21-03-2010 08:03:46
- -
Ana Sayfa Bilim Felsefe Bilgi Teorisi - Sayfa 5
Bilgi Teorisi - Sayfa 5
Çarşamba, 02 Mayıs 2007 23:42
Makale Sayfaları
Bilgi Teorisi
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Sayfa 6

Her dönemeç noktasında, doğa bilimleri tarafından sağlanan malzeme bolluğu, bilimcileri diyalektik sonuçları benimsemeye zorlar. Ne var ki hemen ardından, böylesi düşüncelerin potansiyel olarak “devleti yıkıcı” etkilerinin farkına varmaktan fevkalâde rahatsız olurlar. Bu noktada, ayak izlerini silmek amacıyla her türlü mahcup yalanlama ve manevraya başvurmakta birbirleriyle yarış etmeye başlarlar. En sık başvurulan kaytarma yolu, genel olarak felsefeye dair cehaletten dem vurmaktır. Oscar Wilde'ın “ismini söylemeye cesaret edemeyen aşkı” gibi, güneşin altındaki her şey hakkında güzel laflar eden bu yazarlar da, diyalektik materyalizm sözcüklerini telaffuz etmekten büsbütün acizdirler. En iyi durumda, aslında diyalektik materyalizmin kendi dar uzmanlık alanlarında geçerli olduğunu, ama bilimin çok daha geniş alanlarına ya da (Allah göstermesin!) genel olarak topluma hiçbir şekilde uygulanamayacağını söyler dururlar.

Diyalektik bir konuma oldukça yaklaşan kaos teorisinin geliştiricilerinin bile Marksizm hakkında tam bir bilgi yoksunluğu sergilemeleri şaşırtıcıdır. Ian Stewart ve Tim Poston bu nedenle Analog'da (Kasım 1981) şu satırları yazabilmişlerdi:

Demek ki, meselâ Marx'ın kendi tarih yasalarını model olarak üzerine oturtmaya çalıştığı “fiziğin acımasız yasaları” gerçekte hiç mevcut olmadı. Newton'un üç adet topun davranışını önceden kestiremediği yerde, Marx üç insanın davranışını önceden kestirebilir miydi? Büyük sayıda parçacıklar ya da insanlar topluluğunun davranışlarındaki her düzenlilik istatistiksel olmak zorundadır ve bunun çok farklı bir felsefi tadı vardır.

Bu tamamen hedef şaşırtmaktır. Marx hiçbir şekilde kendi tarih modelini fizik yasalarına dayandırmadı. Toplumsal gelişmenin yasaları bizzat toplumun titiz bir incelenişinden türetilmelidir. Marx ve Engels tüm hayatlarını, Kapital'in üç cildinin yüzeysel bir gözden geçirilişinin bile kolayca açığa çıkaracağı gibi, dikkatlice seçilmiş muazzam miktarda ampirik verilere dayanan bir çalışmaya adadılar. Yeri gelmişken söyleyelim, hem Marx hem de Engels, genel olarak mekanik determinizme özel olarak da Newton'unkine son derece eleştirel yaklaşmışlardı. Marx'ın yöntemiyle Newton ve Laplace'ın yöntemi arasında şu ya da bu şekilde paralellik kurma çabasının en küçük bir dayanağı bile yoktur.

Kaos ve karmaşıklık teorisi, mevcut toplumun değerlendirilişine ne kadar yaklaşırsa, kapitalizmin çelişkilerinin kavranılışına ulaşma potansiyeli de o kadar artar.

Fakat Birleşik Devletler'de, ideal olan azami kişisel özgürlüktür, ya da (Brian) Arthur'un ifade ettiği şekliyle, “bırakalım herkes kendi John Wayne'i olsun ve kendi silahlarıyla etrafta gezinsin”. Bu idealin ne kadar büyük bir kısmı pratikte tehdit altında olursa olsun, hâlâ efsanevi bir gücü elinde tutmaktadır.

Ancak artan kazançlar bu efsanenin kalbini parçalıyorlar. Eğer az riskli olaylar sizi birkaç olası sonuçtan herhangi birine kilitleyebiliyorsa, o zaman gerçekte seçilen sonuç en iyisi olmayabilir. Ve bunun da anlamı, azami kişisel özgürlüğün –ve serbest piyasanın– tüm olası dünyaların en iyisini üretmeyebileceğidir. Demek ki artan kazançları savunmakla Arthur masum bir şekilde bir mayın tarlasına basmış oluyor. (Brian Arthur bir iktisatçı ve karmaşıklığın teorisyenlerinden biridir.)

Evrimci teori akımına önemli bir katkıda bulunmuş olan Stephen Jay Gould, kendisinin “kesintili denge” teorisiyle diyalektik materyalizm arasındaki paralellikleri açıkça kavramış bulunan birkaç Batılı bilimciden biridir. Panda'nın Başparmağı adlı kitabında şunları söylüyor:

Eğer tedricilik doğanın bir olgusu olmaktan çok Batı düşüncesinin bir ürünüyse, o takdirde bizim kısıtlayıcı önyargılar âlemini genişletmek için, alternatif değişim felsefeleri düşünmemiz gerekir. Örneğin Sovyetler Birliği'nde bilimciler çok farklı bir değişim felsefesiyle eğitilirler: Hegel felsefesinden alınarak Engels tarafından yeniden formüle edilen diyalektik yasalar. Diyalektik yasalar açıkça kesintilidirler. Meselâ “niceliğin niteliğe dönüşümü”nden bahsederler. Bu belki bir put gibi algılanabilir, ama değişimlerin yavaş bir stres birikimini takiben büyük bir sıçrama içerisinde gerçekleştiğini, yani bir sistemin kırılma noktasına ulaşıncaya kadar dayandığı fikrini ileri sürer. Suyu ısıtırsanız eninde sonunda kaynar. İşçileri giderek daha fazla ezerseniz bir devrime yol açarsınız. Eldredge ve ben, Rus paleontologlarının bizim kesintili dengemize benzer bir modeli desteklediklerini öğrendiğimizde büyülenmiştik.

Her şeyden önce paleontoloji ve antropoloji, statükoyu savunanlar açısından potansiyel olarak tehlikeli politik anlamları olan tarihsel ve toplumsal bilimlerden çok ince bir çizgiyle ayrılmıştır. Engels'in işaret ettiği gibi, bu bilimler toplumsal bilimlere ne kadar yaklaşırlarsa, o kadar az objektif ve o kadar fazla gerici hale geliyorlar. Bu nedenle ihtiyatlılığına rağmen Stephen Gould'un diyalektik bir bakış açısına çok yaklaşmış olması umut vericidir:

Yine de, kesintililik bakış açısının, biyolojik ve jeolojik değişimi, rakiplerinden çok daha doğru ve gerçeklikle çok daha örtüşen bir biçimde resmettiğinin kanıtlanabileceğine olan kişisel inancımı itiraf edeceğim; yalnızca kararlı bir durumdaki karmaşık sistemlerin hem yaygın hem de değişime son derece dirençli olmalarından ötürü olsa bile.

Geçen yüzyılda, Marx ironik bir biçimde, doğa bilimcilerin çoğunun “utangaç materyalistler” olduklarına işaret etmişti. 20. yüzyılın son yarsında hâlâ büyük bir paradoks yaşıyoruz. Marx'ın ya da Hegel'in tek bir kelimesini bile okumayan bilimciler, bağımsız bir şekilde, diyalektik materyalizmin birçok düşüncesine kendiliklerinden ulaşmışlardır. Yürekten inanıyoruz ki, bilimin gelecekteki gelişimi diyalektik yöntemin önemini doğrulayacak ve buna öncülük edenler eninde sonunda mahrum edildikleri itibara kavuşacaklardır.

Stalinist Karikatür

Geçmişte Marksizmin düşüncelerine yaklaşan birçok insanın önündeki ciddi engel Stalinizmin temsil ettiği karikatürdü. Bu karikatür çelişkili bir rol oynadı. Bir yandan, Sovyetler Birliği'nde ulusallaştırılmış planlı ekonominin muazzam başarıları Batıda birçok işçiyi ve entelektüeli güçlü bir biçimde cezbetmişti. İngiltere'deki meşhur biyolog J. B. S. Haldane gibi en parlak bilimciler Marksizmi benimsediler ve onu umut verici sonuçlarla birlikte kendi alanlarına uygulamaya başladılar. Bilimin en son keşiflerini anlaşılabilir bir dille açıklamaya dönük çabalardan oluşan çok sayıda çalışma ortaya çıktı. Sonuçlar değişkendi, ama yine de bu literatür popüler tüketim için üretilen bugünkü mistikleştirici yazılara nazaran son derece tercih edilebilir bir literatürdü.

Hiç şüphe yok ki, Rusya'daki kültürün, eğitimin ve bilimin emsalsiz ilerlemeleri yalnızca uluslararası işçi hareketi açısından değil, Batıdaki en iyi entelektüeller ve bilimciler açısından da bir referans noktası olarak hizmet görmüştür. Bu başarılar, eninde sonunda onun temelini oyan tüm devasa bürokratik çarpılmalara rağmen, ulusallaştırılmış planlı ekonominin potansiyelini ortaya koydu. Bu başarılar bugünkü durumla büsbütün bir tezat oluşturuyor. Sovyetler Birliği'nin yıkılışı ve “piyasa ekonomisi” doğrultusunda ilerleme çabası, üretici güçlerin ve kültürün korkunç bir çöküşü sonucunu üretti. Birdenbire, planlı ekonomi düşüncesine, Marksizme ve genel olarak sosyalizme karşı dünya ölçeğinde muazzam bir ideolojik karşı saldırıya girişildi. Sosyalizmin düşmanları, Marksizmin adını karalama çabalarında Stalinizmin işlediği suçlardan yararlandılar. İnsanları, devrimin bir işe yaramadığına ve sonuç olarak büyük bankaların ve tekellerin egemenliğini kurmanın, kitlesel işsizliği ve düşen yaşam standartlarını kabullenmenin daha iyi olacağına ikna etmeyi hedefliyorlar, çünkü diyorlar “başka bir alternatif yok”.


 

Giriş Formu

Soru Sor - Cevap Ver

kalbe takılan stent

eşim 39 yaşında.8ay önce anadamara stent takıldı.1 ay sonra ilaçlarını bıraktı.şu anda alkol,yemek,ve sigara kullanımına devam ediyor.kalp krizi riski ne kadar.takılan stent ne kadar...

Sağlık kategorisinde soruldu Soru lider tarafından soruldu

1 Cevap 676 defa okundu Bugün Cevap Bekleyen Soru