| Perşembe 28-Ağustos-2008 20:13:48 | (Sözlük 655.580 İngilizce ve Türkçe terim içermektedir.) |
| Biyokültürel Evrim ve Eller |
| Perşembe, 03 Mayıs 2007 | |||||||
Sayfa 2 toplam 5 Aletlerin sürekli toplumsal kullanımı –Engels’in tercih ettiği sözcükle, emek–, hominid yaşam tarzının gitgide vazgeçilmez bir parçası haline gelir, emek olmaksızın oda sona ererdi. Fakat emek yetisine sahip olmak, hominide, bu yetiye hiç sahip olmayan ya da benzer bir yetinin ancak kaba ve gelişmemiş bir biçimine sahip olan türler karşısında muazzam bir selektif üstünlük sağlar. Biyolojik evrim bertaraf edilmiş olmaz, kültürel evrime –engin bir vasıf, bilgi, deneyim ve dil stokunun kuşaktan kuşağa birikimi– büyük bir itki verilmiş olur. Hominid gelişiminin kanıtları, özellikle de bazı hayvan kesim bölgelerinde taş aletlerin kullanımı, belli bir aşamada, belki de küçük av hayvanlarından büyük av hayvanlarına yönelmeyle birlikte, avlanma vakalarında maymunlara kıyasla büyük bir artış yaşanmış olması gerektiğini gösteriyor. Etin bitkisel besinlerden çok daha fazla besleyici değeri olduğuna işaret eden Engels de bu konuyu gözden kaçırmamıştı. Fakat yine de bitkisel besinler büyük ihtimalle günlük diyetin büyük bir bölümü olarak kalmaya devam etmiş ve büyük olasılıkla bu tür besinlerin üretimiyle ve toplanmasıyla ilişkili olan aletler (kazıyıcı sopalar ya da taşıyıcı torbalar) yok olup gitmiş olmalı. "Fakat alet yapımı ve kullanımı, birlikte çalışmanın, toplumsal emeğin kullanımını ve anlamlılığını da arttırır," der Engels. Hem alet yapımı hem de toplumsal emek, dil ve konuşma sorununu ortaya çıkardı.“Elin, konuşma organının ve beynin, yalnızca tek bir bireyde değil tüm toplumda birlikte çalışmasıyla, insanoğlu çok daha karmaşık işlemleri yapabilir hale geldi.”İnsan türünün kökeni hususundaki maddi delillerin büyük bir bölümü paleontolojiden –fosillerin ve taş aletlerin toplanması– sağlanır. İlk taş aletler 2,5 ila 3 milyon yıllıktır. Bu hominid (insansı) kalıntılar, başka aletleri yapmakta kullanılan aletleri de barındırırlar ve bu olgu, günümüz insansı maymunlarıyla berrak bir ayrıma işaret eder. Günümüz maymunları, yumuşak malzemelerden (ince dallar ve yapraklar) çeşitli aletler yapıyor ve kullanıyor olsalar da, hiçbir zaman bunları başka aletler yapmak üzere kullanmazlar. Hominid aletler genellikle yapıldıkları ve kullanıldıkları yerle ilintilidirler, başlangıçta çok basittiler fakat bir milyon yıl sonra gitgide karmaşıklaşıp sofistikeleştiler. Tanzanya’daki Olduvai Geçiti'nde bulunmalarından sonra Oldowan taş kültürü olarak adlandırılan bu kültür, bir buçuk ilâ iki buçuk milyon yıl önce Acheulian diye adlandırılan daha gelişmiş bir taş kültürüne dönüştü. Elbette bugüne kemik, odun ve deriden yapılmış olanlar değil ancak taş aletler kalabildi. Belli bir amaç için biçimlendirilmeleri ve bu amaca uygun hale getirilmeleri çok daha zor olan taş aletler geliştirilmeden önce, diğer malzemelerden yapılmış aletlerin geliştirildiği görüşü genel bir kabul görmektedir. En basit araçlar bile, sayısız denemelerden, deneyimlerden, gözlemlerden, fikir yürütme ve hatırlamalardan oluşan uzun bir dönemin ürünüdürler. Bitki köklerini kazıp çıkarmak için sivriltilmiş sopalar ya da besinleri taşımak için deri çantalar gibi en basit aletler, insan gelişiminde neredeyse bir devrimi temsil ederler; insan elinden çıkmış bu yumuşak aletlerin hiçbiri günümüze kadar korunamamış olsa da, bu tür aletler ilk hominid türlerine hayatta kalmak açısından muazzam avantajlar sağlamış olmalı. Bu nedenle, 2,5 milyon yıllık Oldowan taş kültüründen çok daha önce, ilk hominidlerin çabuk çürüyen malzemelerden yapılmış da olsa alet kullanmış olmaları muhtemeldir. Taş aletler bu fosillerle ilişkilendirilmemiştir. Bu tür aletler, herşeyden önce, daha büyük bir kafatası hacmine ve daha insani diğer özelliklere sahip farklı bir fosil türü olan (bazı paleontologlar aynı türün daha sonraki gelişimine ait olduğunu ileri sürmüş olmasına rağmen) Homo habilis’e aittir. Görünen o ki bu buluntular, alet kullanımı ve dik yürümenin, insan beyninin gelişiminden önce olduğunu ileri süren modern antropologların yaklaşımını onaylamaktadır. Bu konu hakkında Amerikalı antropolog Napier şöyle yazmıştı: “Bugün artık açığa çıkıyor ki, evrimdeki bu önemli kültürel aşamanın (alet yapımı ve kullanımı) başlangıcı, insanın biyolojik evriminin çok daha erken aşamalarında yatmaktadır, çok daha uzun bir zaman diliminde var olmuştur ve eskiden inanıldığından çok daha az gelişmiş bir hominid ve çok daha az uzmanlaşmış bir el tarafından hayata geçirilmiştir.” İklimsel değişimlerin yol açtığı Asya’daki çevresel baskılar da bazı maymun gruplarını ormanların kenarına itmişti. Bunlar modern babunlara dönüştüler, babunlar besin aramak için yerde hareket ederler ancak kendilerini korumak için ağaçlara geri dönerler. Primatlar bir hareket tarzı çeşitliliği sergilerler. Tarsier, atlayıp sıçrar ve ağaçlara tutunur, gibon ağaçların dalları arasında bir sarkaç gibi sallanarak hareket eder, orangutan dört ellidir, goril dört ayaklı bir yürüyüşçüdür maymun gerçek bir dört ayaklıdır, yalnızca hominidler tamamen iki ayaklı olmayı göze almışlardı. Diğer uzmanlaşmalar ellerle ilgilidir. Eğer biri sıçrayıp bir dalı yakalamak istiyorsa, mesafeyi daha kesin bir şekilde kestirmekte yetkin olmalıdır. Eğer değilse en iyi durumda eli boş dönecektir; en kötü durumda ise dalı hiç yakalayamayacak ve düşecektir. Daha hassas bir mesafe tahmininin yolu iki gözle bakmaktan geçer. İki gözü bir nesnenin üzerine odaklamak derinliği algılamayı sağlar. Bu da gözlerin, sincaplardaki gibi başın yan tarafında değil de, kafatasının önyüzünde bulunmasını ve ileriye bakmasını gerektirir. Primat atalarımız böyle bir bakışı geliştirdiler. Kafatasları gözlerin yeni konumuna uymak için yuvarlaklaştı, ve biçimdeki bu değişiklikle birlikte kafatası hacminin büyümesi ve daha büyük bir beyine sahip olma fırsatı doğdu. Aynı zamanda, çene küçüldü. Elleri olan bir hayvan, toplama ve avlanma işlerini artık dişleriyle yapmak zorunda değildir. Bu işleri daha küçük bir çeneyle daha az dişle de yapabilir. Modern insansı maymunlar ve diğer maymunlar ve insanlar her çenede on altı dişe sahipler. Atalarının ise yirmi iki dişi vardır. Psikolog Jerome Bruner çocukların zihinsel gelişimi üzerine kaleme aldığı yazılarda, hüner gerektiren davranışların, bir yanda dil üretmeyle ve diğer yanda da problem çözmeyle birçok ortak noktası olduğunda ısrar etmişti. En basit hünerlerin neredeyse hepsi elin ya da ellerin kullanılmasını ve gözün kılavuzluğunu gerektirir. İnsan elinin gelişimi üzerine Bruner şunları yazıyor: “İnsanın elleri yavaş gelişen bir sistemdir, ve insanlar türümüzü diğerlerinden ayırt eden el zekâsı çeşidini –alet yapma ve kullanma– sergilemeden önce yıllar geçti.” Aslında tarihsel olarak eller, primatların evrimini inceleyen öğrencilerin bile çok fazla dikkatini çekmemiştir. Wood Jones ise maymun eliyle insan eli arasında küçük morfolojik farklılıklar bulunduğuna, esas farklılığın merkezi sinir sistemi tarafından koşuldukları işlevlerde olduğuna bizi ikna etmek zorunda kalmıştı. Yine de, Clark ve Napier’in işaret ettiği gibi, eldeki morfolojik değişimin evrimsel doğrultusu, ağaç farelerinden, Yeni Dünya maymunlarından, Eski Dünya maymunlarından geçerek insana ilerler; bu da elin işlevinin ve onunla birlikte insan zekâsının hayata geçirilişinin nasıl değiştiğini gözler önüne serer. |
|||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|