Türkçe Bilgi

(Sözlük 648.124 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.)
Perşembe 24-Temmuz-2008 22:30:42
Bulunduğunuz Sayfa: Anasayfa arrow Bilim arrow Felsefe arrow Sokrates Öncesi Dönem
Sokrates Öncesi Dönem
Cumartesi, 25 Ağustos 2007

“Başlangıçlar” bölümünde , felsefenin başlangıcı konusundaki değişik görüşlere değinildi. Karşı savları göz ardı etmeden, bugünkü anlamıyla felsefi düşüncenin “Batı Anadolu” topraklarında başladığını söyleyebiliriz.

İlkçağ felsefi düşüncesinin M.Ö.VI.yy. ile M.Ö.V.yy.ları kapsayan başlangıç dönemi felsefe tarihçilerince Sokrates öncesi dönem olarak adlandırılıyor.

Bu dönemin ilk büyük düşünürleri, Thales, Anaksimendros ve Anaksimenes Milet kentinde yaşamışlardı. Miletli düşünürler daha çok doğa üzerine akıl yürütmüşler, fiziksel dünyanın görünüşünün arkasında var olduğu varsayılan “ana ilke”(=arkhe) nin neliğini araştırmışlardı.

“Bu dönemin belli başlı düşünürleri, özellikle Thales tarafından geliştirilen “arkhe” tasarımı doğrultusunda, doğada varolan fiziksel nesnelerin varlıklarını dayandırabilecekleri “ilk ilke”yi ya da “ana madde”yi temellendirmeye yönelik bir felsefe çerçevesi içerisinden düşünmüşlerdir. Felsefe tarihine Milet Okulu Filozofları ya da İyonyalı ilk Filozoflar diye geçen bu ilk filozofların, felsefece düşünmenin temellerini atmaları bağlamında gerçekleştirdikleri en büyük başarı, doğadaki görüngülerin gerçekliğini söylenbilgisel(mitolojik) öykülere yer etmiş usdışı izleklere başvurmadan, tanrıbilimsel yaklaşımların gerçek dışı açıklama öğelerine gitmeden, salt “bilimsel” açıklamalarla sorgulamaya çalışmak gibi oldukça keskin bir adımı atabilmiş olmalarıdır. Nitekim bu bağlamda “maddenin ya da maddenin tözselliğinin sürekliliği”, “dünyanın doğal evrimi”, “niteliğin niteliğe indirgenmesi” gibi önemli konularda yarı felsefi yarı bilimsel ilkeler bulgulayıp bunların doğruluklarını kendi içinde tadı uslamlamalarla tanıtlamayı başarmışlardır.” (Felsefe Sözlüğü)

“Ancak, şu ya da bu olduğu tasarlanan bu ana kaynaktan sayısız varlıklar nasıl oluşmuşlar? Bu “oluş” sorunu başlangıçta henüz ortada yok. Çünkü ilk filozoflar ana varlığı canlı sayıyorlar, canlı da kendinden ürer, dolayısıyla oluş var. Bu sorunun ilk çözüm denemeleri Anaksimenes’te: Ona göre, tek tek nesneler, havanın sıkışması ve gevşemesinden oluşurlar. Sorunu asıl ortaya koyup vurgulayan Heraklit’tir. Ona göre doğa da, ana-varlık olan Ateş gibi, boyuna bir değişme, bir oluş içindedir. Doğadaki tek tek nesneler, evrenin yasası olan Logos’un birbiriyle savaşan karşıtları bir uyuma vardırmasından oluşurlar.”(Macit Gökberk)

Ele aldığımız dönemin diğer önemli düşünme çevresi Güney İtalya’da Elea bölgesinde oluştu. Elea Okulu olarak adlandırılan bu çevrenin önde gelen isimleri, Ksenephones, Parmenides, Elealı Zenon, Melissos olmuştur.

Elea düşünürlerinin de temel sorunu “evrenin dayanağı” idi. Onlar çoktanrılı inançların aksine “bircilik” doğrultusunda çözümlemelere girişmişlerdir.

Sokrates önceki dönemde, dinsel ve gizemci yanı ağır basan Pythogorasçılık da etkili olmuş bir düşünce hareketidir.

Varolan şeyler üzerine daha çokçu düşünen isimler de vardır. Bunlar, Miletlilerin tek töz anlayışından farklı olarak, çoklu töz modelleri ile evrenin yapısını açıklamaya girişmişlerdir. Empodekles ve Anaksagoras bu doğrultuda düşünen iki isim olarak günümüze ulaşmıştır.

Demokritos ve Leukippos tarafından temellendirilmeye çalışılan atomculuk öğretisi de bu ilk dönemde anılmaya değer önemli bir düşünce akımıdır.

Dönemin ikinci ana evresini “Sofist Öğreti” oluşturmaktadır. Protogoras, Gorgias ve Hippias bu akımın öne çıkan isimleridir.

“Eski Yunan Felsefesi’nin uslanmaz haşarı çocukları diye nitelenen sofistler bütünlüklü bir düşünce dizgesi ortaya koymamış olmalarına karşın, özellikle belli yaşam sorunları ile durumları karşısında takındıkları tutumlar ya da gösterdikleri yaklaşımlarla yalnızca ilkçağ felsefesine değil bütün bir felsefe tarihine damgalarını vurmuşlardır. Sofistler, bir yerden bir yere yolculuk ederek yaşayan gezgin bilgeler olarak, konakladıkları yerleşim bölgelerindeki varlıklı insanların çocuklarına verdikleri dersler karşılığı aldıkları parayla geçimlerini sağlamışlardır. M. Ö. V. yüzyılın sonlarında çok büyük ölçüde tarıma dayalı monarşilerden ticaretle uğraşan topluluklara dönüşen Yunan kent devletlerinin gelişiminde son derece büyük bir rol oynayan sofistler, başta retorik olmak üzere pek çok alanda dönemin filozoflarından hem daha profesyonel hem daha donanımlı hem de daha etkileyici auara’larıyla dikkat çekmektedirler. Yunan endüstrisi ile ticaretinin patlama derecesinde büyük bir gelişme gösterişine bağlı olarak ortaya çıkan yeni zenginler ile ekonomik bakımdan güçlenen tacirler, aristokratik eğitimden yoksun olmaları gerçeğine karşın siyasal etki talebinde bulunmaya başlamışlardır. Söz konusu bu yeni toplumsal katmanın üyeleri, cahilleri aratmayacak denli eğitimsiz olduklarının ayırdına varmalarıyla birlikte, özellikle siyasal konularda kendilerini geliştirmek isteğiyle kamuya açık konuşma, geçerli, yani ikna edici uslamlama ve genel kültür alanlarında ücretini ödemek koşuluyla sofistlerden dersler almışlardır. Bu yüzden aralarında Yunan düşüncesine son derece büyük katkılarda bulunmuş usta bilgeler olmasına karşın, sofist” deyişi çok geçmeden halkavcısı” (demagog), yanıltmacı”, “safsatacı” gibi niteleçlerle birlikte anılan kötücül bir terim kimliğine bürünmüş, “sofistlik” sözcüğü de buna bağlı olarak, Batı dillerinde günümüze kadar gelen olumsuz anlamını yüklenerek ahlâksal bakımdan yapılan yanlışlıkları imler olmuştur.”

 
< Önceki   Sonraki >

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin