19-03-2010 12:42:57
- -
Ana Sayfa Bilim Felsefe Bilgi Teorisi - Sayfa 6
Bilgi Teorisi - Sayfa 6
Çarşamba, 02 Mayıs 2007 23:42
Makale Sayfaları
Bilgi Teorisi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6

Gerçekte Rusya'da yıkılan şey sosyalizm değil, sosyalizmin bürokratik bir karikatürü idi. Totaliter ve bürokratik bir sistem, Lev Troçki'nin 1936'da açıkladığı gibi, ulusallaştırılmış planlı ekonomi rejimiyle bağdaşmaz. Böyle bir ekonomi, tıpkı insan vücudunun oksijene ihtiyaç duyması gibi demokrasiye gereksinim duyar. Tüm nüfusun her düzeyde aktif ve bilinçli bir katılımı olmaksızın, tam bir eleştiri, tartışma ve ifade özgürlüğü olmaksızın, bu tip bir ekonomi kaçınılmaz olarak bir bürokrasi karabasanına, yozlaşmaya, kırtasiyeciliğe, budalaca bir beceriksizliğe ve kötü yönetime yol açacaktır ki, tüm bunlar da en sonunda planlı ekonominin temelini oyacaktır. Eski Sovyetler Birliği'nde olup bitenler, tam da on yıllar önce Marksistlerin öngördüğü gibi gerçekleşti.

Stalinizmin totaliter rejimi, kendisine eşlik eden kaçınılmaz yol arkadaşlarıyla birlikte, yozlaşma, konformizm ve dalkavuklukla birlikte, bilim ve sanat alanlarında en olumsuz sonuçları doğurmuştu. Ekim devrimi ve onunla birlikte gelişen ulusallaştırılmış planlı ekonominin eğitim ve kültüre verdiği muazzam itilime rağmen, bilimin özgürce gelişimi, boğucu bürokratik rejim tarafından zapturapt altına alındı. Bilim ve sanat, entelektüel bir özgürlük atmosferinde gelişmeye, düşünce, konuşma, düşüncelerini açıklama ve hata yapma özgürlüğüne toplumun diğer kesimlerinden çok daha fazla ihtiyaç duyar. Böylesi koşulların yokluğunda, yaratıcı düşünce solup gidecek ve sonunda ölecektir. Bu nedenle Amerika ve Japonya'daki toplam bilimci sayısından daha fazlasını barındıran SSCB (ve hepsi de yetenekli bilimcilerdi), Batıdakilerle aynı sonuçları elde edemezdi ve tüm alanlarda yavaş yavaş onların gerisine düşmek durumunda kaldı.

Marksizme ilişkin tüm yanlış anlayışı oluşturan şeylerden biri, onun Stalinistler tarafından ortaya konuluş biçimiydi. Rusya'daki egemen elit, hiçbir alanda düşünce ve eleştiri özgürlüğüne tahammül edemiyordu. Bürokrasinin elinde Marksist felsefe (onların adlandırdıkları şekliyle “diyamat”), önderliğin her türlü manevrasını mazur göstermek için kullanılan tam bir dogma ya da bir çeşit sofizm halinde çarpıtıldı. Lefebvre'nin aktardığına göre işler o denli kötü bir noktaya varmıştı ki, Sovyet ordusunun yüksek kurmayı, askeri akademilerin müfredat programına biçimsel mantık derslerinin tekrar konulmasında ısrar etmişti. Çünkü “diyamat” denilen şeyin öğretmenleri utanç verici bir kafa karışıklığına yol açmışlardı. Mantık dersleri en azından harp okulu öğrencilerine muhakemenin ABC'sini öğretecekti. Bu küçük olay Stalinistlerin “Marksizm”inin karikatür doğasını açığa vurmak için yeterlidir.

Stalin döneminde bilimciler, Lisenko'nun genetik “teorisi” gibi bürokrasinin çıkarlarına denk düşen ve hiçbir bilimsel temeli olmayan birçok yanlış teoriyi olduğu kadar, bu katı ve cansız karikatürü de hiç sorgulamaksızın kabul etmek zorunda bırakıldılar. Bu durum bilim çevrelerinde diyalektik materyalizm düşüncesini belli ölçülerde gözden düşürdü ve diyalektik yöntemin farklı bilim alanlarına verimli ve yaratıcı bir şekilde uygulanmasını engelledi. Oysa diyalektik yöntemin bu olumlu tarzda uygulanışı, hem bizzat bilimde hem de Marx ve Engels'in bir taslak halinde açıklayıp, geliştirilmesi ve ayrıntılandırılmasını gelecek kuşaklara bıraktıkları felsefi düşüncelerinin derinleştirilmesinde ciddi ilerlemeleri olanaklı kılabilirdi.

Altmış yıldan fazla bir süre boyunca, Sovyet devletinin elindeki tüm kaynaklara rağmen, bürokrasinin, Marksizmin teorik cephaneliğine tek bir orijinal fikir dahi eklemekten aciz oluşu Stalinist rejimin suçudur. Güçlü bir sanayi ve teknoloji yaratan ulusallaştırılmış planlı ekonominin muazzam avantajlarına rağmen, British Museum'un kütüphanesinde tek başına çalışan Karl Marx'ın keşiflerine yeni şeyler eklemekten aciz olduklarını kanıtladılar.

Her şeye rağmen, planlı ekonominin faydaları birçok alanda göze çarpan ilerlemeyi mümkün kılmıştır ve bugünkü propaganda bombardımanı bu olgunun üstünü örtmek istemektedir. Dahası, bilimcilerin diyalektik yöntemi farklı alanlara uyguladıkları yerlerde ilginç sonuçlar elde edilmiştir. Bu özellikle kaos teorisinde görülmektedir ki, bu alanda hiç şüphesiz diyalektik materyalizmden etkilenmiş Sovyet bilimciler Batının en azından yirmi yıl ilerisindeydiler. Kaos teorisindeki ilk araştırmaların Sovyetler Birliği'nde yapıldığı ve bunun bağımsız bir şekilde aynı sonuçlara çıkan Batılı bilimcilere bir itki sağladığı ve onların görüşlerinin de dönüp, kaos konusundaki Sovyet araştırmalarının daha da gelişmesini teşvik ettiği gerçeği genellikle kavranmış değildir. Gleick'ın itiraf ettiği gibi:

Birleşik Devletler'de ve Avrupa'da kaosun filizlenmesi bir taraftan Sovyetler Birliği'nde buna paralel olarak yürütülen çalışmalar için ilham kaynağı olurken, diğer taraftan da büyük çapta şaşkınlığa sebebiyet veriyordu, çünkü bu yeni bilim oldukça büyük bir bölümü itibariyle Moskova için pek o kadar yeni sayılmazdı. Sovyet matematikçileri ve fizikçileri kaos araştırmalarında A. N. Kolmogorov'un ellili yılardaki çalışmalarına kadar uzanan köklü bir geleneğe sahiptiler. Üstelik başka yerlerde matematik ve fizik birbirinden kopmuşken, Sovyetler Birliği'nde bu iki bilim dalı birlikte çalışma geleneğini ayakta tutmayı başarmıştı.

Kaynak:
E. J. Lerner, The Big Bang Never Happened, s.155.
J. Gleick, Chaos, s.115. [Kaos, s.136]
D. Bohm, Causality and Chance in Modern Physics, s.32.
MESW, cilt 3, s.339-340. [Seçme Yapıtlar, cilt 3, s.413-414]
aktaran: M. Waldrop, Complexity, s.81.
aktaran: E. J. Lerner, The Big Bang Never Happened, s.128.
Engels, Anti-Dühring, s.31. [Anti-Dühring, s.77]
Engels, The Dialectics of Nature, s.185-6. [Doğanın Diyalektiği, s.153]
T. Dobzhansky, Mankind Evolving, s.138.
Engels, Anti-Dühring, s.45-6. [Anti-Dühring, s.95]
Engels, Anti-Dühring, s.24. [Anti-Dühring, , s.70]
B. Hoffmann, The Strange Story of the Quantum, s.210.
aktaran: I. Stewart, Does God Play Dice?, s.40.
M. Waldrop, Complexity, s.48.
S. J. Gould, The Panda's Thumb, s.153 ve 154.
J. Gleick, Chaos, s.76. [Kaos, s.83]
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum yaz

busy

 

Giriş Formu

Soru Sor - Cevap Ver

kalbe takılan stent

eşim 39 yaşında.8ay önce anadamara stent takıldı.1 ay sonra ilaçlarını bıraktı.şu anda alkol,yemek,ve sigara kullanımına devam ediyor.kalp krizi riski ne kadar.takılan stent ne kadar...

Sağlık kategorisinde soruldu Soru lider tarafından soruldu

1 Cevap 656 defa okundu Bugün Cevap Bekleyen Soru