazar:: birkursunkalem Kategori: Aşk Tarih: Şub 24, 2009
Gurbet demlemesi
Sallama çaydan bir tad alamayanlardan mısınız? Belki beni daha iyi anlarsınız.
Bir ara Nobel ödüllü bir Japon yazarın kısa bir romanını okumuştum. Romanın bölümlerinden biri tamamen çay törenini anlatmaktaydı. Romanın ne mesajını ne de ödüle layık görülme sebebini anlamamıştım ama çay töreninin o insanların yaşamındaki ağırlığı hayli ilginç gelmişti bana. Kendi kültürümüzde de çayın ne kadar önemli olduğunu düşündüm. En çok içtiğimiz şey. Sabah onunla güne başlıyoruz. İşyerinde, otobüs yolculuğunda onun için mola veriyoruz. Onun için dünyadaki basit icatların en zarifi olan bardak dizaynını geliştirmişiz.
Bir defasında bir haftalığına yurt dışına gitmiştik. Demleme çay yoksunluğu sendromuna girip, en sonunda bir müzenin karanlık koridorunda oturup sessiz sessiz ağladığımı hatırladım şimdi.
Demleme çay benim için ev demek. Şimdi küçük bir elektrikli ısıtıcı ile su ısıtıp seramik kupaya poşet sallandırmaya mahkum olduğumdan, evimden kilometrelerce uzakta, daha önce hiç görmediğim bir şehirde, bir misafirhanenin ihtiyaca binaen döşenmiş yavan odasını kendime çatıaltı edindiğimden, velhasıl gurbette olduğumdan, demleme çay benim için çok şey demek.
Çay demlemek bir süreçtir. Sabredilir beklenir. Acele olursa tadında bir hamlık olur zira. İstersek üstüne bardak bardak çay içilmiş bir yemek davetinden gelmiş olalım eve girdikten sonra valide sultanın ilk buyruğu "bir çay koy" olur. Evde herkesin sevdiği bardak ayrıdır. Valide Sultan limon dilimi ister. Babam "şunun boyasını çok koy" der "demli olsun da azcık sinirli olalım". Misafir gelecekse değişik çaylar karıştırılır. Hafif bergamot aromalı çay da eklenirse hoş olur. O bergamot kokusu bana bayram telaşlarını, evin en temiz ve tertipli gününü, o güne özel serilen gizlencelik dantel masa örtülerini, şık giyinmeyi, gülümsemeyi hatırlatır. Oysa şimdi limonun da bergamotun da hatta basit bir demliğin de ulaşılmaz olduğu ahval ve şeraitte, gurbette, bu küçücük güzellikler ne kadar uzak bana! O güzelim kara yaprakların bir iplik ucunda bir kağıda sıkıştığı gibi ben de burada sıkışmış kalmıştım işte. Dilimdeki bu metalik tat mı gurbet denilen?
İki yüz gramlık Rize Çayı kutusu
İlkokulda karton kutudan saat yaptınız mı? Biz yaptık. Öğretmen demişti ki ; "yarın okula boş Rize çayı kutusu getirin" Bizim evde her şey toptan alınır ve ucuza getirilir. Küçük Rize çayı kutusu diye bir şey olmaz ki? Galiba ben bir ilaç kutusu götürmüş ve onu saat yapmıştım. Ama o Rize çayı kutusuna hala markette gözüm takılır. Rize çayı kutusu ben dünyaya gelmeden yıllar önce başka bir evin, daha doğrusu bir gecekondunun mutfağında bir yerdeydi. Sonra o kutu, benim hikayelerim içine fakirliğin mutevazılığın ve misafirperverliğin, dünya malına ehemmiyet vermeyişin ve tevekkülün kapısından gülümseyerek girmiştir. Altmışlı yıllarda büyük şehirde ailesiyle birlikte tutunmaya çalışan bir adamın (benim hiç görmediğim merhum eniştemizin yani) hikayesi, tahminimce tüccar zekasından ziyade derviş ruhuna sahip bir adamın, kandırılması ve iflas etmesinin, içine düştüğü fakirliğin, gecekondusundaki üç parça halıya gelesiye hacz edilmesinin hikayesi. Aynı gün komşuların teselli etmeye geldiklerinde gördükleri hal bana bir ibret dersi olarak anlatılmıştır: Hanımının kilim dokutmak için oturup eski paçavraları yırtmaya başlamış olması ve çıplak betonun üstünde ağlaşan çocuklarına " o halılar eskiydi kuzum, daha yenisini alacağız merak etmeyin" demesi. Kara gözlü, esmer, ince yapılı ve ince uzun parmaklı, haki yeşili yazması altında saçları örgülü bir kadın, hayranı olduğum Anadolu kadını halacığım. Mekanı cennet olsun. İşte Rize çayı kutusu o fakir mutfaktaydı. Ancak bir misafir geldiğinde, koşarak gidiliyor bakkaldan alınıyor, gaz ocağında pişirilip ince belli bardaklara dolduruluyor ve misafire sunuluyordu. O misafir dolu geceden bir kutu Rize çayı sayesinde yüz akıyla çıkılıyordu. Kapıdan giren, boş gönderilmemiş oluyordu, sohbet demleniyor, şekerleniyor, yudumlanıyordu. Bir bardak demleme çay misafir için böyle zarif ve latif, böyle hatırnaz ev sahibi için böyle mübarek bir şeydi işte.
