Ateş Böceği

Yazar:: trichnosis Kategori: Aşk

trichnosis

Aşağıdaki yazı ziyaretçilerimizden Güven Yılmaz tarafından yazılmış ve siteninin hemen sağında gördüğünüz Yazı Ekle linki kullanılarak gönderilmiş yazılardan bir tanesidir.

 Eklenen yazıları kontrol ederken gönlümün sitenin iç kısımlarında bulunmasına razı olmadı ve yazıyı daha fazla kişiye ulaşacağına inandığım için Blog kısmına taşımayı uygun buldum.

Güven Yılmaz'ın yazısını eklemeden önce bi şeyi belirtmek istiyorum. Bunu daha önce TurkceBilgi.Net Blog yazarı olmak istermisiniz? diye daha önce sormuştum ama bir kez daha üzerinden geçmek istiyorum.  Eğer Blog'umuzda yazmak isterseniz buradaki yazıyı okumanızı öneririm.

İşte size bahsettiğim yazı:

 Küçücük paslı demir parmaklıklı penceremin ardından sızan, karanlıkla çaresizlik arası bir ışık huzmesi.

Nereden nasıl geleceğini şaşırmış, bitap utangaçlığıyla o dört duvarın arasında, dingin duygularımı uyandırmaya çalışmakta, hayata olan kızgınlığımdan arda kalan sevinçlerimin doldurduğu mukaddes saklı bahçemde…

Bazen ayaklarımın altına bir bacağı kırılmış tahta taburemi alıp seyre dalarım İstanbul'u küçük penceremden. Belki ışıltılı parlak binalarını belki kız kulesini beklide hayal meyal hatırladığım ay'ın şavkını görmeye yeltenir gözlerim.

Öyle özlemlerle dolu ki heyecanlanmayı dahi unutan yüreğim, nasırlaşmış topuklarımla olmadığında, parmaklarımın ucuna kadar yükselirim. Ancak her seferinde bir şeyler kayıp gider ayaklarım altından, ya kırık taburem veyahutta hayata olan nefretim buna sebep. Doyasıya izleyemiyorum hiçbir güzelliği…Tekrar, tekrar, tekrar. Yine ve her gün yeniden aynı yaptığım…Kırık taburem , paslı pencerem ve her seferinde düşen beceriksiz ben.             Derken, ardından;

Bir gün bir ateş böceği beliriyor hapsolduğum dört duvar arasında…
Gezindiği yerler aydınlanıyor…

Karanlıklar içinde uçtuğu her yer o bakmaya doyamadığım İstanbul'u anımsatıyor…

Ona bakıp izledikçe, demirleri paslı küçük penceremden dışarı bakmak gelmiyor artık içimden…

Böylesine alışmışken ona, acaba diyorum bazen kendime, acaba sıkılmaz mı benimle. Öyle ya yalnızca o ve ben dört duvar arasında, çıkıp gitse ya diyorum. Nasıl olsa kanatları var onun, o uçabilir Allah'ım o uçup gidebilir benim karamsarlığımdan…İçi katran karası yalnızlığımdan gitse ya diyorum neşeli insanların yanına, ona layık değilim, layık olamam ona…Birkaç zaman sonra oda biliyorum sıkılacak benden . En azından gülerken, büyüsü bozulmadan günlerin bir an önce uçup gitse ya diyorum. Ama onca zaman geçmesine rağmen hala yanımda ‘'ışığım''. Ve hala aydınlatmakta odamı ve neşeyle ve huzurla ve sıkılmadan…

Bir karar vermeli, ya çıkıp pencereden neşe dolu insanlarla paylaşacak ışığını, yada, kötü son, yalnızca benimle…

Karşıma alıp konuşayım dedim defalarca, benim yılgınlığım incitebilir minicik o sevgi dolu yüreğini, sende unutabilirsin benim gibi hayatın anlamını, kanatların kopabilir, ayakların kırılabilir belki benim gibi. Hadi uç artık uç hadi bu diyarlardan, fırsatın varken uç uç uç hadi;DİYEMEDİM…

Diyemedim çünkü benimde hayatla aramdaki tek bağımdı beklide o, cesaret edemedim. Nasıl yaşardım ona böylesine alışmışken yalnız geçecek günleri…

Onca zaman dokunmadım bile ona, hep uzaktan seyrettim,  hayranlıkla izledim pırıltılarını. Kıyamadım yaklaşmaya, ya incitirsem dedim ya bir şey olursa kanatlarına uçamazsa bir daha diye korkumdan yerimden bile kıpırdamadım çoğu zaman. Ruhumla okşadım tenini o hiç bilmeden, teşekkürlerimi sundum ona saçlarıyla oynarken ve yine o bilmeden.

EVET SEN;

Bir ateş böceği suretiyle gezerken karanlık odamda, ben yürüdüğün yerlere çiçekler ektim en sevdiklerinden, gözlerimi bile bağladım paçavralarla hiçbir işe yaramıyorlar diye, her açtığımda kayboluveriyordun birden ve artık açmıyorum gözlerimi, kapalı gözlerimde hayalin hep yanımda…
Şimdilerde ise neden ben diye sorar oldum kendime…
Neden onca insan varken yüreği küflenmiş ben…
Merakım;

Neden ışığında yalnız ben…
güven yilmaz

Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz

busy