Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Pazar 06-Temmuz-2008 02:34:37
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Bilim arrow Fizik arrow Bilgi ve yanılgılar (ışık)
Bilgi ve yanılgılar (ışık)
Perşembe, 03 Mayıs 2007

Fiziksel bilimlerin amacı, nesnel dünyayı eksiksiz yansıtmaktır. Fiziğin 20. y.y.'da ulaştığı bir başarı da, bu amaca varmanın olanaksızlığını kanıtlamaktır. Salt bilgi yoktur. var sananlar yanılgı içindedirler. Tüm bilgiler özürlüdür. Kuvantum fiziği de bunu açıklar. Elektromanyetik bilgiler demetinin görünüşüne tümden bir göz atalım. Sorumuz şu olsun. Dünyadaki en iyi aygıtla baktığımız ayrıntı, ne denli ince, ne denli kesindir? Ayrıntıyı görmek, yalnızca gözle görülür ışıkla görmek anlamına da gelmez. 1867 yılında James Clerk Haxwell, ışığın bir elektromanyetik dalga olduğunu öne sürmüştü; ayrıca, kurduğu denklemlerle, başka dalgaların da bulunduğunu belirtmişti. Gözle görülebilen ışık demeti, kırmızıdan mora dek, görünmez ışımalar (radyasyonlar) alanında yalnızca bir oktav kadardır. Upuzun bir bilgi dizisi vardır. Bu dizi, radyo dalgalarının en uzun dalgalarından, X ışınlarının en kısa dalgalarına ve daha öteye dek uzanır. Bunların tümünü sırayla insan yüzünde yansıtacağız. Görünmez dalgaların en uzunu radyo dalgalarıdır. Bunların varlığını 1888 yılında Heinrick Hertz kanıtladı. Bu dalgalar, en uzun dalgalar oldukları için en kaba saba olanlarıdır. Birkaç metrelik bir dalga uzunluğunda çalışan bir radar arayıcısı, yüzü hiç göremez. Dalga uzunluğunu kısaltırsak, bu dev yüzde ayrıntılar görmeye başlar. Bir metreden az bir uzaklıkta kulaklar görülür. Radyo dalgalarının pratik sınırında, yani birkaç santimetrede, bir adamın çizgilerini görebiliriz. Şimdi de bu adamın yüzüne fotoğraf makinesi ile bakalım. Fotoğraf makinesi, bundan sonraki ışıma alanına, yani bir milimetreden kısa dalga uzunluklarına, kızılötesi ışınlarına duyarlıdır. Bunları, 1800 yılında William Hershel bulmuştu. Şimdi yüzün çizgilerini kabataslak görüyoruz. Gözler, ağız, burun, burun deliklerinden çıkan buğu. Evet, insan yüzü hakkında yeni bir şey öğrenmiş olduk. Ama öğrendiğimizin henüz ayrıntısı yok. 200 kat büyütme uygulanınca, bildiğimiz beyaz ışıkta bir deri hücresi gözle görülebilir. Ama daha çok ayrıntı elde etmek için, daha da kısa dalga uzunluğu gerekir. Öyleyse, bundan sonraki evre, mor ötesi ışınıdır. Bunun dalga uzunluğu bir milimetrenin onbinde birinden azdır. Mor ötesi mikroskop donuk bir ışıktan gözeye bakar. Göze 3.500 kat büyütülmüştür ve tek kromozom düzeyine gelinmiştir. Ama artık burası son sınırdır. Bu kromozomun içindeki insan genini hiçbir ışık göremez. Şimdi daha da derine gitmek istiyorsak, dalga uzunluğunu kısaltmalıyız. İlk röntgen filmi Bundan sonra x ışınları gelir. Bu ışınlar öylesine derine dalarlar ki, herhangi bir malzeme ile ayarlanamaz; x ışını ile mikroskop yapılamaz. Bu ışınları yüze tutarsak, derinin altındaki kafatasını görürüz. X ışınlan, 1895 yılında Wilhelm Konrad Röntgen tarafından bulundu. Şimdi önümüzde bir adım daha var. elektron mikroskobuna doğru bir adım. Bu mikroskopta ışınlar öylesine toplanmıştır ki, bunlara dalga mı demeli, tanecik mi demeli bilemeyiz. Bir nesne elektronlarla bombardıman edilir. Şimdiye kadar görülebilmiş en küçük nesne, tek bir toryum atomudur. Yine de görüntü yumuşaktır, bulanıktır. Bu bulanık ve titrek iz, en sert elektronların dahi, sert ve belirgin bir şekil çizemeyeceğini gösterir. Şu anda, bilginin en önemli paradoksu ile karşı karşıyayız. Doğayı daha kesin ve doğru gözleyebilmek için, her yıl daha keskin aygıtlar buluyoruz. Ama yine de gözlemlerimize baktıkça, bunların hala bulanık olduklarını görüyor, kesinlikten çok uzak bulunduklarını anlıyoruz. Sanki her yaklaşımımızda, sonsuzluğa doğru bizden uzaklaşan bir hedefin ardındayız. 1927 yılında Werner Heisenberg, elektronun yeni bir nitelendirmesini yaptı. Evet, elektron bir parçacıktır, dedi, ama ancak sınırlı bilgi veren bir parçacık. Yani, şu anda nerede olduğunu belirleyebilirsiniz, ama atış noktasında belirli bir hız ya da yön veremezsiniz. Bu, çok kabataslak bir niteleme gibi gelebilir ama değildir. Heisenberg bu kavrama kesinlik vererek, derinlik kazandırmıştır. Elektronun taşıdığı bilgi, tümüyle sınırlıdır. Örneğin, hızı- ve konumu öylesine birbirine oturtulmuştur ki, kuvantumun toleransı ile bağlanmışlardır. İşte kavramın derinliği buradadır. Bu yalnızca 20.y.y.'ın değil, bilim tarihinin en büyük bilimsel düşüncelerinden biridir. Heisenberg buna Bilinmezlik Prensibi adını vermiştir. Bu prensibe göre, hiçbir olay, hatta atomik olay, kesinlikle, yani sıfır toleransla betimlenemez. Atom dünyasında bilinmezlik alanı daima kuvantumla belirlenir. İnsanın saptığı çıkmazın iki yönü vardır. Biri, sonucun, aracın özrü olduğu inancıdır. Öbürü de, usu körleştiren bir öğretimin benimsenmesidir. Bizler, hep bilinenin sınırındayız. Umulana doğru, ileriye yönelik atılımdayız. Bilimde her yargı, yanılgıdan kıl payı ayrılır ve kişiseldir. Bilim, yanılabilmemize karşın bilebildiklerimize bir saygınlıktır.

 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin