| Biyokültürel Evrim ve Eller |
| Çarşamba, 02 Mayıs 2007 | |||||||
Sayfa 1 toplam 5 İnsan ırkları ve insanlar arasındaki birbirinden farklı fiziksel özellikler insan türüne ait varyasyonlardır. varyasyon, genetik biliminde kullanılan bir terimdir ve "çeşitlenme" anlamına gelir.Varyasyonların kaynağı ise o türün içindeki bireylerin sahip olduğu genetik bilgidir. Bu bireylerin aralarındaki eşleşmeler sonucunda bu genetik bilgi yeni nesillerde değişik kombinasyonlarda bir araya gelir.Anne ve babanın kromozomları arasında genetik madde alışverişi olur. Böylece genler birbiriyle karışır. Bunun sonucunda bu bireyin fiziksel özelliklerinde bir çeşitlenme meydana gelir. Bu genetik olay, bir canlı türünün içindeki bireylerin ya da grupların, birbirlerinden farklı özelliklere sahip olmasına neden olur. Yeryüzündeki insanların hepsi temelde aynı genetik bilgiye sahiptirler, ama bu genetik bilginin izin verdiği varyasyon potansiyeli sayesinde kimisi çekik gözlüdür, kimisi kızıl saçlıdır, kimisinin burnu uzun, kimisinin boyu kısadır. Burada bilinmesi gereken önemli bir nokta da şudur: Her fiziksel özelliği belirleyen iki gen vardır. Bunlardan biri çekinik, diğeri baskın ya da her ikisi de eşit derecede baskın olabilir. Örneğin kişinin göz rengini belirleyen iki gen vardır. Bunlardan biri anneden diğeri ise babadan gelir. Baskın olan gen hangisi ise çocuğun göz rengi o gen tarafından kontrol edilir. Bu kural diğer bütün fiziksel özellikler ve bunları belirleyen genler için de geçerlidir. Kulak, burun, ağız şekli, boy uzunluğu, kemik yapısı, uzuvların ve organların yapısı, şekli, özellikleri, vs. gibi yüzlerce hatta binlerce özellik bu şekilde kontrol edilir. İşte bu özellik nedeniyle, genetik yapıda yer alan sayısız bilgi o bireyin dış görünümüne yansımadan sonraki nesillere aktarılabilir. Genel olarak evrimde, belli fiziksel özelliklerin (renk, boyut, biçim vb.) gelişmesi bazı türlere selektif bir üstünlük sağlayabilir, böylece bu özellik muhtemelen kuşaktan kuşağa aktarılır. Fakat insan türünün gelişiminde bizzat alet kullanımı ve toplumsal davranış, bu kültürel becerilerin gençlere öğretilmesi sayesinde kuşaktan kuşağa aktarılan, uyum sağlayıcı bir özellik haline gelmiştir. Kültür, çok farklı tanımları yapılabilen bir kavramdır. Ancak bir insan topluluğunun bireylerinin düşünce, inanç ve yaşama ve biçimleri, yaptıkları aletler ve davranış biçimleri çoğunlukla kültürün göstergeleri olarak kabul edilmektedir. Bir toplulukta bireylerin ölmelerine karşın kültür sürer gider. Diğer yandan da değer yargıları ve anlayışlar değiştikçe, kültür de değişime uğrar ve bu süreç böylece sürer gider.Genel olarak kültürü insanın doğal ve toplumsal çevresiyle olan etkileşimi ve bu etkileşim sonucu ortaya çıkan ürün olarak adlandırabiliriz. Tarih öncesi kültürlere gelirsek eğer, bu çok uzun dönemi tanımamıza yardım edebilecek yazılı belgeler yoktur. Elimizdeki temel bilgi kaynakları, sadece, insanların yaptıkları aletler, yaşadıkları ve ölülerini gömdükleri yerde bulunan her türlü kalıntıdır.Bunlar da ancak büyük bir bütünün çok küçük parçalarıdır. Modern insansı maymunlarda alet kullanımı tesadüfiyken ve bir kuşaktan diğerine hiçbir şekilde aktarılmazken; iletişimsel bir konuşmayı da içeren bir toplumsal organizasyonu öğrenmeye, alet kullanımında uzmanlaşmaya başlayan bir türde, bu beceriler kümülatif bir biçimde kuşaktan kuşağa aktarılır. O kadar da büyük bir beyni olmamasına rağmen Lucy’nin eli, modern insansı maymunlarla karşılaştırıldığında niteliksel bir üstünlüğü ifade eden bir beceriyi akla getirir. Düzenli alet yapımı ve kullanımı, Engels’in açıkladığı gibi:" En başta el ve beyin olmak üzere çeşitli insani özelliklerin daha da gelişmesine ve incelikleşmesine yol açma eğiliminde olsa gerektir." Daha sonraki hominid türlerinde gerçekleşen şey de tastamam budur. Lucy, bu büyük beyinli insansı maymun, alet yapabilme ve üretebilme yeteneğine sahipti ve bu yeteneğini kullanarak aynı zamanda primat evrimini insan beyninin ve elinin kusursuzlaşması yoluna da böylelikle sokmuş oluyordu. Lucy’nin ait olduğu türün insan soyuyla tam ilişkisinin ne olduğuna dair bilimsel tartışmalar, dik durma ve elin gelişiminin, büyük bir beynin gelişimini öncelediği olgusunu değiştirmez. Hiç kuşkusuz 3,5 milyon yıllık Lucy, odun ve deri gibi malzemelerden aletler yapıp kullanmasını sağlayacak yeterli el becerilerine sahip olmalıydı. Dahası, kendisine, alet yapmak, kullanmak ve besinlerini ya da aletlerini taşımak için ellerini kullanmasını sağlayacak tam bir hareket serbestliği sağlayan, modern insanlar kadar gelişmiş bir dik yürüme kabiliyeti vardı. Gerçekten de, Lucy’nin ellerinin biçiminin, düzenli ve sürekli bir alet kullanıcısı olmasından başka bir açıklaması yoktur. Engels’in dediği gibi:“Eğer kıllı atalarımızın dik durmaları ilkin bir kural, ardından da bir zorunluluk olduysa, bu süre zarfında ellerde de çeşitli diğer işlevlerin gelişmesi akla yatkın olacaktır.” Lucy ve kuzenleri tamamen iki ayaklıydılar, yani dik yürüyorlardı. Kalça, uyluk ve diz kemikleri, modern insanlardan hiç de geri kalmayan verimli bir dik yürüyüş kapasitesine işaret eder. Elin tam karşısında bulunan başparmakları vardı, böylelikle elleri, sıkıca kavrama ve tuttuğu nesneleri gereğince hareket ettirebilme yeteneğine sahip oluyordu. Bu el,insan eli gibi alet yapabilme ve kullanabilme yeteneğine sahipti, yine de insan eline çok benzemesine rağmen tam bir insan eli değildi. Türün beyin büyüklüğüyle ilgili bir ölçü olan kafatası hacmi, aynı vücut ağırlığına sahip insansı maymunlardan yalnızca biraz daha büyüktü. Şempanzelerin kafatası hacmi 300 ya da 400 ml’dir. Australopithecus afarensis ise 380 ila 450 ml’lik bir kafatası hacmine sahipti. (Homo sapiens’in ortalama kafatası hacmi 1400 ml’dir.) Böylece bu fosil kalıntıları bariz biçimde küçük beyinli fakat çok açıkça el becerilerine sahip dik yürüyebilen bir hominidin varlığına işaret ediyor. Bu keşifler, bir başka paleontolog, Mary Leakey tarafından Kuzey Tanzanya’nın Laetoli bölgesinde, volkanik küller içinde fosilleşmiş durumda bulunan dikkate değer iki grup ayak iziyle tamamlanıyordu. 3,5 ilâ 3,7 milyon yıllık bu ayak izlerinin incelenmesiyle bunların hominidler tarafından bırakılmış olduğu görüldü. Leakey’nin ifadesini kullanacak olursak, “tamamen dik duruşlu, iki-ayak üzerinde adım atarak yürüyen bir tür”dü bu. Bu senaryo, Amerikalı paleoantropolog Johanson tarafından Doğu Afrika’da bulunan son fosil keşifleriyle uyumludur. Lucy takma adıyla anılan 3,5-3,75 milyon yıllarına tarihlendirilen bu kadın iskeleti Johanson’un Australopithecus afarensis olarak tanımladığı türe aittir. Bu fosil, bir dizi dikkate değer olguya işaret eder: Hem Johanson hem de Leakey, Etiyopya’nın Hadar bölgesinde ve Tanzanya’nın Laetoli bölgesinde keşfedilen buluntuların birbirleriyle ilintili olduklarını ileri sürdüler. Hatta Johanson bunların aynı türe ait olabileceğini iddia etti. Ne olursa olsun, bu buluntuların çok açıkça gösterdiği tek bir şey varsa o da, son derece gelişmiş el becerilerine ait vasıfların (ki alet kullanımının göstergesidir) ve tam dik duruşun, insan beyninin tam gelişimini çok açık biçimde öncelemiş oluşudur. İnsana en çok benzeyen insansı maymunların gelişmemiş elleriyle, insan eli arasında dağlar kadar fark vardır. Yeni işlevlere uyum sağlama, kasların, bağların ve uzun zaman dilimlerinde özel bir değişim geçirmiş kemiklerin ve tüm bu kalıtsal inceliklerin daha da yeni işlerde kullanılması, insan eline, Rafael’in tablolarını, Thorwaldsen’in heykellerini ve Paganini’nin müziğini gerçekleştirebilmesi için gerekli yüksek kusursuzluğu sağladı.” (Doğanın Diyalektiği, Engels ) |
|||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| ADnet Reklamları | Siz de reklam verin ![]() |
|