Elizabeth Sare ve diğerleri
Yazar:: birkursunkalem Kategori: Dünya Tarih: Mar 29, 2009
Bu yazıyı yazmak aklıma nereden geldi? Time dergisinin son sayısındaki bir yazı ilgimi çekti. Ondan yola çıkarak düşüncelerimi paylaşmak istedim. (buradan lütfen "ne süper bir insanım Time dergisini filan takib ediyorum!" anlamı çıkarılmasın, yalnızca bir yol tedariki olarak biraz da tesadüf eseri aldım dergiyi) Yazı şöyle bir hikaye ile başlıyor: Güney Carolina ‘da yaşayan bir anne kızına noel hediyesi olarak bir bebek satın almak ister ama Barbie yerine Elizabeth'i seçer. Elizabeth çekik gözleri, düşük kulakları, el ayasında yatay çizgileri ve ağzına göre biraz büyük gibi görünen ve hafifçe dışarıda kalmış dili olan Down sendromlu bir oyuncak bebektir. Bunu satın alan annenin 23 yaşındaki kızı da Down sendromludur ve anne "kızımın sevilmek için genelgeçer güzellikte olması gerektiğini düşünmesini istemiyorum" diye açıklamaktadır durumu.
"Özel ihtiyaçlı bebekler" i bu yazıyla ilk kez duydum. Örneğin görme özürlü bir bebek, onun beyaz bastonu ve görengöz köpeğinden oluşan bir oyuncak seti olduğunu ya da Tilley ismindeki tekerlekli sandalyeye bağlı başka bir bebeğin mağazalarda alıcı beklediğini bilmiyordum. Ya da daha dramatik olanı saçları olmayan ve ağzı maskeli "Chemo Friends" isimli bir oyuncak serisinin olduğunu.
Sizler için de biraz şaşırtıcı ve düşündürücü olduğunu tahmin ediyorum. Bende bir sürü çağrışım yaptı bu okuduklarım, aklıma değişik değişik bir dolu fikir geldi. Çok döküp saçmadan bazılarını yazayım isterim.
Genelgeçer güzellik kavramı başlıca bir yazı konusu aslında. Biz erişkinler neden kilomuza dikkat ediyoruz, neden makyaj yapıyoruz, belki kemerli burnumuza estetik yaptıracak kadar değil ama benzemeyi arzu ettiğimiz iki boyutlu sinema televizyon örnekleri var önümüzde. Çocuk için de böyle olması çok doğal aslında. Çocuk psikolojisiyle ilgili bir tv programında doktor izleyicileri şunu sormuştu: Diyelim ki çocuğunuz yeni bir anaokuluna başladı ve arkadaşlarının ona ilgi göstermesini istiyorsunuz. Bu durumda çocuğunuz hangi özelliği önemlidir? A-komik olması B- oyun kurma becerisi C- dış görünüşünün güzel olması. Ben B demiştim ama doğru cevap C imiş.
Bebeklerle çok oynamış bir çocuk sayılmam, ama en son hatırladığım bebeğim kahverengi kısa saçları ve mavi gözleri olan yünden kazak ve pantolon giyen bir bebekti. Onunla oynarken onu model almış olmaktan ziyade ona annelik yaptığımı hatırlıyorum. O hayalimin bir nesnesiydi. Benim oyuncaklarla ilgilenmek için artık çok büyüdüğüm ve okulun ağır bastığı yıllarda Barbie Cindy gibi modeller ortaya çıktı. Bunlarla, bizim oynadığımız, yatırınca gözü kapanan bebekler arasındaki temel fark bence şuydu: Barbie ya da Cindy çocuğun hayalinin öznesi oldular. Uzun bacakları zarif ve davetkar gülümsemesi ve parlak sarı saçlarıyla Cindy, çocuğun beşiğe yatırıp uyutacağı bir şey değil, çocuğun olmak istediği şeydi. Kendisini seven bir erkek arkadaşı, etrafında dönen diğer kız arkadaşları, renkli tokaları, şık elbiseleri ile bu bebekler çocuğun kahramanı oldu ve kendileriyle birlikte ilgi duyduları bir çok şeyi de (partileri tenis derslerini buz patenini vs vs) pazarlama gücünü ellerine geçirdiler. Kendi modeli üzerinden bir yaşam stilini para edebilecek her şeyiyle beraber bir kuşağa sattılar ve satmaktalar. İran- şimdi İran nereden çıktı diyorsunuz ama okuyun- çağın genel eğilimlerinin dışında kalarak bazen bize de marjinal gelen bazen de "ya haklı olabilirler mi acaba" dedirten çıkışlar yapan bir ülke. Birkaç ay önce bir gazetede İran'da 8 yaşında bir erkek ve bir kız olarak tasarlanmış geleneksel kıyafetli oyuncakların piyasaya sürüldüğünü okumuştum. Yanılmıyorsam isimleri Ferhat ve Sare olan bu bebekler tıpkı İran'ın kendi çocukları gibi kara kaşlı kara gözlü olarak tasarlanmış. Anne babalara sarı saçlı "üstün" modeller karşısında bir seçenek sunuyor. Belki çocuğa; başka bir şeye dönüşmeye çabalamadan, olduğu haliyle kendi hayatının kahramanı olabileceği mesajını veriyor.
Aklımı karıştıran diğer sorulardan biri "özel ihtiyaçlı bir çocuk olsam kendime benzeyen bir bebekle oynamak beni rahatlatır ve dışlanma duygumu azaltır mı yoksa canımı daha mı çok acıtır?" Bunun cevabını veremedim. Sanırım çocuk gibi düşünme yetimi geri dönmeyecek şekilde kaybettim ve büyümenin bedeli de bu. Ama bir erişkin olarak kendime sormaktan çok korktuğum başka bir soru daha var. Allah kimseye taşıyamayacağı yük yüklemez ya, yine de kendim de dahil herkese sağlık dileyerek soracağım bunu - inşallah okuyanlar arasında rahatsız ya da engelli olanlar varsa incinmezler bundan-"Özel ihtiyaçlı bir çocuğun annesi olsam özel ihtiyaçlı bebek alır mıyım?" Bu soru babalar için de geçerli. Biraz düşündüm de galiba alırdım. Oysa dergide yazının devamında bir psikolog "Down sendromu çocuğun nasıl göründüğü ile değil ne yapabildiği ile ilgilidir" saptaması ile bu bebeklerin satışını eleştirmekte. Bir başka psikolog bu bebeklerin farkları fazlasıyla vurguladığını ve aileleri ürküttüğünü söylemekte.
İster sağlıklıya karşı engellinin isterse başat roldeki batılı ve moderne karşı doğulunun varlığını olsun ortaya koyan alternatif modeller düşünce olarak sıcak geliyor. Farklılıkları kabul etme, onlara saygı duyma, tek modelli ve tek kutuplu dünyanın egoist ve kişiliği az gelişmiş karton kahramanların inanadurduğu bir masal olduğunu vurgulama anlamında Barbie ve Cindy den başka bebeklerin de olması güzel değil mi?
